DOLAR 15,8836 -0.38%
EURO 16,7475 -0.24%
ALTIN 925,97-0,15
BITCOIN 4825422,80%
Isparta
18°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

BİR AMERİKAN FAŞİSTİ
781 okunma

BİR AMERİKAN FAŞİSTİ

ABONE OL
14 Şubat 2022 09:50
BİR AMERİKAN FAŞİSTİ
1

BEĞENDİM

ABONE OL

 

BİR AMERİKAN FAŞİSTİ

 

Bir şeyin başlıca düşmanı, ona yüzeysel olarak benzeyendir. Köpek kurdun düşmanıdır, keme farenin, goril şempanzenin. Milliyetçiliğin en büyük düşmanıysa, faşizmdir.

 

Faşizm, milletleşmeye hazır olmayan insan yığınları arasında yayılır. Asırlarca küçük devletçikler veya kolonilere bölünmüş halde yaşamış toplumlar, faşizmin egemenliğine kolayca girerler. Öylesi toplumlarda milli bilinç zayıftır. Yurttaşlar, birbirlerini kardeş değil tehdit gibi görürler. Dolayısıyla, sağlıklı bir ulus oluşamaz. Kaba kuvveti uzlaşıya, savaşı barışa tercih eden bir zihniyet yerleşir.

 

1930’lu yıllarda Amerikan halkı bir millet değildi. Irk ayrımcılığı yüzünden, birbirinden kopuk insan sürüleri olarak kalmıştı. Çoğu eyalette farklı ırktan kişilerin romantik ilişki kurması bile yasaktı. Asyalı veya Siyahi bir erkeğin, beyaz bir kadınla evlenmek ‘suçundan’ 10 yıl hapis yatması mümkündü.

 

* * *

 

1932 yılında, Amerikalı savaş gazileri hükümeti protesto etti. Ekonomik kriz, gazileri sefalete düşürmüştü. Protestocular başkent sokaklarına kamp kurdular. Kampın kaldırılması için, Genelkurmay Başkanının önderliğinde operasyon düzenlendi. Genelkurmay Başkanının adı, Douglas MacArthur’du.

 

MacArthur, uzun süre Filipinlerde görev yapmış bir subaydı. Asya’nın güzel takımada ülkesi Filipinler, henüz ABD’ye bağlı bir sömürgeydi. MacArthur daha sonra Amerika’ya dönmüş, askeri akademinin başına geçmişti. Çoğu genç subay, onu hocaları olarak tanıyor ve seviyordu. Ne yazık ki MacArthur kibirli, paranoyak ve faşistti.

 

MacArthur, protestocuları Rusya tarafından kurulmuş gizli bir ordu zannediyordu. Maksimum güç kullanılmasını emretti. Askerler, gazilere süngülerle saldırdı. Yüzlerce insan öldü veya yaralandı. MacArthur, basının karşısına çıktı ve ülkeyi komünist işgalden kurtardığını ilan etti. Bu tavır sağduyulu vatandaşları iğrendirse de, MacArthur’u ülkedeki faşistlerin kahramanı yaptı.

 

Birkaç ay sonra MacArthur, yeni seçilen devlet başkanı Roosevelt’i ziyaret etti. Görüşme iyi geçmedi. Ekonomik kriz yüzünden ordunun bütçesi kısıtlanmıştı. Bu gerekli ve zararsız bir tedbirdi. O yıllarda Almanya bir orduya sahip değildi. Rusya, kendi siyasi kavgalarıyla uğraşıyordu. Japonlarla silahsızlaşma anlaşması imzalanmıştı. Kısa vadede, ABD’ye yönelik bir tehdit yoktu.

 

Fakat MacArthur öfkeliydi. Başkanla uygunsuz ve kaba bir üslupla konuştu. Roosevelt kurnaz bir siyasetçiydi. Görevinden azledilmesi halinde MacArthur’un politikaya atılacağını biliyordu. Adamı ikaz etmekle yetindi. MacArthur hiddetle huzurdan çıktı ve Beyaz Saray’ın eşiğine kustu.

 

Bütçe küçüldüğüne göre, iki seçenek vardı: Ya subaylar maaşlarına zam almayacaktı. Ya da teknolojik araştırmalara ödenek ayrılmayacaktı. Çoğu asker teknolojiye, özellikle havacılığa destek verilmesini savundu. MacArthur onlara kulak tıkadı. Diğer yandan, ordudaki kritik mevkilere kendi dostlarını atadı. Bu durumu eleştiren bir gazeteye 750 bin dolarlık (bugünün parasıya 15 milyon $) tazminat davası açtı.

 

MacArthur, 16 yaşında bir aktrisi metres edinmişti. Gazeteciler bunu biliyordu. Sadece generali değil, tüm orduyu küçük düşürebilecek bu olay, ifşa edilmemişti. Duruşmada, kızın ismi bir defa anıldı ve MacArthur, suçlamalarını geri çekti.

 

* * *

 

Yıllar geçti. MacArthur, Filipinler başkomutanlığına atandı. Dünya değişmişti. Ekonomik kriz sona ermişti. Amerikan silah fabrikaları tam kapasite işliyordu. Çin ve Japonya arasında savaş çıkmıştı. ABD cephane, uçak, pilot, para ve danışman göndererek Çin’i destekledi. Japonya’ya kesin bir ambargo uygulandı. İşin sonunun nereye varacağı belliydi: Amerikan donanması, Japonyayla savaş için ‘Turuncu Plan’ koduyla bir strateji tasarladı.

 

Stratejistlere göre Filipinleri savunmak imkansızdı. En iyi seçenek, takımadayı tahliyeye hazırlanmaktı. MacArthur bunu geri çevirdi. Savaş kahramanı olmayı hayal ediyordu. Ardından, Başkanlığa adaylığını koyacaktı. Filipinler sonuna dek savunulmalıydı!

 

Yeni plan yapıldı. Savaş başlayınca Filipin ordusu, Corregidor adasına çekilecek, orada savaşacaktı. Bu ada doğal bir kaleydi: Girilmesi zor, müdafaası kolaydı. MacArthur bu planı görünüşte kabullendi, gerçekte yok saydı. Japonları, ayak  bastıkları sahilde durduracağını sanıyordu. Uçaklarla vurarak tüm Japon donanmasını batırmayı umuyordu.

 

Askerlik bilimiyle bağdaşmayan boş hülyalardı bunlar. MacArthur, Japonları çok küçümsüyordu. Havacıların itirazına rağmen, tüm uçakları tek bir üste topladı. Savaş başladıktan dokuz saat sonra Japonlar bu üssü bombaladı ve Asya’daki Amerikan hava kuvveti, o anda yok oldu.

 

MacArthur, Filipinlilere güvenmezdi. Filipinli askerlere gerçek bir eğitim verilmemişti. Japonlar çıkartma yapınca ordu, darmadağın oldu. Geri çekilmek tek seçenekti. Fakat nereye? Corregidor’a! Bu ricat korkunç geçti. Düşman komandolar her yerden vuruyordu. Corregidor’a ulaşabilenler, orada düş kırıklığı ve açlık buldular: MacArthur, adaya erzak stoklamaya gerek görmemişti.

 

MacArthur, Avustralya’ya kaçtı. Yenilginin suçunu havacı subaylara yıktı. Radyodan: “Mutlaka geri döneceğim!” diye demeç verdi. Basın tarafından kahraman ilan edilmişti bile. Washington’daki dostları sağlamıştı bunu. Filipinler’de en büyük yararlılığı başka bir subay göstermişti: General Wainwright. Ama kamuoyu ondan habersizdi. Filipinler cephesi hakkında basına verilen 141 rapordan 109’unda, tek insanın ismi geçiyordu: MacArthur’unki.

 

MacArthur, kaçmadan önce Filipinler’de bir gerilla kuvveti oluşturmuştu. Bu, ileride korkunç sonuçlar doğuracaktı.

 

Filipinler kaybedildi. Deniz Kuvvetleri orayı geri almak istemiyordu. Asıl hedef Japonya’ydı: Japonya yenilirse Filipinler zaten kurtulacaktı. Fakat MacArthur, Filipinler’e yeni bir ordu göndermek için ısrarlıydı. İki nedeni vardı bunun:

 

1) MacArthur, Filipinler özerk hükümetinin başkanı Quezon’dan 500,000 dolar rüşvet almıştı.

2) MacArthur’un Filipinler’de yatırımları vardı. Savaş sürerken bile, yerel şirketlerin hisselerini satın almayı sürdürmüştü.

 

MacArthur, Başkan Roosevelt’e baskı uyguladı: “17 milyon Hıristiyan Filipinliyi terk edemezsin!” İlk tartışmalarının üzerinden 12 yıl geçmişti. Roosevelt ağır hastaydı. Bir zaaf anında, MacArthur’un isteklerini onayladı.

 

Filipinler Savaşı, gereksiz yere tekrar başladı. Filipinler’de 7 bin ada vardı: Düşmanın saklanabileceği 7 bin yer. Amerikan donanması defalarca pusuya düştü. Onlarca gemi kaybedildi. Bunların arasında 1 adet uçak gemisi ve 3 adet hafif uçak gemisi de vardı.

 

Japonlar, Filipinler’in başkenti Manila’yı terk edip ormanlık arazilere çekilmeyi denediler. Amerikalılar, Japon askerlerinin Manila’dan ayrılmasını önledi. Kente gerillalar gönderildi. Ardından Manila toplarla bombalandı. Japonlar bir mahşeri yaşıyordu. Sivil kılıkta gerillalar, hatta kadınlar bile, onlara kurşun atıp ara sokaklara kaçıyordu. Gerilla sandıkları herkesi vurmaya başladılar.

 

Sonuç katliamdı: MacArthur’un işine gelen bir katliam. Günün birinde savaş bitecekti. Japon komutanlar deneyimlerini anlatacaktı. Tüm dünyaya, MacArthur’un hatalarını anlatacaklardı. MacArthur’un onları susturması lazımdı, susturmak için de bahane lazımdı. Savaş bitti. Ateşkes yapıldı. Silah bırakan Japon komutanlar, MacArthur’un emriyle asıldı. Basına açık bir mahkemeye çıkmalarına izin verilmedi.

 

Bunun üzerine, yüzlerce Japon subay teslim olmaktan vazgeçti. Asya’nın her yerinde, Batılılarla savaşan örgütlere katıldılar. Bu durum Komünizmin yayılışını hızlandırdı. Sonraki yıllarda, yedi Asya ülkesinde Sovyet taraftarı rejimler kuruldu. Yedisi de savaş sırasında Japon ordusunun girdiği yerlerdi.

 

* * *

 

MacArthur, Japonya ve Güney Kore’ye askeri vali tayin edildi. Amaç, bu sakıncalı generali Washington’dan uzak tutmaktı. Ama MacArthur, dünyanın öbür ucundayken de zararlıydı. Kore’de, komünistlere karşı bir temizlik operasyonu başlattı. On binlerce Koreli kurşuna dizildi. İnsan kıyımı, Kuzey Kore ve Güney Kore arasında savaşa yol açtı. MacArthur, istihbarat uzmanlarının uyarılarını hiçe sayarak krizi tırmandırdı. Sonuçta Çin ordusu, Kore’ye girdi. Savaş uzadı. Kore baştan aşağı yakılıp yıkıldı. Çıkmaza giren MacArthur, Washington’a danışmadan Pekin’e ültimatom verdi. Çin’i bombalayacağını ilan etti. Son olarak, hükümetten 34 adet atom bombası talep etti.

 

Başkan Truman, MacArthur’ı görevden aldı. General’in taraftarları, Truman’ı vatan haini ilan ettiler.

 

* * *

 

Faşizm kasıtlı olarak beceriksizdir. Çünkü kaos ve buhrandan beslenir. Önce bir çukura girer. “Beni kurtarmayan kalleştir!” der. Onunla aynı çukura girersiniz. Onu sırtınıza alır, çukurdan çıkarırsınız. Faşizm gidip daha derin çukurlara dalar. Ta ki çıkılmaz bir yere düşene dek.

 

Ilımlı ve demokratik liderler, halk yığınlarını heyecanlandırmaz. Kavga ve kavgacılar daha çok ilgi çeker. Günümüzde, ABD’de MacArthur’un milyonlarca hayranı var. “MacArthur ihanete uğradı,” diyorlar. “Tam da dünyayı Komünizmden kurtarmak üzereydi. Ama ona engel oldular; hainler, satılmışlar, ajanlar…”

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP