DOLAR 15,9739 0.2%
EURO 16,7888 0.54%
ALTIN 937,660,82
BITCOIN 462608-2,95%
Isparta

HAFİF YAĞMUR

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

 ŞİDDETE DUR DE, SÖZDE DEĞİL ÖZDE!
131 okunma

 ŞİDDETE DUR DE, SÖZDE DEĞİL ÖZDE!

ABONE OL
26 Ocak 2022 20:52
 ŞİDDETE DUR DE, SÖZDE DEĞİL ÖZDE!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

“…Gözü kulağı, kalbi, fikri olmayan ‘erk’ler tarafından el konulmuştu, kadınların yaşamda çok ileri düzeyde konumlandırılmış tabiatlarına. Belki de zaten bu sebeple el konulmuştu, bastırılmıştı, kandırılmıştı, susturulmuştu kadın. Kendi gücünün farkında olmaması birilerinin hep işine gelmişti. Çünkü, daima aptallar kendi aptallıklarını örtmek için şiddete ve baskıya ihtiyaç duyarlardı. Çetrefilli bir şekilde yaşamdan yaşama değişiyordu sorunlar ve hükümranlık ya sözle ya bir bakışla ya bir tacizle ya da kaba kuvvetle iştahlanıyor, cesaretlendirildiği için cesaret buluyor, hayatın anlamlarını kadınlara dar bir kulvara, hâttâ o kulvardan da onları atmak istercesine hükümranlıklarına yarayacak bir pozisyonda sıkıştırıyordu. Bu böyle gidemezdi, gitmemeliydi, ‘kadın’ uyanmalıydı…”*

“…Haberlerde üç kadın cinayetinden bahsediyorlardı. Üçü de bir gün içerisinde farklı yerlerde farklı erkekler tarafından kadına aynı bakış açısıyla işlenmişlerdi. İki kadın oğulları tarafından, diğer kadın tanımadığı biri tarafından hem de yakılarak katledilmişti. Dinlediklerine inanmak istemedi, içi çok ama çok acıdı. Sanki kendisine saplanmıştı o bıçak, o kurşun ve o alevler sanki kendisini kavurmuştu ve ciğerleri isle dolmuş gibi nefes alamadı. Kendisi de zaten şu ân bir kadının can havline, mücadelesine tanıklık etmiyor muydu hastanede? Neden kadınlar bunu yaşamak zorundaydılar? Neden kadınlar bu kadar güçsüzleştiriliyorlardı; hem kendileri, hem erkekler, hem toplum, hem medya, hem de siyasiler tarafından? Yapılması gerekenler ortadaydı. Kadın kadınlığının değerinin farkına varmalı, toparlanmalı, ayağa kalkmalı; bir erkeğin gücü, himayesi, gözetimi, inisiyatifinden çıkmalı, kendi gücünü eline almalıydı. Kadınlar; ezilerek kıstırılarak, pıstırılarak, korkutularak, susturularak  yetiştiriliyorlardı ve bir erkeğin her yönden kendilerinden daha üstün olduğu duygusuyla besleniyorlardı aileleri ve çevreleri tarafından. Kadının görevi, sadece evinin varsa çocuğunun hizmetinde olmak, erkeğinin ise her türlü iştahını doyurmaktı. Kadınlara, alttan alttan verilen mesaj buydu, direkt söylenmese de. Uyanık olmak, oluşturulan algının farkında olmak, kadının özüne, değerine, manasına ve gücüne ulaşıp kavuşabilmesinin ilk adımıydı. Kadına söz verilmeliydi; her alanda, her sahada kadının varlığına ihtiyaç vardı. ‘Bile’lerden ve ‘hâttâ’lardan daha fazlasıydı kadının varlığının içinde taşıdığı güç ve zekâ; hapsedilemezdi kavramlara ve önyargıların ve çıkarların beslediği ayrımcılık zehirleriyle yıkanamazdı. Erkek nasıl her alanda boy gösterip hemen göğsüne ‘başarılı’ etiketi yapıştırılıyorsa, kadın ‘çok yönlülüğü’yle  zaten her alanda boy göstermeyi fazlasıyla hak ediyordu ve alın teriyle kazanacağı madalyasını da… Ülkede boşanmaktan ziyade, kadın cinayetlerinin önüne geçilmeliydi. Önlemler alınmalıydı, var olan uygulamalara işlerlik kazandırılmalıydı, var olan uygulamaları kaldırmak yerine. Yoksa bütün siyasilerde izlediğimiz gibi, üzülüp kınamayı herkes yapıyordu zaten. Farkı neydi peki uygulayıcıların, yetki sahiplerinin, gücü elinde bulunduranların? Kınayıp üzülmek miydi, olayı takip ediyoruz deyip işin içinden sıyrılmak mıydı? Yetkileri ne işe yarıyordu peki, neden o koltuklarda oturuyorlardı? Önlem alınmazsa sonuç asla değişmiyordu, tıpkı şu televizyondaki haberlerde her gün dinlediğimiz cinayetlerde olduğu gibi, tıpkı hastane odasında yaşam mücadelesi veren kadın gibi… Peki, idam mı olmalıydı ceza? Gaza gelip ölüme ölümle çareler aramak hiç akıllıca ve savunulan insanlık değerlerine uygun değildi. Her şeyi yok ederek düzlüğe çıkılacağına inanan beyinlerin kestirme yollarından bir tanesiydi idam. Canı, can almaya devam ederek koruyamazdınız. Kanunlar, kanun yapıcılar tarafından iyileştirilip uygulayıcılar tarafından hak edene hak ettiği hapis süresi afsız, korumasız, kayırmasız, arka çıkılmasız bir şekilde gerektiği gibi verildiğinde, bu tür cinayetlere cesaret oluşturabilecek zemin yerle bir edilmiş olacaktı. Kadınlar ve bütün var olan türler dünyaya; birilerinin beklentilerini, keyfi hazlarını, doyumsuzluklarını, ihtiyacı olmayan ihtiyaçlarını doyurmak için gelmiyordu. Bu gerçeği görebilmek ve anlamına nail olabilmek, bütün kötülükleri temelden sarsabilecek güçteydi. Televizyondaki habere bomboş gözlerle bakarken bütün bunları düşündü ve gerçekten kimse kimsenin kölesi değildi. Bir kadına insan olarak bakmak, onun insan olduğunun farkına varmak, içinden geldiği gibi yaşamak isteğine saygı duymak ve her birini, tıpkı erkeklerde normal karşılandığı gibi normal karşılamak aslında son derece olması gereken ‘normal’ bir davranıştı. Ancak biz bu normal davranışı maalesef anormalmiş gibi görmeye, hissetmeye alıştırılmıştık…”**

 

 

#istanbulsözleşmesiyaşatır 🙋‍♀️

 

 

 

* Sayfa 18 – Dalgaların Kıyısında/Ahu Çetin

** Sayfa 21, 22, 23 – Dalgaların Kıyısında/Ahu Çetin

 

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP