DOLAR 15,9103 -0.18%
EURO 16,7925 -0.01%
ALTIN 928,140,00
BITCOIN 4801652,71%
Isparta
18°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

SEN ACILARIN ÇOCUĞU DEĞİLSİN
931 okunma

SEN ACILARIN ÇOCUĞU DEĞİLSİN

ABONE OL
15 Şubat 2022 18:08
SEN ACILARIN ÇOCUĞU DEĞİLSİN
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

Merhaba sevgili dostlarım…

Bugün sizlere bahsetmek istediğim konu, kendimizi bazı duygulara hapsetmemiz ve bu duygu ya da duygular üzerinden hayatı yaşamamız… Bunu bilinçli veya bilinçsizce yapıyoruz, ancak ilk önce kendimize temas eden bu zarar molekülleri bizim vasıtamızla başkalarına da taşınıyor ve hem bizim hem de bir diğer kişinin kaderine dönüşüveriyor. Örneğin, annemiz ya da babamız kendini geliştirmeye, öğrenmeye açık değilse ailelerinden aldıkları olumsuz duygu durumlarını kendi çocuklarına yansıtırlar ve çocuklar da bir başkasına. Bu kısır döngü böyle sürer gider. Ta ki biri bunun farkına varıp kendi duygularını, düşüncelerini değiştirme çabası içine girene kadar. Bir başka açı da bu aldığımız mirasın değiştirilemez olduğuna inancımız ve bu inancı beslemek arzusunda oluşumuzdur. Yani görüp görebildiğimiz her neyse biz ona sarılıp başka bir düşünceye, anlama, duyguya adına her ne derseniz, varlığımızda yer açmıyor oluşumuzdur. Bir de çevremizdekiler( çalışma arkadaşları, eş, dost, komşu, gidilen görülen yerdeki tanışılan insanlar, vs.) de buna uygun davranıp, zihin yapıları buna el veriyorsa zaten bu aşamada artık tamamen tek gerçekliğimiz oluveriyor her bir algı.

Şu koskoca hayattan ne anlam çıkarabiliyorsak, biz o anlamın hayatın bütününü temsil ettiğini düşünüyoruz ve en büyük hatayı da burada yapıyoruz aslında. Kendi çıkardığımız anlamdan başka sanki anlamlar olamayacak gibi ya da herkes bizim düşündüğümüz yerden hayata bakabiliyormuş gibi izlenimlerde, değerlendirmelerde bulunuyoruz. Ama şu gerçek her fırsatta yüzümüze çarpmaya hazır kıta bekliyor: Hayat sadece senin düşündüklerinden ibaret değil. Şimdi biraz daraltalım konuyu…

Hayat öyle bir derya ki başka duygu yokmuş gibi ötesi görülemediği için anlamsız gelen duyguları fırlatıp bir kenara atmak, en çok acıları meşrulaştırmak ve başka hiçbir şeye ait olamayacağını düşünmek… Bir bakıma bu düşünce, duygular okyanusunda küçük bir denizkestanesiyken, zihnimizi farklı duygulara, anlamlara açamadığımız için belki de sürekli dikenleri bir yerlerimize batıyor ve başka bir gerçekliği tanıyamıyoruzdur. Belki de tanımaya cesaret de edemiyor olabiliriz. Ama bence “acı” kavramı öyle popülerleşmiş bir hâldeki, sanırım bu vasıftan ve toplumun acıya yüklediği anlamların varlığından yararlanmak istiyoruz. İşte esas sorun burada. Belki de biliyoruz başka duyguların varlığını, ama o duygular acı kadar prim yapmıyor. Bir insanın zihni sırf popüler diye acı kavramına bu kadar aşina oluyor ve maruz bırakılıyorsa, o kişi hayatının çoğu evresi için kendine haksızlık etmiş hatta bu haksızlığı başkalarına da bulaştırmış olmaz mı? Bilmeden yapmak başka bir şey, ancak bilerek isteyerek hayatın dekorundan aynı malzemeleri aşırıp biraz içeriğiyle oynayıp süsleyerek sunmanın kimseye faydası yok, zararı var. Çünkü, düşünceleriniz konuşmalarınıza, konuşmalarınız hareketlerinize, hareketleriniz kişiliğinize, kişiliğiniz kaderinize dönüşecek. Bu böyle… Acıyı konuşup yazarsan; odağını, enerjini, sermayeni acıya verirsen hayatına yansıyacak olan acıdan başka bir şey olamayacak bilmelisin. Sonra diyeceksin ki: “hayat böyle, bana acıdan başka bir şey vermiyor…” Sanırım, bu hayatın kendisinin değil, senin tercihin ve tercihlerinin sonuçları. Yani sen acıyı yaşamayı tercih ediyorsun ve sonucunda heybene dolan o oluyor. Başka ne ummayı bekliyordun ki? Sürekli neyi tekrar ediyorsan ve büyütüyorsan onu kendi hayatına çekmen kadar doğal bir şey olamaz, hayatın kanunu bu. Hatta bunu çoğunlukla, ilgi görmek ve dikkat çekmek için yapıyorsun. Bir anlamda duygu sömürüsü de karışıyor işin içine. Şimdi çorbayı tekrar karıştır dök bakalım kaseye. Ancak içenin beğenmiş olması senin haklı olduğun ya da doğru yolda olduğun anlamına gelmez, içenin de senin gibi bir zihne sahip olduğu anlamına gelir o kadar.

Kendi hayatına öyle güzellikler dâhil et ki gelişim odaklı, öğrenmeye hevesli ve faydana olabilecek ve fayda sunabilecek veri akışı sağlamaya dönük olsun hayatın. Başkalarına da yansıttığın bu veriler hayatı yaşanabilir kılsın. Bir başkasına bu yönden olduğun örnek, ona zarar değil yarar getirsin. Ama önce kendini değiştirmekle başla, aldığın kötü miraslar senin tek gerçekliğin değil; bunları sahiplenmeyi, meşrulaştırmayı ve kabullenmeyi bırak artık. Oku ve değişik, fikirlerinin dışında, farklı kaynaklar, içerikler oku. Zihin böyle gelişir. Hep aynı fikirde olan insanlarla çevrelenmek ve hep aynı fikri destekleyen içerikleri okumak seni geliştirmez. Yerinde saydırır. Öğrenmeye açık, bilgi kurdu ol. Hayatta çok güzel anlamlar ve bu anlamların karşılıkları var. Dallanıp budaklanıp çeşit çeşit yollara, hayatın denge içinde var olmasına hizmet ediyorlar. Neden eşsiz bir zihne sahipken onu kullanmayı beceremeyelim, kullanmak için çaba sarf etmeyelim? Zihnimizi neden iyi şeylerle, temiz içeriklerle doldurmayalım, neden acılar tek gerçeğimiz olsun, neden hayatımızı acılara değil de hayata da kendimize de iyi gelecek bir amaca bağlamayalım? Neden sürünelim ve süründürelim? Hayatın içinde yeterince mazoşizm yok mu? Neden buna dâhil olmak için çabalayalım ve buna ait olalım? Hayattaki ışığın bir parçası olmak, altrüizm( diğerkâmlık*-özgecilik) vasıflarıyla dolmak, ışıldamak varken…

Işıldamayı, ışıldatmayı seçmek dileklerimle…

Sevgiyle…

 

*Diğerkâmlık(Altrüizm): Kendisi kadar bir başkasını da düşünmek, sadece kendi çıkarlarını değil bir başkasının çıkarlarını da kendi çıkarları kadar gözetmektir.

 

 

 

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP