DOLAR 13,2419-3.15%
EURO 15,1104-3.13%
ALTIN 760,58-2,31
BITCOIN 7749710,56%
Isparta

PARÇALI AZ BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

METASTAZ
22 okunma

METASTAZ

Hatice Topçu

ABONE OL
1 Kasım 2021 10:19
METASTAZ
1

BEĞENDİM

ABONE OL

İç içe geçmiş hesapların olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Hangisi nerede bitiyor, hangisi nerede başlıyor anlamak, anlamlandırmak ve bu denli hesabın içinden çıkmak zor görünüyor.  Bu bağlamda oluşturulan senaryolar ve onların sahneye sunumunun sonuçlarının kazananları, kaybedenleri var.

Senaryo şöyledir. Mağduriyetler oluşturulur ve sonra o mağduriyetlerin kazananları olur.  Bu tür hikayeleri hepimiz gördük, duyduk.  Ya da uzun yıllar sonra gerçekler ortaya çıktığında şaşırdık!

Zamanla birlikte yöntemler değişti belki ama kazanmaya dönük öz hep aynı kaldı.

Hikâye şöyledir. Bir senaryo yazılır, o senaryo üzerinden birileri mağdur edilir, sonra o mağduriyet demagojiye dönüştürülür ve mücadeleye başlanır…  Nihayet hak yerini bulur, mağdur kazanır, kahraman olur ve sahnedeki yerini alır…

Siyasette, bürokraside, basında, medyada, sanatta ve bütün alanlarda bu böyledir…

Bu bağlamda ihtiyaç olan şey zamandır. Gerçekler bir gün ortaya çıkar elbette ama o süreç oyunu oynayanların amaçlarını gerçekleştirmesi bakımından önemlidir. Sözün özü: “Atı alan Üsküdar’ı geçmiştir…”

Böylece toplumsal düzen gereğini yerine getirdiğini düşünürken, birileri amaçlarına doğru hızla yol almaktadır. Elbette bunun sonucunda yeni mağdurlar oluşmaktadır. Bu ikinci mağdurlar gerçek mağdurlardır.  Hatta yaşananlarla hiç ilgisi olmayan ve yaşananların farkında olmayan masum insanlardır bu ikinci mağdurlar.

Peki bunu önlemenin bir yolu var mıdır?

Elbette vardır, bunu önleminin yolu eğitimdir, bilimdir, fendir…

Nasıl bir eğitim?

İnsanı önceleyen onun ilgi istek ve yeteneklerini işin içine katan, onun özgün bir gelecek oluşturmasını sağlayan bir eğitim. İnsanı tutsak olmaktan kurtaran onu efendilere mahkûm etmeyen, özgürleştiren bir eğitim!

Dünya hızla ilerlerken geri kaldığının dahi farkında olmayan toplumların geleceğin dünyasında yeri yoktur.

Bu noktada neredeyiz? Sorusunu sormak yerinde olacaktır.

Maalesef gerilemeyi sürdürüyoruz. İlerlemenin yolu akıldır, bilimdir çünkü… İlerlemenin yolu; “Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller…” yetiştirmektir.  Aklı bir tehdit olarak gören ve onu amaçları doğrultusunda biçimlendirmeye çalışan eğilimler ilerlemenin düşmanıdır. Bilimi yok sayan, bilimin karşısına dogmaları koyan anlayışın yarını yoktur, olamaz…

Ne yazık ki, bir yanda bilimde, teknikte aldıkları hızlı yolla yeni kapıları aralayan, bir yanda orta çağın karanlıklarına doğru sürüklenen devletlerin olduğu bir dünyada yaşıyoruz.  Aynı dünyada bu denli karşıt olgular her ne kadar birileri için fırsat görülüyorsa da tehdittir. Essiz önderimizin Atatürk, bakın o bütünü nasıl anlatmış.

“İnsan Mensup olduğu milletin varlığını ve mutluluğunu düşündüğü kadar, bütün dünya milletlerinin huzur ve refahını düşünmeli…” der ve şöyle devam eder: “…En uzakta zannettiğimiz bir olayın bize bir gün temas etmeyeceğini bilemeyiz. Bunun için insanlığın hepsini bir vücut ve her milleti bunun bir organı saymak gerekir. Bir vücudun parmağının ucundaki acıdan diğer bütün organlar etkilenir. Dünyanın filan yerinde bir rahatsızlık varsa bana ne dememeliyiz. Böyle bir rahatsızlık varsa tıpkı kendi aramızda olmuş gibi onunla ilgilenmeliyiz…”

Bugün yaşadığımız dünyada durum böyle mi?

Öyle görünüyor ki devlet yönetimlerinin mekanik yapısı ve uluslararası rekabetin oluşturduğu denge insanın içsel yönünü dışarda bırakmıştır. İnsanı sistemin bir parçası haleni getiren ve robotlaştıran bu yapı onu her geçen gün daha da bireyselleştirmiştir. İşbirliğinden uzaklaşan insan birliği, beraberliği, ortak yaşamı dışarıda bırakarak, rekabetin oluşturduğu yarışın parçası haline gelmiş ve yalnızlaşmıştır.

Bir kazanma arenasına dönüştürülmüş dünyada başlangıçta değindiğim amaçlara ulaşmak için her türlü taktik ve strateji geçerli hale gelmiştir. Mutsuzluğu her geçen gün artan insan sevginin yerine parayı, makamı, gücü koymuştur.  Artık insan duyguların yoksulluğunun girdabında sürüklenmektedir. Gelinen noktada insan için başkaları yoktur, iş birliği yoktur. Sadece kendisi vardır, rekabet vardır ve dünyanın merkezinde olan odur. Bu mekanik yapıda birileri koltuklara, paraya, şan ve şöhrete ulaşırken, birileri açlık, yokluk ve sefalete sürüklenmekte, hatta ölmektedir…

Umarım bir gün bu denli dışsal bir anlayışla dünya nereye gider? Sorusunun yanıtını bulur insanlık ve büyük Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış!” vizyonuna ulaşır.

Dünyamız ve insanlık hasta ve ne yazık ki hastalık metastaz yapmış durumda…

 

 

 

 

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

300x250r

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.