DOLAR 18,5039 -0.02%
EURO 18,1433 -0.12%
ALTIN 987,780,00
BITCOIN 357541-0,38%
Isparta
25°

PARÇALI BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

BENİ BU ŞEHİRDEN AL GÖTÜR ANNE!..

BENİ BU ŞEHİRDEN AL GÖTÜR ANNE!..

ABONE OL
22 Temmuz 2022 23:45
BENİ BU ŞEHİRDEN AL GÖTÜR ANNE!..
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İbret ve nefretle izliyorum olup bitenleri!.. İnsanların çaresizliğininden kendine kimlik tahsis etmeye çalışan kiralık, satılık, işbirkikçi, şakşakci takım utanmadan, arlanmadan, umimi kullanıma açtıkları beyinleri ve ruhları ile fikir fahişeliği, siyaset tellallği yaparak, kendi mevcudiyetlerini AMME HİZMETİNE sunmakla yetinmeyip, 5000 yıllık bir maziyi bir defa daha, ULUSLARARASI kullanıma açma çabası içerisindeler…
Görüyorum!..

Buyük harflerle yazılan yazıların büyük yazı olamayacağının idrakinden yoksun, tefekküre meyletmeyen, OYNANMIŞ GENLERİ ile GDO’su bozuk sicilleri ile AB(EU) standartlarına uygun ambalaj ve sunumla milli irade ve misyonun kontrolunden uzak, gayr-ı milli işporta tezgâhlarında fahişe pişkinliği ile İŞ İŞLİYORLAR!..
Görüyorum…
deneme bonusu
Utanıyorum!.. Gelecek nesillere aktarılabilecek tek ve yegane bir mucadele tarihini bu BREMEN MIZIKACISI kılıklı heriflerle geçirmiş olmaktan utanıyorum!..

Utanıyorum!..
Cenab-ı Allah’ın bahşettiği hoş seda durağı gök kubbenin altında, bu guruhla olmaktan utanıyorum…

Utanıyorum!..
“Unutmak tükenmektir!” diye bağırırken, maziden atiye taşınması gereken tüm güzellikleri yok etmekte olduklarının farkına varılmasını engellemeye çalışan utanmazlıktan utanıyorum…

Utanıyorum!.. Varlık sebebi ve gayesince bir hayat sürüp, o minvalde hakka yürüyen şahsiyetleri, asla tasvip etmediği bir ruh-i haliye ile anarak, kişilik kazanmaya çalışan şahsiyetsizlikten utanıyorum!..

Utanıyorum!.. “İki günü bir biriyle aynı olan kayıptadır” düstürünü besmelesiz emperyal firsatçılıkla seytani noktalara taşıyıp bir ayak ustünde kırk yalan konuşan, yazan FIRILDAKLARDAN utanıyorum…

Utanıyorum!.. Yaklaşık bir asırdır siyaset arenasında araç olmaktan cıkarılıp amaç haline getirilen partilerini “varliğım genel başkanımın varlığına armağan olsun” basitliğine indirgeyerek, kendi yaptıkları helvadan putlara tapınıp acıkınca da yinilen cahiliye devrine rahmet okutacak bir anlayışla otel lobilerinde, ikram sofralarında; çaşıt otağlarında siyaset pazarlayan ÇERÇİCİLERDEN utanıyorum…

Utanıyorum!.. Kendi basiretsizliklerini ve ihanet kimliklerini perdelemek adına cami havlusunda müslüman dövüp, dayak yediğini bağıran YAHUDİ ARSIZLIĞI ile hayat bulmaya çalışanlardan utanıyorum!..

Utanıyorum!.. Fırastcılık mantığından hareketle ellerine geçirdikleri her fırsatta ait oldukları bir maziyi, miras yedi anlayışı ile diğer kardeşlerinin hakkına riayet etmeden ve rizasinı almadan miras üzerinde kişisel tassurruf sergileyen miras yedilerden utanıyorum!..

Ve ibret ve nefretle izliyorum olup bitenleri… Susanlara inat SUSKUNLUĞUMLA haykırıyorum, çığlık, cığlık..

Mevcut koroya uyup KURGULANMIŞ notalarla NAME okuynlara, inat ERGENEKONDA SIKIŞIP kalmış, cıkış yolu ararken kafasını yüceye kaldırıp zikreden Bozkurt misali Rabbime sesleniyorum, bunu bir O duyuyor bir de ben coğu zaman… Biliyorum…

Kendi kendine konuşana deli denmesine aldırmadan kendimle konuşuyorum.. “Ah keşke!” diyorum “tamamen dellensem” diyorum aklın tükendiğini hissetiğim anlarda… Sonra tevbe zikriyle göz yaşlarimi akıtıyorum yüreğime, mahsun, mahsun…

Nedenlerin, nicinlerin gırdabında gezinirken, yarı uykulu yarı uyanık, rüya mı gerçek mi olduğunu anlayamadığım yarım asırlık hayatın yorgunluğuyla yıllardır yatak görmemiş bednimi birakıyorum kanapenin üzerine… Bir nefes alımı uykunun dalışlarında, asırları dolaşmanın yorgunluğu ile sızıyorum..

Yeşil ne renk? Siyah niye siyah? Sahi renk denilen şey ne? Bana “ben” diyen nefs sana niye “sen” diyor… Sen kim? Ben kim?… Bir de o var!.. Sizinkiler, bizimkiler, ötekiler berikiler!..

Kim bu ötekiler?
Kime göre ötekiler?..
Ya da beni ÖTEKİ yapan ne?

Kan niye kırmızı?..
Simsiyah ruhları taşıyan sevgisiz bedenlerde dolaşan kan niye kırmızı? “Gerçekten kırmızı mı?” diyorum zaman zaman… “Yok yok siyah o kan, kırmızı olmaz “diye zorluyorum kendim sirf delleneyim, bu hayat başka türlü cekilmez diye..

Haşa yaradana isyan babında, yaratılış gayesine isyan değil, ama “aklım dursa” diyorum bazen ve kısa bir süre de olsa DELLENMİŞ olmanın sesizliğini yaşıyorum…
Yoksa gerçekten akılsız mıyım bunca akıllının içinde tek başıma? Peki tek başıma yalnızsam, bu gürültüler ne, kulaklarımda anlmsız anlamsız uğuldayan?..

“Ben” diyorum var mıyım? Ben yoksam peki onlar niye var? “Onlar gerçekten var mı?” deyip kendi sorularımda yok olmanın huzurunu yaşarken, olup bitenleri ibret ve nefretle seyrediyom.. Yarı varlık yarı yokluk içinde!..

Özlüyorum!.. Üzüm kasası tahtalardan yaptığım, üzerine de mısır koçanlarından ördüğüm hasırı bağladığım kızakla gün boyu kayıp, belimden paçama kadar sırıksıklam ıslanıp, soğuktan uyuşmaya yüz tutmuş ellerimi morarmış dudaklarımla üfleyerek eve geldiğimde Anamın beni “yine mi?” serzenişleri ile yarı sıkıp yarı dürterek, kömür ateşinin şiddetinden yamulmuş güzüne sobanın arkasına paketlediği günleri özlüyorum.. Annemi özlüyorum.. En çok da nasıl koktuğunu tarif edemediğim anamın kokusunu!..

Küçücük yüreğimle, her sabah belime kadar karın icinde bir kilometrelik yoldaki okula gidişimi hatırladıkça direksiyonunda oturduğum arabanın logosundan, bir düğmeyle kırk şekil değiştiren koltuğundan utanıyotum..

Kibrit kutularından yapılmış kagıtlarla oynadığım manatı, gazoz kapakları, bilye içindedeki yuvarlak demir parçalarla diyalogtaki tabiiliği ve bendenliği özlüyorum…
Sonra kasabanın içinden geçen Traktörlerin ramoklarına asılarak aldığımız şeker pancarından oyncak arabalar yapmak için, anam görmeden mutfaktan yedeği olmayan bıcağı aşırdığımı, farkedilince de yediğim dayağı özlüyorum ve şimdi mutfak dolabındaki yıllardır dokunulmamış rengarenk bıcaklardan utanıp, anamın bıcak dayağını daha çok özlüyorum…

Aslında madden sıkıntılar yaşamayan bir ailenin 3. çocuğuydum… Ama kasabanın içinden geçen tren yolunda lokomotiflerin boşalttığı kül içinde, mahalle arkadaşlarımla beraber adeta bir oyun tadında topladığımız yanmamış kömür parçalarını özlüyorum ve iki adım ötemde duran ve bazen dokunup kapatmaya erindiğim kalorufer düğmesinden utanıyorum…

En çok da babamın elimden tutarak, bazen de zorla götürdüğü berberin “alabuluz” tıraşını özlüyorum, aynada şakağıma ve sakalıma düşen akları görünce…

Kış aylarında yan bahçemize dam boyunca atan kürtükleri özlüyorum, cd çalarda “evlerinin önü yonca, yonca kalkmış dam boyunca” namelerini dinlerken!..
Ve mırıldanıyorum özlemle ve utanarak “Beni bu şehirden al götür Annee!..” diye…
“Ama nereye?..” Diye susarak haykırıyorum bir kez daha… Sessizce…

Pardon anlayamadım, bir şey mi dediniz?..
“…..”
Demeyin de zaten!..

Zafer Güler

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP