DOLAR 13,48181.21%
EURO 15,32421.39%
ALTIN 770,651,25
BITCOIN 768015-0,84%
Isparta

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

BİR YIL ÖNCE BİR YIL SONRA
11 okunma

BİR YIL ÖNCE BİR YIL SONRA

ABONE OL
15 Eylül 2021 16:32
BİR YIL ÖNCE BİR YIL SONRA
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Unutulmamalıdır ki; hedef ülkelerde, özellikle iç karışıklıklar, gösteri, nümayiş, terör, darbeler, bilimum toplumsal hadiseler vs. emperyalizmin koruma ve kollama alanıdır.

Mesela 12 Eylül’ün kudretli paşası Bedrettin Demirel, kendisiyle yine darbe hakkında konuşan Erol Mütercimler’e hitaben, askeri müdahaleye giden yolu değerlendirirken, aynen şu cümleleri sarf ediyor;
“Ölü sayısını otuzlara çıkarmamız gerekiyordu! Aksi halde darbenin gerekçelerini bu halka anlatamazdık”
Kaynak mı? Youtube…

Yani bu toprakların çocukları varsın birbirini yesin, ölü sayısı her gün yüz olsun ama biz darbeyi yapalım…

Peki!
Gerçekten bu istem ve arzu TSK içindeki apoletli firavunların isteği miydi, yoksa emir dışarıdan yani Amerika’dan mı geliyordu…

Epeyce sonra bir dostun tavsiyesi üzerine bir kitap edindim.
“Sivil Örümceğin Ağında /Mustafa Yıldırım”
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşundan bu yana, globalleşme, sağcılık, solculuk, demokratlık, liberallik, cemaat vs. idealleriyle bugünlere nasıl getirildiğini anlatan müthiş bir kitap!
Kısacası Emperyalizm tarafından köleleştirilen bir sistem…

Hemen:
12 Eylül darbesinde devrin ABD Konsolosu’nun bizim cunta için yaptığı tanım, darbenin haberini aldığında:
“our boys have done it” (bizim çocuklar işi becerdi) diye pentagona bildirdiği satırlar bu kitaptadır..

Hani duymak istemediğin bir şeyi öğrendiğinde, vücudunun ücra köşelerine bir şeyler batarya, hah! Tamda öyle oldu. Çuvaldız cinsi bir sivriyi toplu iğne acısıyla kıyaslamak mümkün değil elbette…

Bu çuvaldızlar niye sadece bize batar?

Gezi olayları!
Sormuşlardı o zamanlar:
-Abi gezi hakkında ne düşünüyorsun?
-Valla masum başladı ama Emperyalizmle bitti demiştim…

Osman Kavala meselesi:
1957 Paris doğumlu. İstanbul Robert Lisesi’ni bitirdikten sonra, Manchester Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden mezun olur.
Türk – Polonya iş konseyi, Türk-Yunanistan iş konseyi, “center for democracy in southeast europe” (Güneydoğu Avrupa’da demokrasi merkezi!) gibi çeşitli iş ve toplumsal kuruluşların yönetim kurulu üyeliklerinde bulunmuştur. Tarık Buğra’nın kızı Ayşe Buğra ile evlidir!
Kimliği elbette önemli değil, önemli olan mensubiyetidir!
Soros vakıflarıyla ilişkisi var mı?
Valla bilmem…
Bildiğim şudur: (!)
Arkadaş, bu zevat gezi davasından tutukluydu. Hangi adalet bunu serbest, hangi adalet ve hukuk bunu tekrar tutukladı?
Bir şeylerin döndüğü kesin!

RAND CORPORATİON RAPORU!
(CİA ALT KOMİSYONU)
Malum. ABD Savunma Bakanlığı’na araştırma raporları ve analizler hazırlayan RAND Corporation Türkiye ile ilgili bir rapor yayınladığında, hatta ABD’nin tüm dünyadaki askeri politikaları ile ilgili bir çalışma yaptığında, içinde ABD çıkarlarının dışında iyi bir şey geçmez. Her ne kadar “Söylediklerimiz Savunma Bakanlığı’nı bağlamaz, biz sadece kendi görüşümüzü sunarız,” deseler de o iş öyle değildir.

Rapor tamı tamına 276 sayfa, değerli bulduğum köşe yazılarından alıntı yaptım…

Türkiye’nin İsrail-Filistin meselesinden tutun Suriye’ye, Doğu Akdeniz’e, Rusya ile ilişkilerine, hatta Kafkasya’ya kadar tüm siyasi ve askeri politikalarını derinlemesine analiz eden rapor, esasen iç siyasetteki değişime, ama özellikle de TSK içinde 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yapılan temizliğe odaklanıyor. Öyle ki, hava deniz, kara kuvvetlerinde kaç kişinin atıldığının sayısına varacak kadar biliyorlar, jandarmanın durumunu analiz ediyorlar; YAŞ’ın, önceden asker ağırlıklı bir yapıdayken şimdi sivil ağırlıklı bir yapıya dönüşmesinden duydukları rahatsızlığın altını tekrar tekrar çiziyorlar.

Rapor, Türkiye’nin güvenlik yapısının yeni haritasını çıkarmaya çalışması açısından o kadar kapsamlı ki, FETÖ’cülerin sitesindeki bir yazıya atıfla, güvenlik önlemlerinin artırılması amacıyla oluşturulan “mahalle bekçiliği” uygulamasına bile yer verilmiş raporda. 15 Temmuz sonrası TSK’nın içinin temizlenmeye başlamasının, ABD cephesinde ne kadar çok rahatsızlık verdiğini anlayabilmek için orta seviye bir İngilizce yeter de artar. Rapor, “Ah keşke keşke bunlar olmasaydı ama napalım, Türkiye’ye muhtacız; Erdoğan, başta Suriye, Doğu Akdeniz olmak üzere her yerde önümüzü tıkadı. Onu diğerlerini yönettiğimiz gibi yönetemiyoruz, o yüzden ya kurtulacağız ya da onunla çalışmanın bir yolunu bulmalıyız,” diye bas bas bağırıyor.

Esprisi bir yana, ABD’li uzman ve çeşitli asker ve bürokratların, ayrıca İsrail’den de benzeri görevlerdeki kişilerin hem Türkiye’nin NATO içindeki önemi, hem de Şiilerle radikal Sünniler arasındaki çatışmada kritik bir yeri olduğuna vurguda bulunan raporda tekrar tekrar diyorlar ki, Erdoğan otoriter bir lider, ama onun yerini almayı başaracak güçlü bir muhalefet çıkmadığı sürece, çıkarlarımız için onunla nasıl çalışacağımızın bir yolunu bulmalıyız.

Aynı zamanda şunu söylüyorlar: Hulusi Akar, Erdoğan tarafından görevlendirilen, güvenilen ve uzun süre yerinde kalacak gibi görünen bir Savunma Bakanı. Eski Genelkurmay Başkanı olması ve TSK’yı çok iyi tanıması nedeniyle, yeni sivil-askeri yapılanmanın oluşturulması konusunda Cumhurbaşkanı ile beraber çalışıyor. Aynı zamanda, 15 Temmuz sonrası görevden atılan askerlerle ilgili kararları yine Cumhurbaşkanı ile koordineli çalışarak o veriyor. Devam ediyorlar: Gerçekten de sivil-asker ilişkisini güçlendiriyor; eskiden tümüyle ordu hakimiyeti varken, bugün sivil irade kritik kararları alıyor ve uygulama emrini veriyor. Ve ekliyorlar: Hulusi Akar burada kilit isim. Nasıl ki, Erdoğan’la çalışmanın bir yolunu bulmamız gerekiyorsa onunla da çalışmanın bir yolunu bulmalıyız!!! Yani Türk siyaseti açısından muhatabımız Erdoğan olduğu gibi, ABD Savunma Bakanlığı olarak da muhatabımız Hulusi Akar…

Türkiye’de okuması biraz da yanlış yapıldığı için, MSB tarafından “Çelişkiler içeren raporda, bize isnat edilen raporda, bize isnat edilen yorumlar gerçeklikten uzaktır ve tarafımızca ciddiye alınmamaktadır” şeklinde açıklama yapılan Rand Corporation raporunun Türkiye’de en çok tartışılan kritik yerlerden biri şu: Savunma Bakanı Akar’ın askeriye içinde 15 Temmuz sonrası yapılması gereken ve devam eden değişikliklerde doğrudan rol oynamasının sonucu verilen kararların, orta kademede rahatsızlığa neden olduğunu ve bir darbe olacaksa bunun da yeni sivil-askeri yapıdan ve Akar’ın uygulamalarından rahatsız olanlar tarafından yapılabileceği iddia ediliyor. Bunu da Kadir Has Üniversitesi’nin Aralık 2016’da yayınladığı rapora dayandırıyorlar.

Yazıda 161 kere “darbe” kelimesi geçiyor; bunların 100’den fazlası 15 Temmuz darbesi ile ilgili… Diğerleri ise Mısır darbesi, 60 ve 80 darbeleri ile ilgili, ayrıca rapora kaynak olan atıflardan geliyor. Yani askerin darbe yapma ihtimali sadece bir önceki paragrafta ilettiğim şekliyle yer alıyor.

Ancak raporda dikkatimi çeken küçük detaylardan biri, bir tek Metin Gürcan’ın 15 Temmuz 2016’dan “uprising” yani, yani “isyan”, “kalkışma” diye söz etmesi… Gürcan, eski bir asker. Takip ettiğim kadarıyla Twitter’da askeri konularda oldukça aktif paylaşımlar yapıyor ve Al Monitor sitesinde düzenli olarak yazıları yayınlanıyor. Gürcan, keşke görüşünü sunarken, en azından “armed/military uprising” yani “silahlı/askeri kalkışma” ifadesini kullansaymış; zira 15 Temmuz’u “darbe,” “darbe kalkışması”, “başarısız darbe,” gibi ifadelerle tanımlıyoruz. Gürcan’ın İngilizcesinin fazlasıyla iyi olduğunu bilsek de dediğim gibi, bunu küçük bir detay olarak görelim.

Raporda Soner Çağatay’a beş, Amberin Zaman’a beş, Abdullah Bozkurt’a iki atıfta bulunulurken, Metin Gürcan’a tam 39 atıfta bulunuyor. Yani RAND Corporation raporunun oluşmasına Türkiye’den, haberli ve habersiz olarak, en çok katkıda bulunan isim Metin Gürcan. Halihazırda Al Monitor’deki yazılarında, darbe sonrası TSK içindeki değişimlerden detaylı şekilde bahsederek çeşitli çıkarımlarda bulunan Gürcan, son yazılarından birinde, isim vermeden Nedim Şener’in iddiasına dayanarak, “Türk ordusundaki çekişme şahsileşiyor,” şeklinde bir yazı yazmıştı.

Gürcan yazısında, Hulusi Akar’ın FETÖ ile mücadele ve Libya konularında ismi öne çıkan Tümamiral Cihat Yaycı’nın, stratejik toplantılara katılmasını engellediğini ve bazı siyasetçilerin Yaycı’nın Libya konusundaki gelişmeleri kamuoyuna doğrudan aktarması yönündeki isteklerini reddettiğini iddia etmişti. Nedim Şener “Cihat Yaycı’nın emekliliğini ya da istifasını isteyen kim?” sorularına cevaben “Orası biraz karışık” diyerek cevap vermezken, Gürcan Al Monitor’deki yazısında Hulusi Akar’ı işaret etmişti.

RAND Corporation raporu yoğunlukla TSK’daki değişimin Türkiye’nin dış politikasına ve güvenlik politikalarına etkisine odaklanırken, esasen dert ettiği şey, ABD’nin FETÖ sonrası nasıl bir TSK ile karşı karşıya olduğu ve bundan sonra ilişki kurarken nasıl bir yapıyla karşı karşıya kalacağı…

Bunu hesaplarken, Michael Rubin’e dahi atıfta bulunmuşlar: SADAT’ın TSK’yı dindarlaştıracağı iddiası, Türkiye’ye delicesine gibi karşı olan Rubin’in bir yazısından çıkarım. Rubin, 15 Temmuz sonrası Türk Ordusu’nun NATO içinde bir Truva atına döndüğünü söyleyerek, absürt bir şekilde SADAT’ın Türk Ordusu’nu İslamlaştıracağını iddia etmiş ve bunun önünde geçmenin tek yolunun Avrasyacılarla çalışmak olduğunu önermişti.

Aynı zamanda, Amberin Zaman’a atıfta da bulunan raporda, SADAT’ın, kimlerine göre Selefi-Cihatçılara sempati duyan, pan-İslamcı yapısıyla içeride ve dışarıdaki Ak Parti düşmanlarına yasadışı eylemler yapabileceğini dair endişeler olduğu yazılmış.

Özetle, Türkiye’deki bir kesim gibi ABD’nin de gözü 2020 YAŞ kararlarında… Canlarını FETÖ sonrası TSK’daki değişim, yapılan değişikliklerle sivil-asker ilişki yapısının farklılaşması ve bunun Türkiye dış politikasına etkileri sıkıyor. Kim bilir, belki de Rubin’in arzu ettiği gibi, TSK’da iş birliği yapılacak grubun, NATO’cu bir iktidar gelmezse, Avrasyacılar olması gerektiğini düşünüyorlar.

Yani onlara göre, ya Türkiye’de iktidar değişecek (yani değiştirmenin bir yolunu bulacaklar) ya da Cumhurbaşkanı Erdoğan’la istemeyerek de olsa çalışabilmenin yolunu arayacaklar. Savunma Bakanı Hulusi Akar için de aynı şey geçerli. Cumhurbaşkanı’nın en çok güvendiği isimlerden biri olan Akar’ı ya böyle içeriden ve dışarıdan yazılan garip yazıların da yardımıyla yıpratmaya çalışacaklar ya da onunla da çalışmayı öğrenecekler.

Rapor, bu ana çerçevenin etrafında pek çok konuya değinmiş, ama meselenin özü budur.

Dip not:
Bu kadar uzun bir yazıyı okuduğunuz için teşekkür ederim. Raporla ilgili detay ve ayrıntılar alıntıdır…
Görüldüğü üzere bu melanet yuvası ülke, şeyimizde ki donun rengini bile biliyor!
Aslında CİA raporu Hungtingon ın “Yeşil Kuşağı” ve Brzezinski ‘nin “büyük satranç tahtası”ndan beri değil…
Son bir yılda ne değişti?
Amerika’nın ve yerli işbirlikçilerinin karnesine GARA katliamı eklendi…
Bundan sonra, bütün yazılar ABD ve emperyalizm üzerine…
Neden Amik ovası? diye bir soru geldi.
Bana göre, yaklaşan savaşın final yeridir Amik ovası…
Bu savaşın bizdeki ismi: MELHEME’İ KÜBRA
Batıdaki ismi: ARMEGEDON ‘dur…, İnanıp, inanmamak meselesi ihtiyaridir…

“ZAMAN TARİHİN ANASIDIR; TARİH DE ANASINA İHANET ETMEZ!”
Kalın sağlıcakla
Allah’a emanet olun…

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

300x250r

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.