Haber Detayı
21 Şubat 2021 - Pazar 23:21
 
VEFÂSIZLIK VE NANKÖRLÜK
Mehmet YAKUT Yazdı: VEFÂSIZLIK VE NANKÖRLÜK
KÖŞE YAZILARI Haberi
VEFÂSIZLIK VE NANKÖRLÜK

Dost bîvefâ, felek bîrahm, devran bîsükûn,

Dert çok, hemdert yok, düşman kâvî, tali'zebûn..

 

(Dost vefasız, dünya merhametsiz, devir huzursuz,

Dert çok, derdimi paylaşan yok, düşman kuvvetli, talihim zavallı ve çaresiz...) (FUZÛLÎ, 1483 - 1556, Divan Şairi)

 

"Meğer Vefâ, İstanbul'da bir semtin adıymış..."

 

15 Temmuz 2002 tarihinde DSP milletvekili ve Devlet Bakanı Hüsamettin ÖZKAN bu cümleyi söylediğinde belki bir çoğumuz kendisine kızmışızdır. Fakat insan yaşadıkça, hayatın gerçekleriyle yüzleştikçe, insanları tanıdıkça, aslında bu sözün ne kadar doğru bir söz olduğunu daha iyi anlıyor.

 

Yıllarca dost bildiğimiz, bağrımıza basıp kıymet verdiğimiz, izzet ve ikramda kusur etmediğimiz insanlar, menfaatleri sona erdiğinde, ya da başımıza bir felaket geldiğinde bir anda nasıl da terk ediveriyorlar bizi.

'Felaketlerin iyi bir yanı varsa, o da bize gerçek dostlarımızın kimler olduğunu göstermesidir...'' diyor, bir sözünde Balzac.  Gerçekten de zor zamanlarımız, yalnızca o zorluklara müptela olan bizler için bir sınanma (imtihan) zamanı değil, dost bildiğimiz, itimat ettiğimiz insanlar için de bir sınanma zamanıdır.

 

Ve nankörlük...

 

Belki de vefasızlığın en üst derecesi... En acımasız, en fazla can yakıcı olanı...

Nankörlük, üzerimizde hakkı bulunan hak sahibinin hakkını inkar etmek, yok saymaktır. Apaçık ortada olan gerçeği görmezlikten gelmektir. Ahlaki bir maraz halidir. En büyük nankörlük ise, hiç şüphesiz üzerimizde en fazla hakkı bulunan Yaratana (Allah'a) karşı yapılandır. Daha sonra da, ana babaya, öğretmenlere - hocalara, şehitlere, gazilere karşı yapılan...

 

Kanaatimce vefasızlığın kökeninde unutma, kendini müstağni görme, zarara uğramaktan endişe duyma gibi zaaflar; nankörlüğün kökeninde ise, tatmin olmama, doymak bilmeme, kendine verilenleri/yapılanları kâfi (yeterli) görmeme, kendini beğenme, sahip olduğu nimetleri kendinden bilme gibi zaaflar yatmaktadır.

Peki, ne yapmalıyız? İnsanlardan vefasızlık ve nankörlük gördüğümüzde ne tür tepki vermeliyiz?

Aslında vefasızlığın ve nankörlüğün, insanoğlunun doğasında (yaratılışında) potansiyel olarak mevcut olan, nefsani bir zaafiyet hali olduğunu bilenler için mesele basittir.

 

"Biz: Ey Âdem! Sen ve eşin (Havva) beraberce cennete yerleşin; orada kolaylıkla istediğiniz zaman her yerde cennet nimetlerinden yiyin; sadece şu ağaca yaklaşmayın. Eğer bu ağaçtan yerseniz her ikiniz de kendine kötülük eden zalimlerden olursunuz, dedik. Şeytan onların ayaklarını kaydırıp haddi tecavüz ettirdi ve içinde bulundukları (cennetten) onları çıkardı. Bunun üzerine: Bir kısmınız diğerine düşman olarak ininiz, sizin için yeryüzünde barınak ve belli bir zamana dek yaşamak vardır, dedik." (Bakara S./35, 36)

 

"İnsan; ne zaman Rabbi kendisini bir denemeden geçirse, ona bir keremde bulunsa, nimetler verse: "Rabbim bana ikram etti" der. Ama ne zaman onu deneyerek, rızkını kıssa, hemen: "Rabbim bana ihanet etti" der." (Fecr S./15, 16)

 

"Biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinir; ama elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir kötülük gelirse, işte o zaman insan pek nankördür." (Şûrâ S./48)

 

"Muhakkak ki insan Rabbine karşı çok nankördür." (Adiyât S./6)

 

Evet, yukarıdaki ayetlerde de açıkça belirtildiği gibi, O insan ki, bir tek ağaç dışında bütün bir Cennetin, içindeki nimetlerle birlikte kendisinin istifadesine sunulmuş olmasına rağmen yine de tatmin olmadı da, o yasaklanmış olan ağaca tamah edip meyvesinden yedi ve Cennetten çıkarıldı. Bir başka ifadeyle "Allah, insanı cennette bile memnun edemedi." Allah'ın Cennette memnun edemediği insanı, insan Dünya'da memnun edebilir mi? Kendisini yaratan, yaşatan, ömrü boyunca türlü türlü nimete boğan Rabbine bile vefasızlık, nankörlük eden insanın, insanlara karşı vefasızlık, nankörlük etmesinden daha tabii ne olabilir ki?

 

İslam uleması, insan kelimesinin, Arapça "nesâ" yani "unutmak" fiilinden veya "üns" yani "ünsiyet kurmak, alışmak" fiilinden türemiş olabileceğini söylüyorlar...

Hangi kökten türemiş olursa olsun, insanın yapısında her iki fiilin de mündemiç (içkin) olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

 

Yazımıza şiirle başlamıştık, yine şiirle bitirelim.

 

İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;

Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.

 

Evet, İnsan "kıvrım kıvrım akar", "unutur", "çok çabuk alışır" ve "kolay tatmin olmaz."

Vefasızlığının da, nankörlüğünün de sebebi budur.

Kaynak: Editör:
Yorumlar
Haber Yazılımı