DOLAR 15,8985 -0.04%
EURO 16,7718 0.06%
ALTIN 926,741,75
BITCOIN 4794593,05%
Isparta
18°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

AVRUPA BİRLİĞİ ve  ŞARK MESELESİ
351 okunma

AVRUPA BİRLİĞİ ve ŞARK MESELESİ

ABONE OL
31 Ocak 2022 18:53
AVRUPA BİRLİĞİ ve  ŞARK MESELESİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Şark Meselesi kavramı, “Osmanlı Devleti topraklarının paylaşılmasını esasa bağlamak amacıyla, 1815’te toplanan Viyana Kongresi’nde gündeme getirildi ve resmiyet kazandı. Daha ziyade XIX. yüzyılda diplomatik ve politik bir terim” olarak ifade edilmeye başlanan Şark Meselesinin tarihi kökeni yukarıda kısaca anlatıldığı gibi oldukça eskidir.  Zaman ve zeminin şartlarına bağlı olarak çeşitli görünümde ve yerde ortaya çıkan ve de değişik şekillerde tarif edilen Şark Meselesinin temelinde ve özünde Hıristiyan-Müslüman yani, Haç-Hilal veya Avrupa-Türk münasebetleri ve mücadelesi yatmaktadır. Fransız tarihçisi Albert Sorel  “Türkler Avrupa’ya ayak bastığı günden beri Şark Meselesi zǔhur etti.” diyerek meselenin aslında bir Türk meselesi olduğunu vurgulamaktadır.

 

Avrupa için Türkler, tarih boyunca doğudan gelen bir tehdit olarak algılanmışlardır. Avrupa’daki devletler Türkleri, din başta olmak üzere, tamamen farklı bir topluluk olarak görmüştür. Osmanlı Devleti’nin güçlü olduğu asırlar boyunca Türkler, Orta Avrupa‘ya kadar girip Osmanlı sınırlarını Avrupa Devletleri aleyhine genişleten bir düşman, Müslüman olarak da Hıristiyanlığı tehdit eden bir güç, Asya ile kara ticaret yollarını Avrupa’ya tamamen kapayan bir engeldi. Kısaca; Osmanlı Devleti Avrupa Devletleri için dini, ekonomik, askeri, siyasî ve kültürel bir tehdit olarak görülmüştür. XIV. yüzyılda güçlü bir biçimde başlayan bu algılama son altı yüz yıla damgasını vurmuştur.

 

Tarihin her devrinde dünya hâkimiyetine oynayan, dünya siyasetine yön vermeye çalışan büyük güçler olmuştur. Bu çerçeveden bakıldığında XV. yüzyıldan beri büyük millet ve büyük güç olma şansına ve kabiliyetine sahip birkaç devlet veya millet sayılabilir. Bunlar, Anglo-Sakson dünyası içinde Anglikan İngiltere,  Latin dünyasında Katolik Fransa, Slav dünyasında Ortodoks Rusya, Germen dünyasında Protestan Almanya, İslâm dünyasında ise Osmanlı Devleti yani Türklerdir.

 

Bu beş büyük devletin dördü de (İngiltere, Fransa, Rusya ve Almanya) tamamen hem Hıristiyan dininin hem de ayrı ayrı Hıristiyanlığın belli başlı ve farklı mezheplerinin temsilcisi durumundadırlar. Sadece Osmanlı Devleti bütünü ile İslâm dininin ve İslâm âleminin temsilcisi rolündedir. İşte Hıristiyan âleminin bu dört temsilcisi İngiltere, Fransa, Rusya, Almanya ile İslâm âleminin temsilci Türkler yani Osmanlı Devleti arasındaki münasebetlerin tümü “Şark Meselesi” kavramıyla ifade edilebilir.

 

Şark meselesinin Avrupa’da  hala canlı yaşadığının en somut örneğini bu gün Avrupa Birliğinde görmekteyiz. Türkiye son elli yılda Avrupa’daki hemen hemen tüm bütünleşme çabaları içerisinde aktif olarak yer almasına rağmen, ekonomik düzeyleri  Türkiye’nin  çok gerisindeki Doğu Avrupa ülkelerinin bile Avrupa Birliğine alınırken Türkiye’nin hala alınmamış olmasındaki gerçek sebep araştırıldığında karşımıza yine’’ Şark Meselesi’’ çıkmaktadır.

 

Avrupa Birliği üyeliği için uğraştığımız  bugünlerde 1699’da başlayan ağır bozgunlar ve hezimetlerden sonra  şehit kanları dökerek  zorla imzalattığımız ve  Şark Meselesini Türk’ün kesin zaferi ile durduran Lozan Antlaşmasının nasıl yıpratılmaya çalışıldığını görmekteyiz. Çeşitli uluslar arası girişim ve manevralarla, Lozan antlaşmasının lehimize  teminat altına aldığı siyasi ve tarihi sorunlarla ilgili bazı konular AB üyesi ülkeler tarafından yeniden açılmakta, Türkiye’nin milli sınırları, coğrafi hakları,nüfus özellikleri, siyasal yapısı ve devlet modeli üzerinde tartışmalar açılarak, Türkiye’ni sahibi Türk milleti yeniden parçalanmaya çalışılmaktadır.

 

AB’nin Türkiye ile ilgili İlerleme raporlarına baktığımızda, Azınlıklar meselesi, Pontusçuluk, Fener Rum Patrikhanesi, Heybeliada Ruhban Okulu, Ana Dil Meselesi gibi konular ile milletimizin ayrılmaz parçaları Alevi ve Kürt vatandaşlarımızın  azınlık statüsüne sokulmaya çalışıldığını görmekteyiz.

 

Alman tarihçi Hans-Ulrich Wehler’in aşağıdaki tespiti ;

’’ Türkiye, coğrafi konumu, tarihi geçmişi, dini, kültürü ve mentalitesinden dolayı Avrupalı değildir. 65 milyon Müslüman Anadolu insanına neden Avrupa’da serbest dolaşım hakkı tanınsın ve Avrupa fonlarından istifade etmelerine izin verilsin? AB’nin bir Hıristiyan ülkeler topluluğu olduğu ve Müslüman Türkiye’nin burada yeri olmadığını açıkça dile getiriyoruz ama çok kültürlü toplumu destekleyen insanlar bunu radikal Hıristiyanlık olarak nitelendiriyorlar. Türkiye laik olmasına rağmen camileri dolduruyorlar.

 

Yine diğer ünlü bir tarihçi olan Bernard Lewis’e bir basın toplantısında bir Türk gazeteci tarafından ‘’Batı bizden niçin korkuyor?’’ diye yöneltilen soruya kendisi ‘’Çünkü siz Müslümansınız!’’ diye cevap vermişti, bunun üzerine gazeteci ‘’Öyleyse

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP