DOLAR 16,3794 0.06%
EURO 17,5903 0.61%
ALTIN 974,20-0,04
BITCOIN 476628-1,62%
Isparta
23°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

DEVLETİN DİN’İ ADALETTİR
1091 okunma

DEVLETİN DİN’İ ADALETTİR

ABONE OL
1 Şubat 2022 17:40
DEVLETİN DİN’İ ADALETTİR
1

BEĞENDİM

ABONE OL

 

“Ey İman edenler! Kendiniz, ana babanız ve yakınlarınız aleyhlerine de olsa, Allah için şahit olarak adaleti gözetin; ister zengin, ister fakir olsun, Allah onlara daha yakındır. Adaletinizde heveslere uymayın. Eğer eğriltirseniz veya yüz çevirirseniz bilin ki, Allah işlediklerinizden şüphesiz haberdardır.”(Nisâ Suresi/135)

“Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi:

Benî Mahzûm kabilesinden hırsızlık yapan bir kadının durumu Kureyşlileri çok üzmüştü. Onlar:

– Bu konuyu Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile kim konuşabilir, diye kendi aralarında müzakere ettiler. Bazıları:

– Buna Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sevgilisi Üsâme İbni Zeyd’den başka kimse cesaret edemez, dediler. Üsâme, onların istekleri doğrultusunda Resûlullah ile konuştu. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Üsâme’ye:

– “Allah’ın koyduğu cezalardan birinin uygulanmaması için aracılık mı yapıyorsun?” diye sordu; sonra ayağa kalktı ve halka şöyle hitap etti:

“Sizden önceki milletler şu sebeple yok olup gittiler: Aralarından soylu, mevki ve makam sahibi biri hırsızlık yapınca onu bırakıverirler, zayıf ve kimsesiz biri hırsızlık yapınca da onu hemen cezalandırırlardı. Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in kızı Fâtıma hırsızlık yapsaydı, elbette onun da elini keserdim. “

(Buhârî, Enbiyâ 54, Megâzî 53, Hudûd 11, 12; Müslim, Hudûd 8, 9. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Hudûd 4; Tirmizî, Hudûd 6; Nesâî, Sârik 6; İbni Mâce, Hudûd 6)

Devlet, Arapça  kökenli bir kelime  olup “sürekli döndürülüp durulan şey, güç, servet, iktidar anlamlarına gelir.  Cenabı Allah bu gücü, iktidarı   ona liyakat kesbetmelerine göre kavimler, milletler arasında sürekli döndürüp durmaktadır. Bu liyakatin ölçüsü ise “adalet”tir. Bir millet, bir kavim adalete riayet ettiği, adaleti ayakta tuttuğu sürece Allah bu nimeti onların ellerinden çekip almaz fakat ne zaman ki adalete riayet etmez,  zulme, haksızlığa meylederse Allah o kavmi de, o kavmin devletini de tarumâr eder. Tarih  bunun örnekleriyle doludur.

“İşte şu beldeler; zulmettikleri zaman onları helâk ettik. Onları helâk etmek için de belli bir zaman tayin etmiştik.” (Kehf S./59)

“Nitekim, birçok memleket vardı ki, o memleket (halkı) zulmetmekte iken, biz onları helâk ettik. Şimdi o ülkelerde duvarlar, (çökmüş) tavanların üzerine yıkılmıştır. Nice kullanılmaz hale gelmiş kuyular ve (ıssız kalmış) ulu saraylar vardır.” (Hac S/45)

Devlet, tarihsel süreçte iki temel ihtiyaca bağlı olarak teşekkül etmiştir. 1) Adalet  2) Emniyet (Güvenlik). Bir devletin var oluş gerekçesi ve meşruiyeti her şeyden önce bu iki ihtiyaca cevap verebilme kapasitesiyle ilişkilidir. Devlet, şayet vatandaşlarından aldığı vergiler karşılığında vatandaşlarının can ve mal güvenliğini sağlayabiliyor, vatandaşların devletle veya birbirleriyle olan anlaşmazlıklarında adaletle hükmediyor ve hükmünü uygulayabiliyorsa o devlet meşru ve makbul bir devlettir. Şayet bu görevlerini yerine getiremiyorsa vatandaşın sırtında sadece bir yüktür. Bu önemi sebebiyledir ki İslam ulemâsı ;  “kişinin imanı tevhid, devletin imanı adalettir” demişlerdir.

Adalet, her hak sahibine hakkını zamanında ve tam olarak vermektir. Adaletin zıddı, zulümdür. Adalet ile zulüm birbirini nefyeder. Bir yerde adalet varsa zulüm yoktur, zulüm varsa adalet yoktur. Her ikisinin aynı anda bir arada bulunması muhâldir.

Bir toplumun başına gelebilecek en büyük felaketlerden birisi de kriter kaybıdır. Temel kriterler, kıstaslar kaybolduğunda ahlaki ve hukuki düzen, değerler hiyerarşisi tersine döner. Değer kaybı, kriterlerin belirsizleşmesi en başta adaletin tesisini imkânsız kılar, bu da çatışmaların ortaya çıkmasına sebep olur. Mülkün temeli adalet ise, mülkün temelini sarsan en yıkıcı faktör budur.

Peki, adaletin kriteri nedir?

Devlet söz konusu olduğunda adaletin kriteri, adaletin güç’ ten, güçlü’ den yana mı, yoksa hak’ tan haklı’ dan yana mı tecelli ettiğidir? Daha açık bir şekilde ifade edecek olursak, şayet bir devlet önüne gelen bir davada zayıfın, garibanın hakkını en güçlü, en nüfuzlu olandan alabiliyorsa, yürürlükteki kanunları zayıfa, garibana uyguladığı gibi güçlüye, nüfuzluya karşı da uygulayabiliyorsa adil bir devlettir; böyle değil de adalet mekanizması güç’ ten, güçlü’ den, nüfuz sahibi olandan yana tavır alıyorsa o devlet adil bir devlet değildir. Esasen hukukun üstünlüğü denen şey de bundan başka bir şey değildir.

Çağımızın önde gelen ilim ve fikir insanlarından  Mustafa Ïslamoğlu’nun konuyla ilgili düşünceleri  oldukça  dikkat çekicidir.

“Bir devletin, bir hükümetin meşruluğu adalet iledir. Allah bir beldeyi orada yaşayanlar Allaha küfrettikleri için değil, onlar birbirlerine zulmettikleri için helak eder. En tehlikeli zulüm, kutsanmış zulümdür. Yönetme işi kutsalla ilişkili değil, toplumla ve ümmetle ilişkilidir. Yönetimi kutsalla ilişkilendirmek, ümmetin kendi ayağına kurşun sıkmasıdır. Çünkü bu şekilde zulüm de kutsallaşır. Her toplum layık olduğu yönetimi ortaya çıkarır. Adalet ve ahlak, kayıtlı olduğunda özünü yitirir, zıddına döner. Kayıtlılık: kanunların ve müeyyidelerin herkese eşit olarak değil, kişiye ve sınıfa göre uygulanmasıdır. Suçun,  yapılanın niteliğine göre değil, yapanın kimliğine göre tarif edilmesidir. Onun için gerçek adalet, kayıtsız şartsız olan adalettir.

Devletin ve toplumun merkezinde adalet bulunur. O yıkıldığında devlet de, toplum da yıkılır. Bir devletin adı değil, uyguladığı önemlidir. Adaletin tesis edilmediği toplumlarda ‘insan, insanın kurdu’ haline gelir. Adaleti herkes kendi anlayışına ve yöntemine göre tesis etmeye kalkışır. Adaleti dağıtması gerekenler, adaleti kendilerine, cezayı başkalarına uygularlarsa, o toplum zulüm toplumu olmuş demektir.”

İmam-ı Âzam Ebu Hanife’nin talebesi,  büyük âlim İmam Ebu Yusuf’ da Kitab’ül Harâc adlı eserinde şöyle der:

“Devlet yapılanması doğruluk ve adalet üzere değilse, Allah o yapılanmanın temellerini sahiplerinin ve avânesinin tepelerine yıkar. Bu sebeple bu ümmetin ve halkın işlerinden Allah’ın sana tevdi ettiği görevleri zâyi etme, zira görevdeki kuvvet/başarı, Allah’ın izniyledir.

Yöneticinin zulmü, halkın helak olması demektir. Güvenilmez ve hayırsız insanlarla yardımlaşması da bütün toplum için bir felakettir.”

Şurası muhakkak ki, içinde adalet kelimesinin çokça geçtiği süslü püslü cümleler kurmakla, nutuklar atmakla, hukuk fakülteleri açmakla, ciltler dolusu kanunlar çıkarmakla, kocaman kocaman binalar yapıp üzerine adalet sarayı yazmakla bir toplum adil bir toplum olamaz. Toplumun bütün fertleri gündelik hayatlarında birbirleriyle olan münasebetlerinde adalet kavramının anlamına uygun şekilde davrandıklarında ancak adil bir toplum ortaya çıkabilir. Adalet, beton ve demirden ibaret olan binalardan, kağıt ve mürekkepten ibaret olan kitaplardan önce insanların beyinlerinde, gönüllerinde, vicdanlarında inşâ edilir.

Adalet mülkün temelidir. Tarih, ahlaken tefessüh etmiş, insan ilişkileri, değerleri  yozlaşmış, çürümüş, zulüm ve haksızlık bataklığına  batmış hiçbir toplumun varlığını uzun süre sürdürebildiğini  kaydetmemiştir. Antik Yunan devletleri, Mısır,  Pers, Roma, Emevi, Abbasi, Selçuklu, Osmanlı  ve daha niceleri. İstisnasız hepsinin çöküşünün ortak sebebi, devlet ve toplum  bünyelerine  sirayet eden  zulüm, yozlaşma, kirlenme ve ahlaki tefessüh halidir. Zirâ Allah’ ın değişmez kanunu  (Sünnetullah) açık ve nettir:  Bir mülk, küfür ile yıkılmaz fakat zulüm ile yıkılır.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP