DOLAR 18,0661 -0.09%
EURO 18,2604 -0.15%
ALTIN 1.020,35-0,09
BITCOIN 412152-2,14%
Isparta
23°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

ataşehir escort
istanbul escort bayan
İDEOLOJİK SİYASETİN SONU
22121 okunma

İDEOLOJİK SİYASETİN SONU

ABONE OL
13 Mayıs 2022 12:43
İDEOLOJİK SİYASETİN SONU
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

İdeoloji kavramı, Prof. Dr. Ahmet Cevizci’nin Felsefe Sözlüğünde şöyle tanımlanmaktadır: “Genel olarak siyasi ya da toplumsal bir öğreti meydana getiren ve siyasi ve toplumsal eylemi yönlendiren düşünce, inanç ve görüşler sistemi, bir topluma, bir döneme ya da toplumsal bir sınıfa özgü inançlar bütünü; bir toplumsal durumu yansıtan düşünceler dizgesi; insanların kendi varoluş koşulları ve ilişkilerinden doğan yaşam tarzları ile ilgili tasarımların tümü.”

İdeolojilerin en önemli özelliği, mensupları tarafından insanlığı kurtaracak yegâne kesin, yanılmaz doğrular, hakikatler bütünü olarak görülmesi, gerektiğinde uğrunda can verilebilecek bir bağlılıkla savunulmasıdır.

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu tarihten bu yana Osmanlı’ dan devralınan (İslamcılık, Türkçülük, Batıcılık, Gelenekçilik – Modernlik tartışmaları gibi) mirasın da etkisiyle sürekli ideolojik tartışmaların, çekişmelerin, gerilimlerin odağı olmuştur. Türkçüsü, İslamcısı, Solcusu, Sağcısı hemen herkes devleti ve toplumu kendi düşünceleri, ideolojileri doğrultusunda şekillendirmeye, değiştirip dönüştürmeye çalışmışlar, Türkiye’yi adeta bir ideolojiler laboratuvarına, üzerinde her türlü denemenin yapıldığı bir deneğe, kadavraya çevirmişlerdir.

100 yıllık Cumhuriyet tarihimiz boyunca  Türkiye’ de Kemalizm’ den Milliyetçiliğe, Sosyal Demokrasi’ den Siyasal İslamcılığa kadar ideolojik  siyasetin  tamamına  yakını öyle veya böyle  bir şekilde denenmiş ve  bu denemelerin tamamı iflasla sonuçlanmıştır. İdeolojik siyasetin, ülkenin dertlerine deva olması, sorunlarını çözmesi bir yana, dertlerin çoğalmasına, sorunların daha  da ağırlaşmasına, toplumsal  barışın, huzurun ortadan kalkmasına, sosyopsikolojik fay hatlarının daha da kırılganlaşmasına yol açtığı bütün çıplaklığıyla görülmüştür.

Türkiye’ de artık ideolojik söylemlerden ve eylemlerden arındırılmış, yalnızca hukuku, adaleti, liyakati, insan haklarını, demokrasiyi, insana saygıyı, iş sağlığını ve güvenliğini, çevreyi korumayı, insanlara kaliteli eğitim, sağlık, güvenlik, ulaşım, haberleşme hizmeti sunmayı, toplumun iş aş sorununu çözmeyi,   toplumsal barışı, huzuru, kardeşliği sağlamayı,  yolsuzluğu, yoksulluğu, rüşveti, nepotizmi  ortadan kaldırmayı, bilim, kültür, sanat hayatının, demokrasi ve hoşgörü kültürünün geliştirilmesini, sağlıklı bir şehircilik ve mimari  kültürünü esas alan, ahlakı, erdemi, insani değerleri öne çıkaran yeni bir siyaset anlayışına  geçilmesi bir tercih meselesi değil, hayati bir      zorunluluktur.

Bunun olmaması durumunda ne mi olur?

Tarih boyunca kurulup yıkılmış olan Türk devletlerine ne olmuşsa, Türkiye Cumhuriyeti  devletine  de o olur.  Bu devletlerin çoğu taht kavgaları sonucunda yıkılıp tarihe  karışmıştı, Türkiye Cumhuriyeti devleti  de siyasi parti çekişmeleri  ve ideolojik hakimiyet  kavgalarıyla  yıkılıp tarihe karışacaktır.

Unutmayalım ki ideolojiler (buna ideolojileştirilmiş din de dahildir) hayatı ve olayları belli kavramlar, kalıp yargılar ve değerler üzerinden tanımlar, hayatı bu kalıp yargılar, değerler doğrultusunda değiştirip dönüştürmeye çalışırlar. Oysaki hayat belli başlı kavramlara, kalıp yargılara, statik düşüncelere sığmayacak, sıkıştırılamayacak kadar yoğun, dinamik, akışkan, renkli ve karmaşık bir yapıya sahiptir. Bunun yanı sıra her eser, müessirinin tecrübelerinin, düşünce ve hayal dünyasının bir mahsulüdür. İnsan mükemmellikten uzak, eksik, sınırlı ve sonlu bir varlıktır. Kendisi mükemmel olmayanın eserinin mükemmel olması ise muhaldir. İdeolojiler de insan ürünü olmak bakımından mükemmellikten uzaktırlar ve insanın doğasında var olan bir takım zaafları, kusurları, eksiklikleri bünyelerinde barındırırlar. İdeolojiler hakkında konuşurken bu gerçek hiçbir zaman gözden uzak tutulmamalıdır.

Yine unutmamalıyız ki din, ideoloji, sanat, devlet,  siyaset, ekonomi, eğitim, sağlık v.b. hangi konu, hangi kavram olursa olsun ancak insana yönelik ve içinde insan bulunduğunda konuşulup tartışılırsa  anlamlı olabilirler. İçinde insan yoksa hiçbirisinin anlamı yoktur.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP