DOLAR 9,5851-0.19%
EURO 11,1426-0.49%
ALTIN 556,820,60
BITCOIN 6054613,00%
Isparta
10°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

ÜLKÜ OLCAY

ÜLKÜ OLCAY

25 Ekim 2021 Pazartesi

DİJİTAL HAYATLAR

DİJİTAL HAYATLAR
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Sabahın serinliğinde şehrin keşmekeşinden sıyrılıp köy yoluna düştük bile. Henüz görmediğimiz denizin serinliği arabanın açık camından haylaz bir çocuk gibi yüzümüze usul usul dokunuyordu. Çocukluğumun yazlarından kalma özlem dolu bir kokuydu bu. Buğusu, yol boyunca tadını çıkararak içtiğim sabah kahveme karışıyor. Keyfimiz yerinde. Toprak ve taze ot kokusu. Daha ne olsun. Yeter ki bana doğa olsun. İlk yudumda anımsıyorum o ele avuca sığmaz günleri.

Denizi sevdiğim kadar elbette başı dumanlı dağların yamaçlarında koşup oynamayı da severdim çocukken. Kim sevmez ki?  Şimdiki çocuklara bakıyorum da. Onların makineleşmiş bir yaşama mecbur bırakılmalarına içim parçalanıyor.

Biz mi? Bukalemun çocuklardık biz. Nereye bıraksalar oraya uyum sağlardık. Akşama kadar küçücük dünyamızın uçsuz bucaksız tarlalarında koşar, annemiz kızmasın diye terlememeye çalışırdık sözde.

Yaylada olduğumuz vakitlerde gün bitmez, gün bize yetmezdi. Dalları meyve yüklü ağaçların tepesinde güle oynaya karnımızı doyururduk. Sıkılıp kendimize başka bir oyun arandığımızda buz gibi akan pınarlardan üstümüzü başımızı ıslata ıslata su taşırdık. O vakitler su taşıma da oyundan sayılırdı. Kar suyundan donan ayaklarımız uyuşurdu da, çamura batmış terliklerimizden fışkıran parmaklarımızı zapt edemezdik. Paçalarımız mı ıslanmış, ne gam! Suyun başındaki kavak ağaçlarının hışırtısını dinlerken dağdan esen poyrazla kuruyuverirdik.

Bacak kadar boyumuzla adamakıllı işler başaran biz, bir kelebeğin peşinden akşama kadar koşacak kadar da çocuktuk. Kavanozumuz da cebimizde. O rengârenk kelebekleri yakalardık yakalamasına da, ahh o kapağı her seferinde kaybetmek yok mu?

Güneşin evine doğru yol alıp ölgün ışıklarını yamaçlara bırakmaya başladığı anda kelebek avcılığından sıkılır üzüm bağlarına koşardık. Ne elimizden düşmeyen tabletimiz, ne cebimizde telefonumuz, ne de kolumuzda saatimiz vardı. Bize göre o zamanın saati de buydu. Güneş dağı aşmamışsa oyuna daha vakit vardı.

Kuş avlayanlar, odun toplayanlar, beş taş oynayanlar da sıkılmış olacaklardı ki, sesimizi duyan elinde ne varsa bırakır bağa hücum ederdi. İşçi arılar gibi bir anda toplandığımız bağda hasat bitmiş olsa da dallarında açlığımızı bastıracak kadar salkımlar mutlaka olurdu. Üzümleri, suyunu bileklerimizden akıta akıta yerken çoktan ebeyi seçmiş oyunu kurmuş olurduk. Kendi kendimizi kaybedecek kadar saklanırmışız ki bir süre sonra saklambaç unutulur, asmaların arasından kim önce bağdan çıkacak oyunu başlardı.

En hızlı oynadığımız oyundu bu. Çünkü akşam oluyordu. Güneş saatine göre eve dönme vakti gelmek üzereydi. İşiteceğimiz azarın, yiyeceğimiz terliğin korkusuyla içinde kaybolduğumuz bağda kendi yolumuzu kendimiz bulur, akşam ezanından önce koşa koşa evde olurduk. Şimdilerde olduğu gibi yoktu öyle:

Anneeeee!  Anneeeeee!

Doğanın kanunuydu bu. Nasıl kaybolduysan öyle bulacaktın yolu.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.