DOLAR 12,49023.08%
EURO 14,12024.02%
ALTIN 712,563,27
BITCOIN 678963-0,39%
Isparta
14°

HAFİF YAĞMUR

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

‘ÖLÜM’E DAİR DÜŞÜNCELER
52 okunma

‘ÖLÜM’E DAİR DÜŞÜNCELER

ABONE OL
15 Eylül 2021 17:06
‘ÖLÜM’E DAİR DÜŞÜNCELER
0

BEĞENDİM

ABONE OL

“Herkes diyor ki, ölüm kesin gelecek, ama şimdilik değil. Oysa buradaki “ama” yüzünden herkes, ölümün kesinliğini inkâr etmiş olur. “Şimdilik değil” dendiğindeyse, sadece menfi bir ifadede bulunulmuş olunmaz. Zira burada herkes, kendisiyle ilgili bir tefsirde bulunmuş olur. Böylelikle ölüm bir başka bahara ötelenir ve bu yapılırken de sözde “genel efkar” referans gösterilir. Böylece herkes, ölümün kesinliğinin kendine özgü olan şeyini, yani her an mümkün olabilirliğini, örtüverir.” (Martin HEİDEGGER, VARLIK VE ZAMAN)

 

“Hayat, ikna etmeyi bilmiyor ölümün bildiği gibi. Evet, eşsiz bir iknacıdır ölüm, yeter ki kişi karşı çıkmaya kalkışmayıp konuşmasına izin versin. Anında ikna ediverir, öyle ki insan ne tek bir kelime itiraz edebilir, ne de hayatın diyeceklerini dinlemeye istek duyabilir.” (Soren KİERKEGAARD, TEKERRÜR)

 

“İnsandaki çelişkinin asıl kaynağı olan en temel varoluşsal ikiye – bölünme: yaşam ile ölüm arasında olanıdır. İnsan kendini korumaya ve yaşamını devam ettirmeye programlanmıştır. Bu nedenle ölmek zorunda olduğumuz gerçeği insanı derinden etkiler. Yaşamın karşıtı olan ölüm, yaşama deneyinin dışında ve onunla uzlaşmayan bir şeydir.” (Erich FROMM, KENDİNİ SAVUNAN İNSAN)

 

“Ölüm, insana ait olamayan bir gerçekliktir. İnsan, ölüme mahkum edilmiştir. Sürgün ya da gurbette olma duygusu, yani doğada, dünyada nedensiz var oluş, insanın var olma eğilimine göre bir imtihan, bir fırsat ve geçici bir dönemdir. Yok olma eğilimine göre ise, bir ceza, bir cefadır. İnsanın bir yanı, dünyadaki var oluşu kabullenir ve gerçek yaşamına ve yurduna geri dönüş için kendini gerçekleştirerek ebediliği hak etme imkanı olarak görür. Yok olma eğilimi ise, yaşamı cefadan sefaya çevirerek unutmaya çalışır. kendi gerçek var oluşunu ve yurdunu unutarak, dünyayı yurt edinmeye uğraşır. Ölümü ise, beyhude çabalarla yenmenin yollarını arar. ebedi olmayı, bedensel ölümsüzlük olarak görür. Ve ömrünü uzatmak için kendisinin yarattığı uzun ömürlü her şeye tutunur; altın, para, mülk, devlet, makam, mevki, şan, şöhret, kahramanlık. Ya da pes eder ve sadece unutmaya çalışır, eğlence ve zevke tutunur. Ölüm ve sürgünlük-gurbet duygusu, insanın bütün varoluşunun özetidir. İnsan her şeyi bu duygularına bakarak üretir. Hayat, insanın iki eğiliminin ölüme ve sürgüne dönük yorumunun çelişkisine denir. Her bir insan teki, kendi içinde ve öteki insanlarla ilişkilerinde, bu çelişkinin sonuçlarıyla yüzleşir. Buna kısaca yaşamak denir.” (Ahmet ÖZCAN, TEOLOJİNİN JEOPOLİTİĞİ)

 

“Dünya hem ölebilecek olmanın müthiş bahtiyarlığı ve hem de yine ölümün üstesinden gelememenin dayanılmaz korkusudur aynı zamanda. Siz bu dünyada oyalanırken ölüm imdadınıza yetişir ve sizi kurtarır. Ve o gün geldiğinde ölümün değil yaşarken öldüğünüz anların, yani ölü gibi yaşamanın, daha büyük bir felaket olduğu anlaşılır. Çoğu ölüm uzun bir hikâyedir aslında, çoğu yaşamsa bir anlık maceradır kimileri için hepsi bu.”  (Ali Murat İRAT, YALNIZLIĞA ÖVGÜ)

 

“Ölüm kâinattaki bütün canlılar arasında adaletle paylaştırılan tek hakikat… Bütün kullanılmışlıkları, aldatılmışlıkları, satılmışlıkları, kiri, pası bu âlemde bırakmaya yarayacak dezenfektan kireci… Dünya denen ‘gölgelik’ten gerçek hayata atılan adım… Hani diyor ya Şair: “Gitmek gerekir bazen. Fazla yormadan, daha çok bıktırmadan, eğer vaktiyse ardına bile dönüp bakmadan…” (Servet AVCI, 30.06.2014 YENİÇAĞ GAZETESİ)

 

Ölüm!..

 

Hayatın hem anlamı, hem anlamsızlığı…

 

Hepimiz, hemen her gün başımızın üzerinden kayıp giden yıldızlar misali, aramızdan sonsuzluğa kayıp giden sevdiğimiz insanların ölümüne tanıklık etmekteyiz. Ve sevdiğimiz her insanın ölümü, yüreğimizden bir parçayı da koparıp götürür beraberinde. “Ölenle ölünmez” demiş olsalar da birileri; aslında sevdiğimiz her insanın ölümüyle birlikte, biz de ölürüz birazcık farkında olmadan. Bedenimiz çöker, ruhumuz yaralanır, duygularımız örselenir, yaşama sevincimiz kaybolmaya yüz tutar.

 

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;

Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.

 

Evet, takdir-i ilahi; “Her nefis ölümü tadacaktır; sonra dönüşünüz bizedir.” (Ankebût S./57) fermanı mucibince, hükmünü icrâ ederken, bizler de, alışmaya çalışırız gidenlerin yokluğuna, çaresizce…

 

İnsanoğlu için en esaslı ve cevaplandırılması en zor olan sorular, ölüme dair sorulardır. Ölüm dışındaki bütün sorular/sorunlar aslında ikinci dereceden, birer ayrıntıdan ibarettir. İnsan varoluşu söz konusu olduğunda, ölüm düşüncesi hayatın tam merkezinde yer alır. Ölüm karşısında çaresiz kaldığı kadar, hiçbir şey karşısında çaresiz kalmaz insan. Ölüm, en büyük eşitleyicidir aynı zamanda. Zenginlik – fakirlik, güçlülük – zayıflık, kadınlık – erkeklik, bilgelik – cahillik v.s. kısacası insanın yaşarken sahip olduğu bütün sıfatlar ölümle eşitlenir bir anda. Ölümü anlamlandırma biçimimiz, bizim hayatı anlamlandırma ve yaşama biçimimizi de belirler. Bir başka ifadeyle, yaşamımızı belirleyen, yaşamımıza rengini, şeklini veren şey, aslında ölümün bizzat kendisidir. İtiraf etsek te, etmesek te… Farkında olsak da, olmasak da…

 

İnsanın hayatta “ilm el yakin”, “ayn el yakin” ve “hakk el yakin” olarak yüzleşmek ve çözmek zorunda olduğu en temel mesele ölümdür. Ölüm, başlı başına bir trajedidir. Ölümün insanı dehşete düşüren yönü ise, ölümün bizatihi kendisinden ziyade, insanın ölümden sonrasına dair duyduğu endişedir.

 

Doğum ……………………………………… ölüm!..

İkisi arasındaki sürenin (noktaların/anların toplamının) adı, yaşam!..

Doğumun ve ölümün mahkûmu olan insanın yaşamda hâkim rolü oynamaya,, olabildiğince çok şeye sahip olmaya (tekâsür) çalışması, hemcinsleri üzerinde tahakküm kurma arzusuna bu denli kendisini kaptırması ne garip şey değil mi?

 

 

 

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

300x250r

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.