Haber Detayı
03 Haziran 2021 - Perşembe 14:49
 
KANADA’DA 215 TURUNCU GÖMLEK
KÖŞE YAZILARI Haberi
KANADA’DA 215 TURUNCU GÖMLEK

 

Soykırım terimi, Musevi asıllı Polonyalı hukukçu Raphäel Lemkin tarafından 1944’te literatüre kazandırılmıştır.

Kendisi de Holocoust mağduru olan Raphael terminolojik olarak iki Yunan kelimesini birleştirmek sureti ile ‘Soykırım’ terimini türetmiştir. Soykırım (Genocide) Geno ve Cide kelimelerinden oluşur. ‘Geno’ kabile demek iken ‘Cide’ ise öldürmek, imha etmek manası taşır. İkinci dünya savaşının hemen ardından ortaya çıkan Soykırım (Genocide) ilk defa 1946’da Birleşmiş milletlerin de ajandasına girer.  

1946 yılında ‘Soykırım Konvansiyonu’ (Genocide convention) Birleşmiş milletler Genel kurulu tarafından ilan edilir ve 149 ülke tarafından 2018 yılına kadar kabul görür.

Uluslararası adalet Divanı, Soykırım konvansiyonunun temel insani hak olduğunun altını çizerek ülkeler ister onaylasın ister onaylamasın uluslararası uyulması zorunlu bir yasa olduğunu ilan eder.

Soykırım konvansiyonunda geçtiği üzere şu uygulamalar savaş zamanında yahut barış zamanında Soykırım olarak kabul edilir;

1-bir guruba bağlı olanları öldürmek

2- Ciddi Zihinsel yahut fiziki yaralara sebep olmak

3-Gurubun fiziki olarak tamamen veya bir parçasının yok olmasına sebep olacak şekilde

Kasıtlı olarak guruba yaşam koşulları vermek.

4-gurup üyelerinin doğum yapmasını önlemek

5-Çocukları zorla bağlı bulunduğu guruplardan alıp başka bir guruba göndermek.

Soykırımın açık tanımını yaptıktan sonra, son günlerin dünya basınında en çok konuşulan ve gerçekten de gözlerin yerinden fırlayacağı, kalplerin paramparça olacağı Kanada’da yaşanmış etkileri halen süren ve çocukları hedef alan soykırımın hikayesini anlatacağım.

Çocuklar şüphesiz dünyanın en masum varlıklarıdır. Gülüşleri ile güneş açar, halkımızca da melek olarak kabul edilir. Savunmasızdırlar, Sevgiye, ilgiye en önemlisi aileye ihtiyaçları vardır. Çocuklara ilişenlerden, onlara merhamet göstermeyenlerden daha zalimi kimdir?

Gelelim dünyanın konuştuğu Katolik kilisesine bağlı Kanada yatılı devlet okullarına. Kanada’nın yerli halkına İndian, eskimo veya ilk ulus adı verilir. Fransa ve İngilizlerin Kanada’yı keşfinden evvel bölgede yaşayan bu yüzden de yerlisi kabul edilen insanlardır İddianlar, Yerel kabile olması hasebi ile teknolojiden uzak ilkel avlanma ile yaşamlarını sürdürürler. İnançlarına bağlı, gelenekçi bir topluluktur. İngilizlerin, yedi yıl savaşları neticesinde kraliyet ailesine Kanada’yı da bağlaması ile bölgede İngiliz yönetimi hâkim olur ve kolonyal bir sistem kurulur.

Bundan sonra sömürge devletin ana amacı Yerel kabileleri asimile etmek olmuştur. Dillerinden, Dinlerinden vazgeçmelerini sağlamak ve Yerel kültürden Avrupa kültürüne yozlaşmalarını sağlamak amacı ile Kanada Yatılı devlet okullarını kurarlar. Bu okullar 1830 yıllarında kurulmaya başlanır.

Okullar İndin yerel halkının tüm çocuk üyelerini zorla olmak sureti ile ailelerinden alır ve bu yatılı okullara yerleştirir. Okullar genelde yerleşimden uzaktır ve çocuklar aileleri ile görüştürülmezler.

Okula girişten itibaren asimile sistemi başlar ve en önce yerel dili konuşmaları yasaklanır. Okuldan mezun olan bir tanığın ifadesi ‘okuldan çıktıktan sonra yerel dilimi anlamıyor ve konuşamıyordum ‘

Olmuştur. Annelerinden koparılan yaşları 3 ile 7 arasında değişen çocuklar bu okullarda şiddete, cinsel tacize, işkenceye maruz bırakılırlar. Okullar aynı zamanda Katolik kilisesine bağlıdır ve eğitimi rahip ve rahibeler verir. Okulların ana teması ‘yerel halkı çocukken öldürmek’ tir. Nitekim 1879 yılında yayımlanan Nicolas Food’ ıh raporuna göre ‘eğitimlerin amacı  İndian, yerel halk kimliğini yok etmektir’.

Çocuklar ailelerinden zorla alı konulmuş ve korumasız halde eğitmenlerine emanet edilmiş durumdaydılar. Tanıkların ifadesine göre sistematik olarak tecavüze, şiddete maruz kalıyorlardı. Tanıklardan bir tanesi olan 70 yaşındaki bayan 6 yaşlarında bir çocuğun yanında öldüğünü ve bu durumu hiç unutamadığını söylüyor. Kayıtlara göre yerel halkın 60 ‘ı bu okullarda eğitim gördü ve toplamda 7 bine yakın çocuk öldü veya kendilerinden bir daha haber alınamadı. Okullardan sağ olarak kurtulan çocuklar büyüdüklerinde alkolik, strese bağlı taranma ve madde bağımlısı oldu.

Yani, bu okullar inşa etmek yerine bir toplumu tamamen ortadan kaldırmayı amaçlamış. Dönemin devlet başkanı Stephan Harpe 2008 yılında devlet seviyesinde yerel halktan özür diledi. Hakikat ve uzlaşma komisyonunu kurdu. Komisyon eskiye dönük yapılan işkenceleri araştırdı ve sonuç olarak Kültürel Soykırım yaşandığını saptadı. Aynı komisyon 27 Mayıs günü Kanada devlet yatılı okulu bahçesinde 215 çocuğun cesetlerine ulaştı ve dünya bir kez daha şoka girdi. Çocukların arasında 3 yaşında olanda vardı. Bugün ‘turuncu gömlek’ adı altında Kanada devleti olayların yaşandığı günü Ulusal tatil ve yas günü ilan etmiş durumda. Turuncu gömlek denmesinin sebebi ise çocuklardan birisinin okula giderken annesi tarafından giydirilen fakat okula gelişi itibari ile bir daha göremediği turuncu gömlek hikayesinden ötürüdür. Bugün bu okullarda eğitim gören insanların büyük bir oranı intihar etmekte. Kanada devlet seviyesinde özür dilerken Papa’dan herhangi bir özür ifadesi gelmedi. Kanada’da son yatılı devlet okulu ise 1996’da kapatıldı.

Asimile etmek adına, toprakların gerçek sahipleri olan ve günahsız savunmasız çocuklara yapılan katliamlar bugün hala gün yüzüne çıkarılmaya çalışılıyor. Batı düşmanı değilim lakin batının hiçbir zaman uygar olmadığını ve bugünkü refaha bu soykırımlar ile ulaştığı görüşüne imza atıyorum. Kraliyet Prensesinin çocuğunun ten rengi ne kadar siyah olacak sorusunu soran zihniyetin (o dönem) yöneticilerinin, askerlerinin en az onlar kadar ırkçı olması kaçınılmazdır.   Bugün dünyanın en çok satan araç firmaları, Nazi yönetiminde dün zorla çalıştırılan, sömürülen işçiler sayesinde bu seviyede. Örnekler çoğaltıla bilinir.

Bu acımasız olaylar dün Kanada’da yaşandı lakin bugün yine dünyanın gözü önünde hem de aynı mesajlar ve amaçlar ile Çin’de yaşanmıyor mu?

Çin Sincan bölgesinde kurduğu kamplar için insanları eğitmeye ve Çin geleneklerini öğretmeye çalıştığını iddia ederken, asimile ettiğini açıkça söylemiyor mu?

Çin kamplarda doğum yapan annelerin çocuklarını alıyor ve aileleri ile bir daha görüştürmüyor. Katledilen Doğu Türkistanlı Müslüman milletin net sayısını bilen yok!

Kamplarda yaşananlara şahit olan Gülbahar Hanım, Ellerinin ayaklarının zincire vurulduğunu ve Çinli erkekler tarafından tecavüze uğradığını açıkça anlatıyor

İnsan haklarının tayini ve katliamların engellenmesi en güzel ekonomik ve politik stratejiden daha ehemmiyetlidir. Dış politikaya bacılarımızı kardeşlerimizi feda edemeyiz.

Kanada’dan Doğu Türkistan’a oradan Kudüs’e uzanan özgürlük ateşi elbet harlanmalı ve sönmemelidir. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kaynak: Editör: Aybüke TAŞ
Yorumlar
Haber Yazılımı