DOLAR 15,9480 0.12%
EURO 17,0517 -0.01%
ALTIN 951,960,35
BITCOIN 467619-2,94%
Isparta
13°

AÇIK

13:06

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

BABAANNEM 2
241 okunma

BABAANNEM 2

ABONE OL
19 Şubat 2022 16:04
BABAANNEM 2
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

Sanırım babaannem benden daha mutlu yaşadı. Ufak tefek, zayıfça bir kadındı. Memleketine ait şalvarını giyer, başına beyaz yemenisini bürürdü. Dışarı çıkarken muhakkak çarını üzerine alır, yemenisini burnuna kadar çekerdi. Uzaktan baktığınızda bu mini mini kadını yörenin diğer kadınlarından ayırt edemezdiniz, böylece insanların içine daha rahat karışır kendi kimliğiyle değil herhangi biri olarak var olur, hayatın günlük telaşlarının içine karışır giderdi.  Benim gözümde bu bir çeşit kamuflajdı ve onu tam anlamıyla özgür kılardı. Kendini beğendirme, şık görünme, kıyafetiyle kabul görme gibi bir kaygısı yoktu;  hayatı boyunca hiç olmadı. Başkaydı benim babaannem, bambaşkaydı ve sanırım benden daha mutlu yaşadı.

Sanırım babaannem benden daha mutlu yaşadı. Rumlardan kalmış ve ihtişamının büyük bir kısmını yitirmiş olmasına rağmen bir kısmını hâlâ saklayan evlerle; Türklerin inşa ettiği, daha mütevazı evlerin bir arada bulunduğu bir mahallede yaşardı. Taşıyla, toprağıyla tabiata karışık; verdiği huzurla insanla barışık evlerdi bunlar. Mekanların ruhu olduğuna inananlardanım ben, mekânın insanları bunalttığı gibi mutlu da kılabildiğine inanırım. Çocuk aklımla bu evlerde yaşayan herkesin çok mutlu olduğunu düşünürdüm. Rum evlerinin kapısından girince kocaman bir iç avluya adım atardınız. Bütün odalar bu avluya açılır, avlunun ortasından veya bir kenarından ikinci kata çıkan taş merdivenler yükselirdi; bazı avlularda kemerleri taşıyan büyük sütunlar olurdu. Bu avluların bir bölümü taş döşeli, bir bölümü topraktı. Toprak olan bölümde çiçekler bulunurdu ve bazılarında küçük, fıskiyeli bir havuz ve bir de Frenk üzümleri…  Babaannemlerde kaldığım bazı zamanlarda birlikte adı aslında Hatice olan, mahallelinin hürmetten ‘anne’ diye seslendiği Haççanne’nin evine giderdik. Haççanne mahalledeki Rum evlerinden birinde yaşardı. Avlusundaki merdivenin hemen yanındaki toprağa babaannemin çömleklere bastığı peynirleri gömerdik. Haççanne yetmişli yaşlarında olmalıydı, çok zayıftı ve hafif bir kamburu vardı. Belki de öne doğru eğilerek yürüdüğünden bana kamburu var gibi gelirdi. Evin gündüzleri daima açık olan büyük dış kapısının tokmağını birkaç kere hafifçe vurduktan sonra kapıyı usulca itip avluya her girişimizde onun gülen yüzüyle bizi karşıladığını hatırlıyorum. Bazen kapısı avlunun tam merkezine açılan odasından çıkar, bazen üst kattan iner, bazen de bahçenin bir köşesinde beliriverirdi. Kocası öleli çok olmuş, hiç çocuğu olmamıştı. Onunla ilgili hatırladığım şeylerden biri de kırklı yaşlarındaki yeğeni, öğretmen Ali Bey’in arada sırada gelip Haççanne’yi ziyaret ettiğiydi. Ali Bey’i uzun boyu, saçlarının bir kısmı dökülmüş iri hatlara sahip başı ve açık renk takım elbisesiyle hatırlarım hep. Ha bir de kedileri vardı Haççanne’nin, öyle çoktular ki sayılarını bilmiyordum belki o da bilmiyordu.

Arada bir babaannemle gider peynirleri kontrol ederdik. Babaannem çömlekleri topraktan dikkatle çıkarır, ağızlarındaki bezlerin toprağını eliyle sıvazlayarak temizler, birkaç gün kullanılacak kadar peyniri aldıktan sonra çömleklerin ağzına bezleri yeniden geçirir, onları ters çevirir ve tekrar toprağa gömerdi. Ben de onun çömleklerin üzerini toprakla örtmesine yardım ederdim. Neden bilmiyorum çocukluğuma ait en net görüntülerden bazıları o avluya aittir. Hafızamın unutulmayanlar bölümünü dolduran kokular da tatları ve ruhlarıyla yine o avluya sindi: Peynir kokusu, çömlek kokusu, toprak kokusu…

Haççanne, çocuğu olmamasına rağmen anne olan kadınlardandı. Bir kadının doğurmadan da anne olabileceğini ilk onda görüp öğrendim. Yüreğinde çocuklara karşı engin bir hoşgörü ve anlayış, yüzünde sürekli bir tebessüm olurdu. Bir de aynı mahallenin kadınlarından Feymanne… Adı aslında Fehime’ydi ve ona da bütün mahalleli ‘anne’ derdi. Hiç çocuğu olmamış, kocası seneler evvel ölmüştü.  Annesiz kalan iki torununun bakımını üstlenmişti. Anneliğin çocuk doğurmakla ilgisinin olmadığını ikinci kez Feymanne’den öğrendim. Bizim evde pişen her yemekten muhakkak onlara da giderdi. Kimi zaman biz çocuklar, kimi zaman annem, halam, yengem hem onlara yemek götürür hem de mahallenin çınarlaşmış bu iki kadınının hâllerini, hatırlarını sorardık. Yengem, Haççanne iyice yaşlandığında onun kişisel bakımına yardıma da giderdi. Babaannemin böyle dostluklarla örülü bir mahallesi vardı işte. Teklifsiz, kayıtsız, şartsız, pazarlıksız, çıkarsız, umarsız, içten… Evet babaannem sanırım benden, benim kuşağımın kadınlarından daha mutlu yaşadı.

 

 

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP