DOLAR 16,1610 0.47%
EURO 17,3293 0.06%
ALTIN 966,290,02
BITCOIN 4863073,64%
Isparta
15°

AÇIK

13:06

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

ARAPLARIN TÜRKLERE İHANETİ
741 okunma

ARAPLARIN TÜRKLERE İHANETİ

ABONE OL
19 Şubat 2022 15:20
ARAPLARIN TÜRKLERE İHANETİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

” Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, o zaman Allah, (sizin yerinize) kendisinin onları, onların da kendisini sevdiği, müminlere karşı gayet alçak gönüllü/yumuşak, kâfirlere karşı da oldukça onurlu ve sert bir toplum getirir ki, onlar Allah yolunda savaşırlar, hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu Allah’ın lütfudur ki, onu dilediğine verir. Allah lütfu geniş olandır, (her şeyi) bilendir.”

Yukarıda yazmış olduğumuz Maide Suresi 54. Ayeti.  ‘Türkler’i işaret etmektedir’ diyen alimler mevcut. Gerçi alimlere bile neredeyse gerek yok. Birazcık tarihi yoklayan kişiler dahi ayeti Türk milletine yorabilir. Zira tarihi kanıtlar saymakla bitmez. Türkler’ in İslam’ı benimsedikten sonra gerek savaş alanlarında gere medeniyet (yönetim, kültür, bilim vb.) oluşumunda son 1000 küsur yıl içerisinde nasıl hizmet ettiği net bir şekilde ortadadır.

Peygamber efendimizin bir hadisinde de,

“Ey Ali! sizler beni asfar (Rumlarla) çarpışacaksınız oysa sizden sonra onlarla asıl çarpışacak (bir millet) “İSLAMIN YÜZ AKLARI” uluları gelir onlar öyle kimselerdir ki Allah yolunda cihat etmekten; ne bir kınayanın kınamasından ve nede onların dedikodusundan aşka çekinmezler” (ibn Kesir)

(Bu yazacaklarım, Arap halkı ile ilgili değil Arap yönetimlerinedir. Vatanımızı, Milletimizi çok sevdiğimizden dolayı, bizlere Faşist, Irkçı diyen zihniyetler, bakın kimler ırkçılık yapmış, ihanet etmiş iyi okuyunuz.)

Peygamber efendimizin ve 4 büyük halifenin döneminden sonra, Araplar kendi içlerinde birbirlerine düşmüş İslami çizgiden uzaklaşarak tekrar cahiliye dönemi adetlerine benzer uygulamalar yapmaya başlayınca, Maide suresinde ayet işaret ettiği topluluk, İslam’a hizmet, Türklere nasip olmuştur. Araplar, hiçbir zaman bu durumu içlerine sindirememiş buldukları ilk fırsatta hainliklerini yaparak Orta doğunun geri kalmışlığına batının kölesi olmasına zemin hazırlamışlardır.

Şimdi ayet ve hadis bu kadar açıkken Arapların İslamiyet’ten önce azad edilmiş kölelere dedikleri Mevali yakıştırmasını daha sonra, Arap olmayan Müslümanlar için söylemişlerdir. (Yani özellikle biz Türkler için söylemişlerdir.)

Onlara göre Kuran ”Mekke ve etrafında yaşayan insanları uyarmak için, Arapça inmiş” bir kitaptı ve bu ayet ile sabitti. O dönemde, Mekke etrafında Araplar yaşadığına göre Müslümanlık Arap’ın hakkı olarak görüyorlardı.

”Her millete bir peygamber gönderdik” şeklindeki Kuran hükmünü, Araplar, ”Hz. Muhammed Sav. Araplar için gelmiş Peygamberdir” diye anladılar.

Arap olmayanların Müslümanlığını (Taklidi Müslümanlık) yani, sonradan Müslüman olan başka milletleri MEVALİ diye tanımladılar. Arap geleneğine göre; Mevalinin malı, parası, karısı, kızı Araba helal sayılıyor. Mevaliden doğan çocuk veliaht olamıyor. (Bu kısım İslami emir değildir. Arapların kültürüdür karıştırılmasın)

Emevi döneminde başlayan, İslam’daki ayrıcalığa ilk karşı çıkan Hanefi Mezhebinin kurucusu Ebu Hanife (699-767) olmuştur. Büyük İmam diye tanımlanan Ebu Hanife, mevali geleneğine karşı çıkması yüzünden, Arapların hışmına uğramıştır.

Sonradan Müslüman olan Türkler, Ebu Hanife hazretlerine derin bir sevgi beslemişlerdir. Günümüzde de bu sevgi halen devam etmektedir.

Mevali kavramı, sadece Emevilere mahsus değildi. Abbasiler de aynı geleneği devam ettirdiler. Bağdat’taki Abbasi Halifesi, kendini kurtaran Selçuklu Sultanı Tuğrul Beye kızını vermedi. Gerekçe, Tuğrul Bey’in Türk olması ve Mevali sayılmasıydı.

Hilafeti temsil eden Osmanlıya karşı, İngilizlerle beraber savaşan Arap isyancılar binlerce Mehmetçiğimizin vahşice kanını akıttılar… Bu anlayışın gerisinde MEVALİ geleneği yatıyordu…Mevalinin iktidarına karşı gelmek, İslam’a karşı durmak anlamına gelmezdi…Bu anlayış, Arapların Türklere karşı isyan etmelerine yeterli gelmiştir…Tarihin hiçbir döneminde Araplar(yöneticiler), Türkleri kendileri ile eşit Müslüman saymadılar…

Emir Hüseyin’in oğlu Faysal, Araplara şu bildiriyi yayımlar: “Uyanınız! Elele vererek, Osmanlı saltanatını yıkma zamanı geldi.” (Fahri belen, 20. yüzyılda Osmanlı devleti, s.330)

Arap İsyanı hayali için harekete geçen Şerif Hüseyin, yoldaşı Lawrence’tan aldığı altınlar ile bölgede ayaklanmaya teşvik hareketi başlattı. 1916 yılında kendini Hicaz ralı ilan eden Hüseyin, sonrasında ‘‘isyan’’ ve ‘‘cihat’’ bildirisi yayınlayarak ‘‘Türkler dinden çıktılar. Arapların, Türklere karşı cihadı farzdır’’ diyordu. Yani Hüseyin, haçlıların İslam’a açtığı savaşta Müslümanları, Müslümanlara vurdurmak için harekete geçti.

Yine Lawrance’in siyasi yardımları ile Hüseyin ailesi Arap coğrafyasına adeta emir/kral edildi. Oğulları çocukları Ürdün, Filistin ve Irak’a kral tayin edilerek bölgede İngiliz kolonilerinin temelleri atıldı.

1916 yılının şubat ayında tarihi Erzurum kalesi düşmanın sürpriz bir saldırısıyla düştüğünde, bu durumun Osmanlı ordusundaki Arap subaylarının çarlık Rusya’sının komutanlarına verdiği bilgiler sayesinde gerçekleştiği anlaşıldı. (Osman Özsoy, saltanattan cumhuriyete kurtuluş savaşı, s.19)

Mekke emiri Hüseyin, 11 Mart 1917’de Bağdat’ı ele geçiren general Mor’a, “Bağdat’ı Turanilerden (Türklerden) kurtardığı için Allah’a şükrettiğini, İngilizlerin başarılarına duacı olduğunu” bildirecektir. (Fahri belen, 20. yüzyılda Osmanlı devleti, s.303-304)

Arapları aldatarak Osmanlı devleti aleyhine kışkırtıp isyana sevk eden İngiliz casusu Lawrence’in, yardımcıları Nuri Said, Faysal ve Şerif Hüseyin’le birlikte Şam’da Türkleri katlettikten sonra: ”Evet onları isyana ben kışkırtmıştım, ama böylesine vahşice kan dökeceklerini hiç tahmin etmemiştim. Bazı mahalleleri gezerken silahsız Türk askerlerinin nasıl öldürüldüklerine bakamadım; tiksindim bu vahşetten” diyerek itirafta bulunmuştur.” (İlhan Bardakçı; imparatorluğa veda, hülbe yay., İst/1985, s. 572)

Emir Faysal’ın 11 Ağustos 1919 günlü mektubu: “Bütün Müslümanların gözleri İngiltere’ye dikilmiştir. Türk-Müslüman İmparatorluğu’nun yıkılmasında asıl kuvvet olan Araplar, şimdi ödüllerinin ne olacağını bilmek istiyorlar.” (Erol Ulubelen, İngiliz gizli belgelerinde Türkiye, s.118)

Cumhuriyetten sonra da ve günümüzde halen bu ihanetleri devam etmektedir. Türk’e karşı kim düşmansa hepsiyle dost olmuşlar, destek vermişlerdir. İşte onlardan birkaçını araştırdım.

DÜŞMANIN, DOSTUMDUR MANTIĞI.

Filistin lideri Abbas’tan Rum kesimine destek,
Kıbrıs Rum kesimini ziyaret eden Filistin lideri Mahmud Abbas, Kıbrıs sorununda Rum tezlerini Desteklediklerini açıkladı. Rum yönetimi ise, Filistin’de temsilcilik açma kararı aldı.
Lefkoşa beraberindeki bir heyetle resmi davetli olarak Güney Kıbrıs’a gelen Filistin yönetimi başkanı Mahmud Abbas, Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’la görüştü. İki lider kendi ifadeleriyle işgalin sona erdirilmesi için ortak mücadele edeceklerini söyledi. Görüşmeden sonra yapılan ortak açıklamada Hristofyas, Filistin yönetiminin, Rum halkının “mücadelesine” verdiği destekten ötürü minnettar olduklarını söyledi. Rum tezlerini İslam konferansı Örgütü’nde savunduğu için Mahmud Abbas’a ayrıca teşekkür eden Hristofyas, Ramallah’ta Rum temsilciliği açılacağını, Filistin’le ekonomi, turizm ve eğitim alanlarında ikili anlaşmaların hayata geçirileceğini açıkladı.

(Rumların, yani bebek ve çocuk katillerinin 1974 yılındaki katliamları görmezden gelen, aynı azabı kendi çeken Filistin liderimi Türk dostu olacak.)

Suudi Arabistan’dan Çin’e Uygur toplama kampı desteği: Pekin’in terörle mücadelesine saygılıyız
Çin’i ziyaret eden Suudi Arabistan veliaht prensi Muhammed bin Selman, Pekin yönetiminin Doğu Türkistan’da inşa ettiği ve milyonlarca Uygur Türkünü asimilasyona tabi tuttuğu toplama kamplarını desteklediklerini söyledi.

(Gerçek bir Müslüman, başka bir Müslümanın işkence çekmesini, zulüm altında tutulmasını istemez destek vermez.)

Diyarbakır için özgürlük mesajı
Gazze’deki Filistin Hükümeti’nin başbakanı İsmail Haniye, BDP genel başkanı Selahattin Demirtaş ile Filistin ve Kürt sorununun çözümünü konuştu. Demirtaş, BDP olarak hükümete muhalefet ettiklerini, ancak Filistin konusunda gereken desteği verdiklerini belirtti. Haniye’nin “ümit ediyoruz ki bütün haklarınızı elde edeceğiniz, kendi kimliğinizle yaşayacağınız günlere kavuşursunuz” yönünde değerlendirme yaptığı öğrenildi. Demirtaş, “biz Filistin’in özgürlüğünü görmek isteriz” deyince Haniye’de, “biz de Diyarbakır’ın özgür olmasını görmek isteriz” diye karşılık verdi.

(Yani burada özgürlük parçalanmaktır. Filistin bir devlettir. Diyarbakır Türkiye’nin bir ilidir. Böyle kıyaslama olmaz olamaz. Bu resmen bölücülüktür. Dinende fitneciliktir.)

Baas lideri Cemal Abdülnasır: “çocukluğum yıllarında, havada ne zaman bir uçak görsem, kendi kendime mırıldanır okuduğum şarkının anlamını eleştirirdim: ‘ey büyük Allah’ım, İngiliz’i kahret!’ zamanla öğrendim ki, dedelerim buna benzer bir bedduayı vaktiyle Türklere karşı ederlermiş.

Türkleri karalayan, aşağılayan, kötüleyen bazı demeçleri de toparladım, onlarda aşağıdaki gibidir.

TÜRKLERİ KARALAMA DEMEÇLERİ

Suud’lu bir kadın 1985 yılında The New York Times muhabirine verdiği demecinde aynen şunu söylüyordu: “İslam’da kadın kapama âdeti diye bir âdet yoktur; bu geleneği İslam’a sokan Türklerdir.”

“İslam uygarlığını yaratan Araplardır; bu uygarlık Batı’yı etkilemiş ve Batı’da Rönesans oluşmasını körüklemiştir, fakat İslam uygarlığını yok eden ve Arapların geri kalmasının nedenlerini yapan Türklerdir!” (1935-1946 Kahire’de yayımlanan “Tarih al-İslâm al siyasi va’l-dini va’l-takafi va’l-ictimaî” kitabından)

“Denilebilir ki; İslam dini Arap kaldıkça özgürlükçü, hoşgörülü ve başarılı olmuştur. Türk’ün eline geçince bu niteliklerini yitirmiş ve bozulmuştur.” (Abdullah Larui)

“Türkler yarı vahşi niteliklerde, Bizans ve Arap uygarlığının katilleridir.” (Developement et questions d’orient – Abdullah Sahb, 1972)

Yazımız uzadıkça uzuyor, birazda bunların bayraklarından bahsederek konuyu kapatayım.

ARAP BAYRAKLARI

Günümüzde kullanılan Filistin bayrağı, İngiliz diplomat Sir Mark Sykes tarafından I. Dünya Savaşında Araplık şuurunu uyandırmak amacıyla tasarlanmıştır. Günümüzde Filistin bayrağı olarak kullanan dört renkli bayrak, Birinci Dünya Savaşında Türklere karşı ayaklanan Arapların milli bayrağı olarak kabul edilmişti. İngilizler tarafından tasarlanan bayrakta dört renk (beyaz, yeşil, kırmızı, siyah) kullanılmıştır.

Tarih boyunca Emeviler beyaz sancak; Abbasiler siyah sancak; Şii Fatımiler, yeşil sancak kullanmıştır. Kırmızı da Türklere karşı Arapların bağımsızlığını temsil eder. Bu dört renk, Arapların milli renkleridir.

Kıbrıs Cumhurbaşkanı merhum Rauf Denktaş şerif Hüseyin’i iyi tanıdığını ve samimi görüştüklerini bir anısında şöyle anlatır. “Babamla yanına gittiğimiz de hep aynı olay tekrarlanıyordu. Babam onun elini öper, o da anlatmaya başlardı. Şerif Hüseyin “ah ben ne yaptım ah? Yaptığımın cezasını çekiyorum. Niye Osmanlı’ya ihanet ettik?” derdi. Çünkü İngilizler kendisine “Arapların kralı ve Müslümanların Halifesi” olacağını vâd etmişlerdi. Halbuki Filistin’e İngilizler yerleşti. Oraya Yahudiler Mütemadiyen göç ediyorlardı. Suriye’ye Fransızlar kültür dilini yaymışlardı. İngilizlerde, Irak’a kendi dil ve kültürlerini götürmüşlerdi. Şerif Hüseyin babamın yanında hep iç geçirirdi. Babamda bir iki cümle ile teselli ederdi. Babama derdi “Raif anlat da İstanbul’u dinleyeyim.” Babam anlatırken “ah İstanbul… ah Payitaht…” diye ağlamaya başlardı.

Kendini ve soyunu lanetlendiğini, Allah’ın kendisini affetmesi için gecelerce dua ettiğini söyleyen Hain Şerif Hüseyin’in soyundan gelenlerde bir garip şekilde ölmüşlerdir. Yapılan bu ihanetler neticesinde günümüzde hiçbir İslam ülkesinde huzur, birlik beraberlik yoktur. Zengin Arap krallarının İnsanlığa, İlime, bilime katkıları da yoktur. Dünyada en çok silah alımı yapan Araplardır. Bu silahları da birbirlerini vurmak için kullanırlar. Son sözümüzü Peygamber (Sav) efendimizin hadisi ile noktalayalım.

Ebû Hüreyre”nin naklettiğine göre, Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir iş göstereyim mi? Aranızda selâmı yayın.”

(M194 Müslim, Îmân, 93)

 

Araştırmacı yazar: Murat Gülşan

 

 

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP