DOLAR 17,9667 0.09%
EURO 18,2896 0.04%
ALTIN 1.018,020,11
BITCOIN 423168-1,12%
Isparta
26°

AÇIK

13:13

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

ataşehir escort
istanbul escort bayan
_İsmail Cingöz – YENİ DÜNYA SİSTEMİNDE TÜRK DEVLETLERİ
6421 okunma

_İsmail Cingöz – YENİ DÜNYA SİSTEMİNDE TÜRK DEVLETLERİ

ABONE OL
31 Ocak 2022 19:27
_İsmail Cingöz – YENİ DÜNYA SİSTEMİNDE TÜRK DEVLETLERİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

YENİ DÜNYA SİSTEMİNDE TÜRK DEVLETLERİ

İsmail CİNGÖZ*

Tarihi geçmişi binlerce yıl geriye giden Türk Milletinin, son 5.000 yılına bakıldığında ekser çoğunluğunun Asya ağırlıklı, Anadolu ve Balkanlar bölgelerinde dağılım sergilediği görülmektedir. Hun Türklerinden Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar; imparatorluk, hanlık, beylik, atabeylik ve cumhuriyet gibi birçok değişik yönetim şekliyle devlet kurmuş olan Türk Milleti, tarihi süreç içerisinde maalesef ki çoğunlukla yekpare bir yönetim altında olamamıştır. Aynı zamanda birkaç farklı devlete/yönetime sahip, hatta birbiri ile de mücadele halinde oldukları dönemler de olmuştur; çünkü Asya, Avrupa ve Afrika kıtaları arasında çok geniş bir sahada yaşamaları bu sonucu doğurmuştur. Ayrıca boy, oba ve oymak gibi yapılanmaları da Türklerin yekpare olarak hareket etmelerine engel olan bir diğer husus olurken, cihan hakimiyeti ülküsü ile topraklarını genişletirken de bazı zamanlar birbiri ile mücadeleyi beraberinde getirmiştir.

  1. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşanan Birinci Dünya Savaşı’nın ardından dönemin en büyük Türk Devleti olan Osmanlı Devleti’nin toprakları işgal edilmiştir. İşgale karşı çıkarak Gazi Mutafa Kemal Atatürk önderliğinde olağanüstü şartlarda yaşanan Millî Mücadeleyi kazanan Ankara Hükumeti, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu gerçekleştirmiştir. Lakin bu sürecin öncesinde, Osmanlı Devleti’nin Avrupa, ardından Balkanlardan, Kuzey Afrika’dan Kafkaslar ve Ortadoğu’dan çekilme süreci yaşanmıştır. Yine bu süreçte Kafkaslardan Doğu Türkistan’a uzanan Türkistan toprakları başta Rusya olmak üzere Çin ve İngiltere tarafından işgal edilmiştir.

1.824.418 Km2’lik bir alana sahip olan Doğu Türkistan 1700’lerin ikinci çeyreğinde Çin tarafından işgal edilmiştir. 1759’dan 1944’e kadar 42 defa ayaklanan Doğu Türkistan Türkleri[1]; Yakup Han önderliğinde 1865-1878, Hoca Niyaz ve Sabit Damulla liderliğinde 1933-1934 (3 ay dayanabilmiştir) ve Ali Han Töre (Cumhurbaşkanı) ve Osman Batur (Kazakların Hanı unvanı ile Cumhuriyetin emrine girmiştir) 1944-1951 yıllarında bağımsızlık elde etmiş olsalar da bu bağımsızlıklar maalesef uzun ömürlü olamamıştır[2].

Hindistan merkezli Babür Türk İmparatorluğu ise 1700’lü yılların başından itibaren İngiltere’nin hedefi olmuştur. 31 Aralık 1600 tarihi itibariyle İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth hamiliğinde Hindistan’a yerleşmeye başlayan İngiliz tüccarlarını korumak üzere İngiliz işgalleri kısa sürede Afganistan’a kadar uzanacak şekilde kuzeye doğru genişlemiştir. Eş zamanlı olarak Rusya doğuya, Çin ise batıya doğru yayılırken, üç devletin çakıştığı Güney Türkistan sahasında çarpışmayı göze alamayan bu üç ülke tarafından ortada kalan sahada suni bir Afgan Emirliği adıyla bir devlet yapılanması ihdas edilmiştir. Ancak kısa süre sonra İngiliz Doğu Hindistan Şirketi ve koruma askerleri ile Afgan Emirliği’nin karşı karşıya gelmeleri ile 1839-1842 tarihleri arasında I. Afgan-İngiliz Savaşı yaşanmıştır. İngilizler başlangıçta üstün görülse de savaşı Afgan Emirliği kazanmıştır. Böylece yenilmez zannedilen İngiliz askerlerinin de yenilebileceğini gören Hintliler, 1857’de ilk kez Büyük Hint Ayaklanmasını başlatmışlardır[3].

1879-1880 arasında yaşanan II. Afgan-İngiliz Savaşını İngiltere kazanmıştır. 6 Mayıs-8 Ağustos 1919 döneminde yaşanan III. Afgan-İngiliz Savaşı’nı İngilizler kaybetmiş ve Emanullah Han’ın monarşi yönetiminde kurulan Afganistan’ın bağımsızlığını tanımak zorunda kalmıştır[4].

Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik olarak ayrılırken Anadolu başta olmak üzere bir çok toprakları gibi Suriye ve Irak toprakları da galip devletler işgal edilmişti. Fransız ve İngilizler tarafından işgal edilen Suriye ile Irak topraklarında kalan Türk nüfus; gerek işgal kuvvetleri tarafından gerekse bağımsızlık sonrası adeta yok sayıldıkları görülmektedir.

Bu kısa giriş ile Türkistan ve Türk devletlerinin işgal edilme süreci özetlenebilir. Ancak unutulmamalıdır ki; Türk Dünyasının son yüz yıl içerisinde parçalanmış bir şekilde olmasının en büyük sebebi İkinci Dünya Savaşı’nın ardından inşa edilen İki Kutuplu Dünya Sistemi’dir.

***

İki Kutuplu Dünya Sistemi sürecinde Rusya işgali/yönetimi altında kalan Türkistan bölgesinde gözardı edilmemesi gereken çok önemli bir uygulama hayata geçirilmiştir: “Sınırları ve etnik grupların yerlerini değiştirmek.” Zira sık sık sınırları değiştiren Rusya, hiçbir etnik grubun kendi başına ayakta duramayacağı ve tam bağımsız olamayacağı şekilde sürekli bölgesel sorun kaynakları yaratılacak şekilde idare etmeyi tercih etmiştir. Ayrıca Tatar Türkleri ve Ahıska Türkleri başta olmak üzere özellikle Türk kökenli halkları yaşadıkları coğrafyalardan alarak, sistematik bir şekilde Sovyet Rusya içlerine göç ettirerek soykırım ve asimilasyona tabi tutmuştur. Göç ettirilen grupların ayrıca yerleştirildikleri bölgelerdeki yerli halkla da kasten sık sık karşı karşıya gelmelerine yol açacak uygulamalarla Türk toplulukları arasında ayrışmalar yaşanmasına vesile oldukları görülmüştür.

Nihayetinde Sovyet Rusya’nın 1980’lerin sonunda kontrollü bir şekilde dağılmasının ardından Kırgızistan-Tacikistan örneğinde olduğu gibi bağımsızlığını elde eden bazı Türk devletleri arasında yaşanan sınır sorunları nedeniyle dostane ilişkilerin gelişmesi zaman almıştır.

Yaklaşık 70 yıl Sovyet Rusya idaresi altında kalan Türk Devletleri’nin bağımsızlıklarını elde etmelerinden sonra başta siyasi ve ekonomik olmak üzere birlikte hareket etmenin yollarını aradıkları görülmektedir. Bu hareketin lokomotif ülkesi konumunda olan Türkiye’nin önderliğinde Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Macaristan adım adım Türk Devletleri Teşkilatı örgütüne giden süreci başlatmışlardır.

3 Ekim 2009 tarihinde Nahçıvan’da bir araya gelen Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan ve Kırgızistan tarafından imzalanan Nahcivan Anlaşması ile kurulan Türk Konseyi, 2018’de Türk Keneşi adını almıştır. Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi (Türk Konseyi) Devlet Başkanları adıyla düzenlenen 8. Zirve ile Türk Keneşi; 12 Kasım 2021 tarihinde İstanbul’da bir araya gelmiştir. Zirveye, Eylül 2018’de Kırgızistan’ın Cholpon-Ata şehrinde düzenlenen 6. Türk Konseyi Zirvesinden itibaren gözlemci statüsü ile oluşuma dahil olan Macaristan ile birlikte Türkmenistan da ilk kez gözlemci statüsü ile katılmıştır[5].

12 Kasım 2021 günü gerçekleşen toplantıda Konseyin isminin Türk Devletleri Teşkilatı olarak değiştirilmesi uluslararası kamuoyunda dikkat çekerken Türk dünyasında da büyük heyecan yaratmıştır. Zira Türk Devletleri’nin entegrasyonuna uzanması beklenen sürecin ete-kemiğe bürünmekte olduğunun görülmeye başlanması ümitleri arttırmıştır[6].

Türk Devletlerinin gelecekteki entegrasyonları için bu girişimler önemlidir. İlerleyen süreçte Türk Devletleri Teşkilatı’nın sadece bu devletlerle de sınırlı kalmayacağı kuvvetle muhtemel görülmektedir; çünkü inşa edilmekte olduğu görülen yeni dünya sistemi içerisinde geleceklerini Türk devlerinin yanında yer alarak garanti altına almak/sürdürebilmek için birçok devletin de bu oluşuma dahil olmak isteyecekleri öngörülmektedir.

***

İkinci Dünya Savaşı’nın son günlerinde 4-11 Şubat 1945’te Yalta’da gizlice bir araya gelen Birleşik Krallık Başbakanı Winston Churchill, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Franklin Delano Roosevelt ve Sovyetler Birliği Genel Sekreteri Josef Stalin tarafından İki Kutuplu Dünya Sistemi’nin inşa edilmesi kabul edilmiştir. Bu sistem içerisinde Türkiye, Batı Bloğunda ve ABD’nin yanında, Türkistan coğrafyasında yer alan Türk toplulukları ise Doğu Bloğunda yani Sovyet Rusya’nın kontrolünde kalması kabul edilmiştir. Dolayısı ile 1990’lara kadar Soğuk Savaş yılları adıyla anılacak süreç içerisinde Türk Mileti’nin birlik oluşturması imkânı olmamıştır.

Nihayetinde 1980’lerin sonu itibariyle İki Kutuplu Dünya Sistemi, Sovyet Rusya’nın kontrollü bir şekilde dağılmasıyla çökmüş, bir süre ABD başat güç olarak dünyanın Jandarmalığını yapmış olsa da ilerleyen süreçte onun da sonunun gelmekte olduğu ortaya çıkmıştır.

Zira İngiltere Başbakanı Boris Johnson, İngiltere savunma ve dış politika rotasını açıklarken bir cümlesinde “Birleşik Krallık, uluslararası kalkınmada dünya lideri olmaya devam edecek ve mali durum izin verdiğinde gayri safi milli gelirin %0,7’sini kalkınmaya harcama taahhüdümüze geri döneceğiz” ifadesi[7] ile yeniden dünya liderliğine talip olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Dolayısı ile İngiltere, 1945 yılında Dünya Liderliği rolünü “geçici olarak” verdiği ABD’nin güç kaybetmekte olduğunu ve yakın gelecekte dünya liderliğini kaybedeceğini bildiği için yerine kendisinin geçmeye hazırlandığını zımnen deklare ettiği anlaşılmıştır.

Boris Johnson tarafından açıklanan bahse konu strateji belgesi incelendiğinde[8]; gelecek 10 yıl içerisinde jeopolitik ve ekonomik çekim merkezinin doğuya; Çin, Hindistan, Japonya gibi ülkelere kayacağının öngörüldüğünü anlayan İngiltere tarafından “Hint-Pasifik bölgesindeki Asya ülkeleriyle diplomatik ilişkilere öncelik verileceği” açıklanmıştır.

Strateji belgesi ile ayrıca Birleşik Krallık olarak “Rekabetçi Bir Çağda Küresel Britanya” konseptinin benimsendiğine dikkat çekildiği görülmektedir. Zira Birleşik Krallık olarak ilk önce Güneydoğu Asya Uluslar Birliğine (ASEAN) partner ülke statüsü ile başvuruda bulunduklarını, dolayısı ile öncelikle Asya’da daha büyük oyuncu haline gelmenin hedeflendiği ve bu doğrultuda siyasi, ekonomik ve askerî açıdan bu bölge ile daha yakından ilgilenileceği[9] anlaşılmaktadır. Dolayısı ile derin İngiliz siyaseti kapsamında ele alındığı bariz bir şekilde anlaşılan ve beklenmedik bir anda imzalandığı deklare edilen Aukus Antlaşması’nda İngiltere de yer almıştır.

İnşa sürecindeki yeni dünya sisteminde gelecekte Çin ile mücadele edebilmek için uzun bir zamandır Pasifik bölgesine güç kaydırmakta olduğu bilinen ABD ile birlikte İngiltere ve Avustralya tarafından 16 Eylül 2021 tarihinde imzalanan AUKUS Antlaşması, uluslararası kamuoyu açısından oldukça önemlidir. Zira anlaşma etkisi itibariyle sadece üç ülkeyi değil, küresel dinamikleri de ilgilendirmektedir[10].

***

Yeni Dünya Sistemi’nin 2050 yılına kadar inşa edileceği varsayılmaktadır. Buradan hareket ettiği anlaşılan Türk Devletleri Teşkilatı’nın da 2040 Vizyonu adıyla hedefler koyduğunun görülmesi bu süreci doğru okuduklarını göstermesi açısından önemlidir. Dolayısı ile İngiltere, Çin ve Türkiye merkezli Türk Devletleri Teşkilatı’nın inşa edecekleri yeni dünya sisteminin 3 kutuplu olacağı ortaya çıkmaktadır ve dönüşüm için 20-30 yıla ihtiyaç duyulduğu görülmektedir.

Zira uluslararası ve küresel mevcut yapının dönüşümü için zamana ihtiyaç olduğu muhakkaktır. Osmanlı Devleti’nin dağılma süreci örneğinde olduğu gibi; sıcak denizlere inme hedefleri doğrultusunda Rusya, Osmanlı’nın hızlı çöküşünü hedeflerken, çıkarları çakışan İngiltere’nin ise Osmanlıyı kendi çıkarlarına göre daha yavaş ve kontrollü bir şekilde yıkmayı hedeflediği tarihi vesikalarda yer almaktadır.

Dolayısı ile iki büyük gücün ani yıkılmasının küresel etkilerini çok iyi bilecek kadar tarihi hafızaya sahip olan İngiltere ile yükselen güç Çin’in de yavaş ama emin adımlarla dünya liderliğine doğru ilerlediklerini uluslararası kamuoyuna hissetirmeye başladıkları görülmektedir. Yaklaşmaktaki sonlarını anladıkları belli olan ABD ve Rusya’nın ise bu süreci durdurmak veya en azından uzatmak için bir dizi mücadele içerisinde oldukları görülmektedir. Zira Arap Baharı olayları ile birlikte Suriye ve Libya başta olmak üzere Ortadoğu coğrafyasındaki yerini sağlamlaştırmaya çalışa Rusya diğer taraftan Kırım’ı ilhak etmiştir. ABD’nin ise yükselen güç Çin’i durdurabilmek için başta Kafkaslar, Afganistan ve Ortadoğu’da konuşlu askeri kuvvetlerinin önemli bir kısmını Pasifik bölgesine kaydırdığı görülmektedir. Ancak aynı ABD’nin Yunanistan/Batı Trakya ve Adalar bölgesi ile Suriye’nin kuzeyi-Fırat’ın doğu bölgesine alenen muazzam derecede askeri yığınak yaptığının görülmesi dikkat çekicidir. Zira Türkiye etrafındaki konuşlanmalarının açıktan bir kuşatma olması; yeni dünya sisteminde Türkiye’yi durdurmak üzere planları olduğunu gösterirken, Rusya ile anlaştıklarını da çağrıştırmaktadır.

Bu süreç iyiden iyiye kendini hissettirirken başta gelişmiş ülkeler olmak üzere, gelişmekte olan ülkeler ve 3. Dünya ülkeleri olarak tanımlanan ülkelerin hangi eksende yer edinmeye yani saflarını belirlemeye çalıştıkları anlaşılmaktadır. Ancak “karar vermekte acele etmenin ve taraflarını belli etmenin zamanı değil” türünden düşündükleri, işi ağırdan aldıkları daha doğrusu kafalarının karışık olduğu da belli olmaktadır.

Gelişmiş ve sanayileşmiş Avrupa ülkeleri ise fikri olarak kendilerini İngiltere’ye yakın görseler de Kuşak Yol Projesi ile Pekin’den Londra’ya ulaşma planı ile hareket eden Çin’in devasa gücü karşısında, birlikte hareket edemedikleri/edemeyecekleri bilinmektedir; çünkü İngiltere’nin, Avustralya ve ABD ile hareket ederek Fransa aleyhine imzaladığı Aukus Anlaşması bu hususun en bariz örneği olarak tezahür etmiştir. Dolayısı ile Avrupa ülkelerinin kendi çıkarları doğrultusunda bağımsız hareket edecekleri belli olmuştur. Avrupa’nın lokomotifi Almanya ile Fransa’nın tercihleri diğer ülkelere yol gösterici olacaktır.

Büyük bir nüfus ve önemli yazılım/bilişim yatırımları olan Hindistan’ın İngiltere-Çin tercihi de henüz netleşmemiştir. Eski müstemleke geçmişiyle Hindistan’ın, İngiltere’nin yanında yer alacağı var sayılmakla birlikte, Çin’e olan yakınlığı ve Keşmir sorunu, yıllardır Pakistan ile mücadelesi gibi nedenler Çin ile yakınlaşma zorunluluğunu da ortaya çıkartabileceği hatırda tutulmalıdır.

Kadim Pers kültürü geçmişi olan İran’ın da Çin’in yanında yer alacağı varsayılmakla birlikte son anda çıkarları doğrultusunda İngiltere’yi tercih edebileceği de olasıdır. Zira İran, için rejimin devamı ve siyasal çıkarları önceliklidir. Ancak Türkiye ve Türk Cumhuriyetlerinin yanında yer almayacağına kesin gözüyle bakılabilir; çünkü neredeyse tarihin her döneminde Persler, Türklerle mücadele halinde olmuşlardır. Bu aşamada da İran’ın din kardeşliğini değil, çıkarlarını takip edeceği değerlendirilmektedir.

Babür Türk İmparatorluğu’nun bakiyesi sayılabilecek olan Pakistan’ın Türkiye’ye olan sevgisi olduğu muhakkaktır. Dolayısı ile Pakistan ile yakın zamanda uluslararası sahada tanınması beklenen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin de Türk Devletleri Teşkilatı’na dahil olacağına kesin gözüyle bakılmaktadır. Ayrıca 3 Kutuplu Yeni Dünya Sistemi’nin inşa sürecinde Türk Merkezli oluşuma; Balkanlar, Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinden de katılımcı devletler olacağı öngörülmektedir.

Japonya’nın kadim Çin mücadelesi düşünülürse, İngiltere ile çıkarlarının çakışması halinde beklenmedik şekilde Türk Devletleri Teşkilatı’nı tercih edebileceği de olası görüldüğü için Türkiye ve Türk Cumhuriyetleri bu süreçte Japonya ile siyasi ve askeri ilişkilerini geliştirme gayretleri önemli olacaktır.

Esas merak edilen ise Rusya, ABD ve İsrail’in hangi merkeze dahil olmayı tercih edecekleridir. 1945’ten itibaren muazzam bir güç olarak dünya liderliğinde önemli bir konuma sahip olan ABD’nin tarihi geçmişini de dikkate alarak İngiltere ile hareket etmeyi tercih edeceği muhakkaktır. İsrail’in de hayatta kalabilmek, Ortadoğu coğrafyasında varlığını sürdürebilmek için ABD’yi takip etmekten başka seçeneği olmayacaktır. Ayrıca İsrail kuruluşunu borçlu olduğu Balfor Deklarasyonu’nun mimarı İngiltere’yi terk edemeyeceği de hatırda tutulmalıdır.

Ancak beklenmedik şekilde Rusya’nın da İngiltere’yi tercih edeceği kuvvetle muhtemel görülmektedir; çünkü Orta Asya coğrafyasında hem Çin hem de Türk Devletleri Teşkilatı ile çıkarları çakışmaktadır.

***

3 Kutuplu Yeni Dünya Sistemi inşa sürecine girdiği bir zamanda;

Osmanlı Bakiyesi topraklar içerisinde yer alan Bulgaristan, Yunanistan/Batı Trakya ve Bosna özelinde; Balkanlarda halen dini eğitim, milli kimlik, siyasi temsil, vakıf malları ve mülkiyet konuları başta olmak üzere bir dizi sorunlarının halen devam ettiği çeşitli raporlarda görülmektedir[11].

Irak ve Suriye özelinde Ortadoğu coğrafyasında yer alan ve o bölgenin asli unsuru Türklerin de milli kimlik, siyasi temsil ve mülkiyet başta olmak üzere sorunları zaman zaman uluslararası basın kuruluşlarında yer almaktadır. Irak Türklerinin yaşadıkları toprakların statüleri ve yasal hakları anayasal olarak garanti altına alınmış değildir. Suriye Türklerinin statüleri yasal zemine oturtulmamıştır.

Kırım, Karabağ ve Kafkasların kadim Türk topluluklarının da siyasi ve toplumsal durumları iç açıcı görülmemektedir. Rusya tarafından işgal edilmiş olan Kırım’ın geleceği hakkında, mevcut durum net bir görüş sergileme imkânı vermemektedir.

Doğu Türkistan’da insanlık tarihinin görmediği zulüm ve sistematik bir soykırım bütün dünyanın gözleri önünde yaşanmaktadır. Koskoca Doğu Türkistan boydan boya adeta bir cezaevi statüsü sergilemektedir.

27 Eylül-9 Kasım 2020 arasında yaşanan 2. Karabağ Savaşı ile Azerbaycan, Ermenistan işgali altındaki topraklarının bir kısmını kurtarmış olsa da Hocalı, Hocavend, Hankendi, Ağdere başta olmak üzere Rusya’nın kontrolüne geçen toprakların gelecekteki statülerinin ne olacağı henüz netlik kazanmamıştır.

Afganistan coğrafyasında yer alan Özbek Türkleri başta olmak üzere diğer Türk boylarının gelecekleri meçhul durumdadır.

Mevcut haliyle Türk coğrafyasının genel durumu bu şekilde özetlenebilir.

Sonuç Olarak;

Çin, İngiltere ve Türk Devletleri Teşkilatı tarafından yeni bir dünya sistemi inşa edilmektedir. Bu süreçte Türk tarafı için dikkat çeken önemli bir durum var ki o da; Türkiye ve Türk Dünyasının çarpanı 1945’lerde inşa edilen İki Kutuplu Sistem zamanındaki gibi zayıf değildir.

Ancak Türkiye ve Türk Dünyasının karar alıcı mekanizmaları bir bütün içerisinde; “Eğitim, nitelikli eleman, küçük, orta ve ağır sanayii, silah sanayii, yazılım, bilişim teknolojileri, tarım ve hayvancılık…” gibi hayatın her sektörü ile bir taraftan kendine yeter hale gelecek şekilde bir taraftan da yeni dünya sisteminde hazırlıklı olmak için zaman geçirmeksizin milli seferberlik ilan edilerek süreci başlatmak zorundadırlar. Aksi halde kimse Türklere altın tepsi içerisinde refah seviyesi yüksek bir gelecek sunmayacaktır.

Türk Dünyası olarak başta Bağımsız Türk Devletleri olmak üzere Avrupa Birliği’ne giden sürecin öncesinde kurulan Avrupa Kömür ve Çelik Teşkilatı ve ardından dönüştüğü Avrupa Ekonomik Topluluğu örgütlenmeleri örneklerinde olduğu gibi Türk Devletleri Teşkilatı’nın öncelikle ekonomik iş birliği ile entegrasyona gidecek olan süreç için zaman kaybetme lüksü yoktur.

Türk Devletleri Teşkilatı, bir sonraki hamle ile daha önce başlatılmış/başlatılacak olan entegrasyon sürecini hızlandırmak için siyasi ve askeri iş birliği hamleleri başlatmalıdır. Bu hamleler kendi mecrasında yürürken bir taraftan da İsmail Gaspıralı’nın fikir babası olduğu; “Dilde, fikirde, işte birlik” ilkesinin de hayata geçirilme çalışmaları yürürlüğe konulmalıdır. Bu hamlelerin başarılı olması ile Türk Dünyası, uluslararası arenada ciddi manada söz sahibi olacak şekilde lobi kazanımları da elde edebileceği bir seviyeye gelecektir.

Türk Devleri bu minvalde yürürken; Doğu Türkistan, Kırım, Kafkaslar/Karabağ, Irak, Suriye, İran Azerbaycan Türklerine ve Balkanlar’da varlığını sürdürme mücadelesi yürüten ve türlü zulümlere maruz kalan kardeşlerine de elini uzatabilme, yalnız olmadıklarını daha somut bir şekilde ortaya koyabilme imkanları elde edebilecektir.

Türk Devletleri arasında entegrasyonun hızlı, uzun ömürlü ve kalıcı olabilmesi için; askeri ve emniyet teşkilatlarının okulları dahil olmak üzere, yüksek öğrenimde okuyan öğrenciler arasında karşılıklı öğrenci değişimlerinin olacağı bir sistem kurulmalıdır. Hatta bu sisteme üstün zekâ seviyeli öğrencilerin yer alacağı lise seviyeli okulların da dahil edilebilirliği araştırılmalıdır. Zira eğitim-öğretim entegrasyonu ile gelecek nesillerin birbirlerini yakından tanıma ve kaynaşmalarını sağlayacak olan bu sistemi İngiltere’nin yüzyıllardır kullanmakta olduğu bilinmektedir.

Türk Devletleri Teşkilatı olarak, hakkaniyetle seçilmek suretiyle ve karşılıklı değişim ile kabul edilecek öğrencilerin eğitim masrafları, barınma, yeme ve burs gibi temel ihtiyaçlarının karşılıksız olarak verilmesinin, entegrasyon ve gönül bağı için çok büyük öneme haiz olduğu muhakkaktır.

Son söz olarak; Türkiye ve Türk Cumhuriyetleri yeni dünya sisteminin devam eden inşa sürecinde küresel boyutta dostluklar geliştirmeleri çok önemli olacaktır; çünkü böylece; uluslararası arenada çevreleri genişlerken, küresel siyaset açısından çarpan etkisi büyük kazanımları da beraberinde getirecektir.

* İsmail CİNGÖZ; Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı/M.A. cingozismail01@cmail.com

 

[1] İsmail CİNGÖZ; “Doğu Türkistan’ın Stratejik Önemi ve Türkiye-Çin İlişkileri”, Ticari Hayat Gazetesi, 02.05.2018.

[2] Stratejik Ortak; “Kronolojik Doğu Türkistan Tarihi”, 09.02.2021. https://www.stratejikortak.com/2019/02/dogu-turkistan-tarihi.html

[3] İsmail CİNGÖZ; “İngiltere’nin Afganistan Üzerinden Küresel Mesajı”, Son Nokta Haber, 31.08.2021.

[4] Ayrıntılı bilgi için bknz: Orhan YAZICI; “Modern Afganistan’ın Kuruluşu 1834-1922”, Huzur Cilt Evi, 2011, Malatya.

[5] Haberler.com; “Türk Konseyi Üyeleri Kimler? Türk Keneşi Nedir? Türk Konseyi Ülkeleri Hangileridir? Türk Konseyi 8. Zirvesi’nde Neler Konuşuldu, Alınan Kararlar?”, 12.11.2021.

https://www.haberler.com/turk-konseyi-uyeleri-kimler-turk-kenesi-nedir-14526656-haberi/

[6] Türk Devletleri Teşkilatı hakkında ayrıntılı bilgi için bknz: https://www.turkkon.org/tr

[7] Dan SABBATH; “İngiltere’nin Savunma ve Dış Politika İncelemesinin Beş İlgi Alanı”, The Guardian, 15.03.2021.

[8] Deutsche Welle; “İngiltere Dış Politika ve Güvenlikte Rota Değiştiriyor”, 16.03.2021.

[9] İsmail CİNGÖZ; “İnşa Sürecindeki Yeni Dünya Sistemi”, Ticari Hayat Gazetesi, 24.03.2021.

[10] Ayrıntılı bilgi için bknz: İsmail CİNGÖZ; “Aukus Anlaşması Batı Bloğunu Çatlattı”, Son Nokta Haber, 21.09.2021.

[11] İsmail CİNGÖZ; “Balkanların Dünü ve Bugünü”, BG Haber, 12.03.2016. https://www.bghaber.org/bghaber/ankara-bati-trakya-turk-birligi-derneginde-seminer/

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP