DOLAR 16,3363 -0.18%
EURO 17,5412 0.26%
ALTIN 973,71-0,05
BITCOIN 4873572,35%
Isparta
19°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

EĞİTİMİN GELECEĞİNİ DÜŞÜNMEK
271 okunma

EĞİTİMİN GELECEĞİNİ DÜŞÜNMEK

ABONE OL
29 Ocak 2022 15:26
EĞİTİMİN GELECEĞİNİ DÜŞÜNMEK
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

 

         “Eski öğrenme yöntemi ile yenisi arasında sistemde bir çatlak var ve dünyanın her yerinde çocuklar her gün bu çatlaktan aşağı düşüyor.”

Salman Khan’ın ‘Dünya Okulu’ kitabı yukarıdaki tespitle başlar. Eski sınıf modeli gerçekten de değişen gereksinimlere uymuyor. Çünkü dünya bilginin daha etkin kullanılmasını gerektiriyor. Eğitim sistemlerinin çocukları yaşlarına göre gruplandırmaları, her bir grup için aynı hızda ilerleyen ders programları oluşturmaları onları aynılaştırmanın ötesine geçememiştir. Farklılıkları dikkate almayan ve ortalama insan yetiştirme amaçlı bu yapı istendiktir de. Çünkü bu model toplumların kendi ideolojisine uygun birey yetiştirmelerini kolaylaştırmaktadır.

Yukarıdaki başlangıç “Neredeyiz?” sorusunun bir parça yanıtlıyor. İkinci sorumuz “Nereye gitmek istiyoruz?” sorusu olacaktır. İkinci sorumuz bir hedef sorusudur aynı zamanda ve bu yazıda yanıtlanması gereken soru da budur.  Böylece gelecekteki bir zaman diliminde 2050 yılında nerede olacağımızı görebilmeye çalışacağız.

2050 yılına yirmi dokuz yıl var. Yirmi dokuz yıl insanlar için çok uzun bir süre ama toplumlar için çok kısa. Bu noktada “Nereye gitmek istiyoruz?” sorusunu yanıtlayabilmek şu andaki gidişin yönünü kestirebilmemizi gerektirir. Yani “Dünya Nereye gidiyor?” sorusunu da yanıtlamamız gerekiyor. Öyleyse halen tespit sürecindeyiz. Önce Dünya’nın nerede olduğuna başlayalım.

Dünya Endüstri 4.0 ve Toplum 5.0 düzeyindedir. Yani Endüstri bağlamında, buhar makinesi, elektrik ve bilgisayar icadı ile birlikte ikinci ve üçüncü devrimini tamamlayan insanlık, şu an siber fiziksel sistemlerin hüküm sürdüğü “Endüstri 4.0” sürecine yaşamaktadır. Toplumsal bağlamda ise; avcı-toplayıcı, tarım, endüstri, bilgi toplumlarından sonra gelinen yer süper akıllı toplum olarak isimlendirilen “Toplum 5.0” sürecidır.

Bu aşamada en can alıcı soru “Biz bu tablonun neresindeyiz?” sorusudur.

Teknolojiyi üretmeyen tüketen, toplumsal bağlamında da sanayi devrimin atlamış ve bilgi toplumuna uyarlanmaya çalışan bir ülke konumundayız. Bu durum Endüstri bağlamında 2 ile 2,5 arasında, Toplumsal bağlamda ise 2,5 ile 3,0 arasında bir yerlerde olduğumuzu göstermektedir. Böyle bir tabloda eğitim özelinde de benzer bir yerde olduğumuz söylenebilir.

Bulunduğumuz yerde dünyanın erişi düzeyi ila aramızda ciddi farkların olduğu ortadadır. Böyle bir tabloda farkın kapatılması ve dünya ile eş zamanlı olarak ilerlemenin mümkün olamayacağı açıktır.

Dünyanın erişi düzeyi yani Endüstri 4.0 ile Toplum 5.0 düzeyleri eğitim politikalarının belirlenmesinde göz önünde alınması gereken hususlardır. Ancak bunun yanında bir de göz ardı edilemeyecek bireyin özellikleri ve gereksinimleri söz konusudur.  Sağlıklı eğitim politikalarının oluşturulması bu iki alanın uyumlaştırılması ile mümkündür. Bu noktada eğitimin işlevlerine bakmamız yerinde olacaktır.

Eğitim Politikalarının Oluşturulması Süreci

         Friedrich Wilhelm Nietzsche, bir tartışmada “Benden yana olmanızı değil bana karşı olmanızı tercih ederim,” demiştir (Aydın, 31).  Bu çıkışı ile onun amacı soru sormak ve düşündürmektir. Öğrenmenin yanıtlarla başladığı çağ geride kalmıştır. Artık öğrenme sorularla başlamaktadır. “Bir toplumda herkes aynı şekilde düşünüyorsa o toplumda gerçekte kimse düşünmüyor demektir (Aydın, 32).

İçinde yaşadığımız çağda hızına yetişemediğimiz bir değişim süreciyle karşı karşıyayız. Bilginin yeniden üretilmesi ve dağılımı o kadar hızlı ki insanın eskimemek için sürekli kendini güncellemek zorundadır. Değişime direnenler halkadan kopmakta, uyum sağlayanlar yoluna devam edebilmektedir. Bu noktada değişim kavramına bakmamız yerinde olacaktır.

Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre değişim “Bir zaman dilimi içindeki değişikliklerin bütünü” olarak tanımlanmış (https://sozluk.gov.tr/).

İbrahim Ethem Başaran’a göre değişme, “Bir bütünün öğelerinde, öğelerin birbiriyle ilişkilerinde öncekine göre nicelik ve nitelikçe gözlemlenebilir bir ayrılığın olmasıdır (Özdemir, 2000).

Bu tanımlara göre değişimin bir şeyde önceki durumuna göre oluşan farklılık diyebiliriz. Öyleyse sözü edilen farklılaşmanın tek başına olumlu ya da olumsuz bir anlam ifade etmeyeceği acıktır. Yani değişimin olumlu ve olumsuz olmak üzere iki yönü vardır. Değişimin olumlu yönüne ‘İlerleme’, olumsuz yönüne ise ‘Gerileme’ denilmektedir.

Öyleyse 2050’de dünyanın nerede olacağına her iki çerçeveden bakmak gerekmektedir. Yukarıda dünyanın ilerleme bağlamında erişi düzenine bakmıştık. Şimdi de değişimin gerileme boyutuna bakacağız.  Bu bağlamda Varlığı tehlikede olan bir gezegen ile karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz.  Gezegenimizin nüfus artışı ve küresel ısınma, yoksulluk ve ekolojik yıkım, küreselleşme ve savaşlar, salgınlar, nükleer ve biyolojik silahlar, türlerin yok olması, açgözlülük, şiddet, çöküş ve benzeri sorunları çığ gibi büyüyerek varlığını sürdürmektedir.

2050’ye gelindiğinde Endüstri ve Toplum düzeylerinde ilerleme olacak elbette ancak böyle devam etmesi halinde yukarıda saydığımız olumsuzlukların daha da derinleşmeyeceğine dair hiçbir garantimiz maalesef yok. Bu alanda devletlerin çözüm arayışları da toplanıp raporlamadan öteye geçememektedir. Bütün bu tespitlerden sonra eğitimin işlevlerine gelebiliriz.

Eğitimin iki işlevi vardır. Bunlar; (1) Toplumsal kalınmayı sağlayabilecek nitelikte ve nicelikte insan yetiştirmek, (2) Bireyin potansiyelinin doğru tespiti ve onun potansiyeli doğrultusunda yönlendirilmesidir (Topçu, 2021).

Yine eğitim politikalarının oluşturulmasında her milletin geçmişten geleceğe taşıdığı felsefesinin geliştirilebilir yönlerinin korunması, köhnemiş ve işlevselliğini yitirmiş olanların ayıklanması gerekmektedir (Topçu, 2021).

Bu kadar mı? Elbette değil. Her millettin dili, dini, soyu, tarihi ve gönlü bir insanlardan oluşmasının getirdiği bir kültürü vardır. Yani millet olarak dününüzü bugüne, bu gününüzü geleceğe taşıyan ortak bir kimliğiniz vardır. Özetle kültür bizi biz yapan değerlerimiz, bizi güçlü kılan özelliklerimizdir. Eğitim politikalarını belirlerken onu dışarda bırakmak kendimizi yok saymak olur (Topçu, 2021).

Başka? Gerçek ve somut olana ihtiyaç vardır. Yani akıl ve bilime.  Bilim güncel ve reel olanı sürdürülebilir kılmayı amaçlar.  Böylece içinde bulunulan çağın erişi düzeyini işe katan anlayışların eğitim politikalarıyla bütünleştirilmesi sağlanır. Bunun en iyi anlatımı büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün “Milli Eğitim programımızın, Milli Eğitim siyasetimizin temel taşı, cahilliğin yok edilmesidir.” Sözüdür. Bu temeli oluşturabilmenin yolu akıl ve bilimden geçmektedir (Topçu, 2021).

Bu açıklamalara neden ihtiyaç duydum. Maalesef ülkemizde başka ülkelerde uygulanmış, olumlu sonuçlar alınmış eğitim politikalarının ithal edilmesi bir üstünlük kabul edilmektedir. Bize uymayan, bizim özümüzü, kültürümüzü, hazır bulunmuşluk düzeyimizi dikkate almayan bu politikalar ne yazık ki kuşakların heba edilmesi sonucunu doğurmaktadır.

Oysa yapılması gereken şey; eğitim felsefesinin konusu olan “Nasıl bir insan yetiştirmeliyim?” sorusunu yanıtlamaktır. Bunu yaparken yeni bir ideolojiyi gelecek nesillere benimsetmeye çalışmak çağdaş ve demokratik devlet tanımıyla örtüşmez. Bunu ancak bilimle, kültürle ve eğitimin işlevlerinin uyumlaştırılmasıyla başarabiliriz. Ancak bu şekilde mutlu, üretken ve yaptığı işi benimseyen ve geliştirebilen bir gelecek yetiştirebiliriz.

Dünya ile aramızdaki farkın sebebini de böylece ortaya koymuş olduk. Yani politika belirlemede olması gereken adımları sıraladık ve gördük ki uyguladığımız eğitim politikaları bize uymuyor. Bize uymadığı gibi çağcıl da değil. Zaman ve mekân anlayışından uzak.  Silkinip kendimize gelmemiz gerekiyor. Biz kimiz, neyiz? Bilmek zorunayız. Özetle kaynaklarımızı değerlendirmeli ve yol almalıyız.

Yol Alabilmek!

Yol alabilmek; yolu görmek, yolda yürümekle hatta yol olmakla mümkündür. Aksi başkalarının aklıyla teorideki uygulamalarla yol almak mümkün değildir.

Kaldı ki dünya güç dengelerinin amaçlarını eğitim politikaları üzerinden gerçekleştirmektedir. Ülkemiz eğitim sistemi de küresel ideolojilerin ve yerli işbirlikçilerinin kuşatmasıyla hızla gerici ve piyasacı bir yapıya doğru sürüklenmektedir. Bu anlayışla zaten dünyanın erişi düzeyiyle aramızda bulunan fark daha da açılmaktadır.

Tüketim toplumunun ötesine geçememiş bir konumdayız. Teknolojiyi üretmeden tüketen bir ülkeyiz ve öz kaynaklarımızı değerlendirmenin çok uzağındayız. Sanayi devrimini gerçekleştirmek bir yana tarım toplumu olma özelliğimizi dahi kaybetmiş bulunmaktayız.  Anavatanı olduğumuz buğday da dahil olmak üzere neredeyse bütün tarım ürünlerini dışardan ithal eder bir durumdayız.

Geleceğe Yönelim

Bu noktada neleri yapmalıyız? konusunda bir dizi öneri sunarak geleceğe yönelmek istiyorum.

Eğitim politikaları ithal edilmemeli, inşa edilmelidir. Ülke kaynakları harekete geçirilerek üretime ivme kazandıracak kalkınma temelli özgün eğitim modelleri tasarlanmalıdır.

Eğitimde her bireyin eşitçe yararlanabileceği parasız bir eğitim sistemi oluşturulmalıdır. Bu husus eğitimde adil, demokratik, halkçı, bilimsel, nitelikli ve özgün bir sisteminin oluşturulmasının ön koşuludur.

Genç bir nüfusa sahip ülkemizin bu üstünlüğünün özgün ve nitelikli bir eğitimle gerçek bir güce dönüştürülmesi mümkündür. Bu bağlamda üniversiteye giden gençlerimize nitelikli bir eğitim, üniversiteye giremeyenlere de meslek kazandırmak görev edinilmelidir.

Dünya ile aramızdaki farkı kapatabilmek için geleceğin mesleklerini de içine alacak şekilde meslek tanımlarının yapılması ve sistemin buna uygun yapılandırılması sağlanmalıdır.

Eğitim programlarımız katma değer yaratacak alanlarla zenginleştirilmelidir. Çocuk ve gençlerimizin problem çözme, yaratıcılık, strateji oluşturma, iletişim, öğrenmeyi öğrenme, bilgi yönetimi, dijital becerilerle donatılması ve bu bağlamda yüzyılımızın erişi düzeyi ve ülke kaynaklarına uygun; Matematik, ekonomi, teknoloji, yazılım, Sanat, Spor Tarım ve hayvancılık ve benzeri liselerin sisteme dahil edilmesi, hiçbir işe yaramayan, eskimiş liseler ve/veya alan ve dalların sistemden çıkarılması sağlanmalıdır.

Eğitimde niteliğin artırılabilmesi için öğretmen yetiştirme politikaları çağın erişi düzeyine uygun olarak yeniden yapılandırılmalıdır.

Yönetici nitelikleri, hizmet öncesi ve hizmet sonrası eğitimleri çağın erişi düzeyine göre yeniden biçimlendirilmelidir. Yönetici atama ve seçimi süreçleri ehliyet ve liyakat ilkeleri esaslarına uygun olarak yürütülmelidir.

Buraya kadar dünyanın erişi düzeyi içinde ülkemizin bulunduğu yeri görmeye ve o düzeye ulaşabilmenin gereklerini özetlemeye çalıştım. Şimdi gidişe bakalım.

         Bilgisayarların “hacklendiği” bir çağda yaşadığımızı duymuşsunuzdur. Ama bu gerçeğin olsa olsa küçük bir kısmı. Aslında insanların “hacklendiği” bir çağda yaşıyoruz (Harari, 246).

            İçinde yaşadığımız çağın insanlığı getirdiği yerin tespiti Yuval Noah Harari tarafından “21.Yüzyıl için 21 Ders” kitabında böyle özetlenmiş. Öyleyse bizim yukarıda önerdiğimiz çözüm önerileri böyle bir çağda gereklidir ama yeterli değildir. Çünkü çok hızlı yol alan bir dünyada yaşıyoruz ve biz o dünyaya yetişmeye çalışırken o yoluna devam ediyor.

İnsanlık eşi benzeri görülmemiş devrimlerin şafağında. Tüm eski anlattıklarımız ufalanıp gidiyor ve onların yerine geçecek yeni bir anlatı henüz ortaya çıkmadı” (Harari, 238-239).

Harari dünyanın içinde bulunduğu çağın ‘Şaşkınlık Çağı’ olduğunu söylüyor, çok ilginç değil mi?

İçinde bulunduğumuz çağın özelliklerinden biri de hayattan beklentisinin ne olduğunu bilen insanın teknolojiden yararlanması, ne beklediğini bilmeyenin ise amaçlarını teknolojinin şekillendirmesidir.

Yok öyle şey diyenleriniz mi var?

Sahilde, parkta, metroda, sokakta hayatının her anında akıllı telefonlarına gömülmüş insanları düşünün lütfen!

Geleceğin Eğitimi ve İnsanı!

2050’ de iş piyasası neye benzeyecek? Çağımızın mesleklerinden kaçı ayakta kalacak. Bugün yeni doğmuş bir bebek 2050 yılında 29 yaşında olacak. Peki bu bebek bizim çağımızda olduğu gibi tek bir meslekle mi varlığını sürdürecek? Peki ya ‘Yapay zeka’ sezgisel boyuta erişebilecek mi?

            Sorular çok, en sonuncusundan başlayalım.

Stephen Hawking’in “Yapay zeka, kendisini geliştirmeyi sürdürebilir ve hatta kendisini yeniden biçimlendirebilir. Son derece yavaş bir biyolojik evrimle sınırlı olan insanlar, bu tür bir güçle yarışamaz” uyarısı ürkütücü (www.bbc.com).

Peki 2050 yılında okullar nasıl olacak?

Harari’nin ’21.Yüzyılda 21 Ders’ kitabında yer alan başlıklardan biri ‘Eğitim’. Harari, günümüz okullarının bilgi yükleme odaklı oluşundan söz ediyor. Bunun eskiden bir anlamı olduğunu çünkü bilginin az olduğunu ancak günümüzde gereğinden fazla bilgiye maruz kaldığımızı belirterek; bilgiyi anlamlandırabilme, neyin önemli neyin önemsiz olduğunu ayırt edebilme, hepsinden önemlisi de pek çok bilgi parçasını dünyaya ilişkin geniş bir resme dönüştürebilme yeteneğine gereksinim olduğunu belirtiyor.  Hariri çok eskilerde hayatın iki parçaya ayrıldığını; bunların öğrenme evresi ve çalışma evresinden oluştuğunu; Birinci evrede bilginin biriktirildiğini, beceri geliştirildiğini ve dünya görüşü edinildiğini ve böylece sabit bir kimlik inşa edildiğini söylüyor (Hariri, 241-243).

Hariri eğitim başlığı altındaki anlatılarında insanın karşısında ciddi bir rakibin olduğunu da söylüyor: Coca-cola, Amazon, Baidu ve hükümet sizi ele geçirmek için yarışıyor.  Akıllı televizyonunuzu, telefonunuzu, bilgisayarınızı, banka hesabınızı değil, sizi ve organik işletim sisteminizi ele geçirme yarışındalar (Hariri, 166).

İşte insanın hacklenmesi denilen aşama!

            Bu aşamada kuantum fizikçisi ve fütürist Prof. Dr. Michio Kaku’nun eğitimin geleceği görüşlerine de yer vermek istiyorum. Fütürist bilim insanı Kaku, 2 Nisan 2016 tarihinde ülkemize gelerek Türk Eğitim Derneği tarafından düzenlenen “Türkiye’nin Geleceğine İnanıyoruz: Geleceği Okuyoruz” konulu IV.Uluslararası Eğitim Formu’nda bir konuşma yaptı. Konuşmasında Teknolojinin bilgiye erişim olanaklarını sınırsız hale getirdiğini ve dolayısıyla eğitimi geliştireceğini, bu süreçte öğretmenin öğrenciler için bir rehber ve akıl hocası haline geleceğini söyledi. Kaku, SMS’lerin yerini duygu aktarımlarının, internetlerin yerini ‘beyin-net’lerin alacağını belirterek anılarımızı artık internete yükleyebiliyoruz dedi.

            Gelişimde dördüncü dalganın moloküler fizikle geleceğini belirten Kaku, Bilim insanlarının genç insanlara ilham kaynağı olması gerektiğinin altını çizerek üzerine sıklıkla konuşulan varlık, servet ve diğer konuların tamamının kökünde bilim ve teknolojinin yattığını vurguladı. Günümüzde teknolojinin geldiği noktanın muazzam etkilerine dikkat çeken ünlü bilim insanı, “Bilgisayarların kuvveti 18 ayda bir iki kat yenileniyor. Günümüzde kullandığımız cep telefonları NASA’nın 1960’ların sonunda uzaya gönderdiği uzay araçlarından daha güçlü” dedi ve “Öğretmenler artık öğrencilerini yönlendiren, onların gelişimini denetleyen akıl hocalarına dönüşecek. İşte geleceğin öğretmeni bu” ifadelerini kullandı. “Bilgisayarlar tamamen ortadan kalkacak. İnternet artık camların, gözlüklerin, kontakt lenslerin içerisinde olacak” dedi. İnsanların artık birbirlerini takacakları akıllı gözlüklerle tanıyacaklarını söyleyen Kaku, kişilerin yüzlerini tanıyabilen cihazlar sayesinde bir insanın yüzüne bakmakla onun özgeçmişini tüm ayrıntılarla öğrenmenin, evlerdeki akıllı duvar kağıtlarıyla tüm bilgilere anında erişimin mümkün olabileceğini belirtti. Tıp, hukuk ve eğitim gibi alanlarda tüm bilgileri anında ve etkileşimli olarak aktarabileceğinin altını çizen Kaku, doktorların ve avukatların da bu teknolojik devrim nedeniyle ortadan kalkmayacağını, rollerininse öğretmenlerde olduğu gibi danışman ve akıl hocalığı temelinde gelişeceğini vurguladı (Sözcü Gazetesi, 03 Nisan 2016).

            Buraya kadar öngörülerde endüstri ve toplum düzeyi gelişmelerin öncelendiği çok açıktır. Eğitimin işlevlerinden küresel dünyanın isteklerinin öncelenmesi uzun yıllardır süregelen bir alışkanlık.  Bu alışkanlık başlangıçta Salman Khan’dan alıntıladığım, “Eski öğrenme yöntemi ile yenisi arasında sistemde bir çatlak var ve dünyanın her yerinde çocuklar her gün bu çatlaktan aşağı düşüyor” saptamasını doğruluyor. Yine bu gerçeklik Harari’nin “Bilgisayarların ‘hacklendiği’ bir çağda yaşadığımızı duymuşsunuzdur. Ama bu gerçeğin olsa olsa küçük bir kısmı. Aslında insanların ‘hacklendiği’ bir çağda yaşıyoruz” tespitini de destekliyor.

Öyleyse eğitimde insanlığın en büyük savaşı yine insanla…

         Olan ile olması gereken arasındaki farkın maliyeti çok büyüktür. Maliyet derken maddi kayıpları kast etmiyorum elbette. Öğrenme kayıplarının oluşturduğu gelecekten yoksun bırakılmış çocuk ve gençlerden söz ediyorum. Oysa eğitim konusunda daima insan öncelenmelidir.  Ne yazık ki dünya bu konuda hiç de başarılı değildir.

Peki bu mekanik yapı ile eğitimin geleceğine nasıl umutla bakılır?

Bu tespit ve öngörülerin ışığında geldiğimiz yer geçmişte eğitim bilimcilerince tanılanmış gibi görünüyor. Örneğin 1859-1952 yılları arasında yaşamış filozof ve eğitim kuramcısı Jhon Dewey’in, “Eğitim gelecek yaşam için bir hazırlık değil, eğitim yaşamın kendisidir” (Ratner, 3). Sözü hayatan kopuk eğitimin insan için yanlışlığını ortaya koymuştur.

Yine Bertrant Russel, “Gelecekte yaratmayı hedef alacağımız eğitim düzeyinin her çocuğa var olan en iyiden yararlanma fırsatını vermesidir” (Russel, 19) sözleri benzer şekilde eğitimde fırsat eşitliğini öncelemiştir.

Prof. Dr. Veysel Sönmez, “İnsan diğer insan, kurum, ulus için araç olunca ve diğer pek çok nedende bunu destekleyince hızla yabancılaşma sürecine girebilir” (Sönmez, 35) tespiti de insanı öncelemiş ve uygulamaların insanı yaşadığı dünyaya yabancılaştırdığının altını çizmiştir.

Yaşadığı Dünyaya Yabancılaşan İnsan

İnsan dünyaya neden yabancılaşır?

Sorunun yanıtı için önce çocuklara öğretilen şeylerin kime, göre neye göre öğretilmesi gerektiği yanıtını vermemiz gerekiyor. Dünyanın erişi düzeyine göre mi? dünyayı yönetenlerin oluşturmak istedikleri insan tipine göre mi? Çocukların ilgi, istek ve yeteneklerine göre mi?

Yukarıda alıntıladığım geçmişte yaşamış eğitim bilimcilerine göre bu sorunun yanıtının ‘Kendine göre! Yani çocuğa göre’ olduğu çok açık ve net görülmektedir.

Biz yine de çıkarımda bulunalım.  Çocuklara öğretilen şeyler onların gereksindikleri şeyler değil, tam tersi dünya düzeninin istediği şeylerdir.

Öyleyse gereksindikleri şeyleri öğrenemeyen çocukların geleceğin dünyasındaki yerleri ne olacaktır? Sanıyorum bu durumun açıklaması sanayi devrimi sürecinde insan-makine ilişkisinden pek farklı değildir. İşte insanlığın asıl çözmesi gereken sorun da budur. Aksi Gelecekte oluşacak Endüstri 6.0, Toplum 7.0 erişi düzeyleri gelişmişlik olarak değerlendirilecektir. Ancak dünyada yaşayan insanların büyük bir çoğunluğu mutsuz bir yaşam sürecektir.

2050’nin dünyasında eğitimde zaman ve mekan, yaş olmayacak, eğitim her yerde ve yaşam boyu olacak, isteyen herkes gerekli becerilere sahip olması halinde -dil, iletişim, öğrenmeyi öğrenme vb. gibi- dünyanın en iyi hocalarından ders alabilecek. Bireyler eskiyen mesleklerin yerine kendilerine en uygun olan yeni mesleklere koyabileceklerdir.

Peki bütün bunların olmazsa olması nedir?

Bireyin kendisi olması! Yani kendini tanıması, potansiyelinin farkında olması ve kendine uygun öğrenmeler edinmesi gerekmektedir.  Bütün bunların sağlanabilmesi eğitimin işlevlerinin uyumlaştırılması ile mümkün olabilecektir, aksi ilerleme bütünden kopuk olacaktır.

Son noktayı çok karmaşık şeyler söyleyerek değil, basitleştirerek koymak istiyorum. Değişimin iki boyutunu değerlendirerek bir analiz yapmaya çalıştım. Öyleyse bu iki boyutun birbirini tamamlaması gerekiyor. Osho, “Zıtlıkları, tamamlayıcılar olarak kullan. Yaşamın çok daha dolu olacak, bütün olacak” (Osho, 15) sözüyle her şeyi özetliyor.

Öyleyse önce insan!

Bu bağlamda ben ülkemin ve dünyanın geleceğinde sevgi, huzur ve barışı umut ediyorum. İnsanın özgünlüğünü koruyabildiği, kendisi olarak var olabileceği bir eğitim sistemine sahip olunması gerektiğini düşünüyorum.  İnsanlığın devamı için bu zor ama olanaksız olmayan açılımın yapılmasını gerekli görüyorum.

 

KAYNAKÇA

  • Aydın, Ayhan, “Eğitim Politikaları” (2015) PegemA Akademi, Ankara

 

  • Khan Salman, “Dünya Okulu” (2017) Yapı Kredi Yayınları, İstanbul
  • Topçu, Hatice, “Eğitim Politikaları” 28 Ocak 2020 tarihli ‘Ticari Hayat Gazetesi” Köşe Yazısı, Ankara.
  • Türk Dil Kurumu Sözlükleri, https://sozluk.gov.tr/
  • Harari, Yuval Noah, “21 Yüzyıl için 21 Ders” (2018), Kolektif Kitap, İstanbul
  • Ratner, Joseph, “Günümüzde Eğitim Jhon Dewey” 2010, PegemA Akademi, Ankara.
  • Russell, Bertrand, “Eğitim Üzerine” (1999), Say Yayınları, İstanbul.
  • Sönmez, Veysel “Sevgi Eğitimi”(1997), Anı Yayıncılık, Ankara.
  • Özdemir, Servet, “Eğitimde Örgütsel Yenileşme” (2000), PegemA Akademi, Ankara.
  • Sözcü Gazetesi, Haber Eğitim: “Prof. Michio Kaku, bilim dünyasındaki son gelişmeleri açıkladı! https://www.sozcu.com.tr/2016/egitim/prof-michio-kaku-bilim-dunyasindaki-son-gelismeleri-acikladi-1165903/ (Alınma Tarihi: 30.11.2021).
  • Russe, Bertrand, “EğitimÜzerine”(1999), Say Yayınları, İstanbul.
  • Osho, “Değişim, İnsanlık İçin En Büyük Mücadele” 2008, Butik Yayıncılık ve Kişisel Gelişim Hizmetleri Tic. Ltd, Şti, İstanbul.
  • Dünyanın önde gelen bilim insanlarından Profesör Stephen Hawking yapay zekanın insanlığın sonunu getirebileceği uyarısında bulundu. https://www.bbc.com/turkce/haberler/2014/12/141202_hawking_yapay_zeka (Alınma Tarihi: 30.11.2021).

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP