DOLAR 18,0642 -0.09%
EURO 18,2544 -0.15%
ALTIN 1.018,95-0,23
BITCOIN 412650-1,80%
Isparta
21°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

ataşehir escort
istanbul escort bayan
ŞİDDETİN  OTOPSİSİ
4421 okunma

ŞİDDETİN  OTOPSİSİ

ABONE OL
26 Ocak 2022 21:31
ŞİDDETİN  OTOPSİSİ
1

BEĞENDİM

ABONE OL

 

 

 

Halkımız her koşulda, kayıtsız şartsız mazlumun yanındadır.

 

Ancak bir davayı kayıtsız şartsız savunmak, aynı zamanda o davayı düşünmeksizin savunmaktır. Türk halkı, daima ve derhal zayıfın imdadına koşar. Sorun şu ki: Koşarken düşünemezsiniz. Çocukları ve hastaları kurtarmak adına yanan bir binaya girmek kahramanlıktır; tereddüt etmek, işi itfaiye erlerine bırakmak ise pısırıklıktır. Ancak bu örnekteki gibi, bazen tereddüt doğru seçenektir; ve ataklık, kurtarılmak istenen şahıslara zarar verebilir.

 

Ülkemizde trafik kazazedeleri, kaza anında ölmezlerse enkazdan çıkartılırken ölürler. Modern otomotiv teknolojisi, emniyet kemerleri ve hava yastıklarıyla yolcuların güvenliğini sağlıyor. Ancak yolcuları, balta ve hızarla kurtarmayı deneyen iyi niyetli vatandaşlardan koruyacak bir yöntem henüz keşfedilmedi.

 

O yüzden duralım. Düşünelim. Problemin teşhisini doğru koyalım.

 

Düşünmek, soru sormakla başlar. İzninizle, üç soru soracağım:

 

1) Kadına yönelik şiddet, ülkemizde yaygın bir sorun mu?

 

Bunun iki cevabı var. Hayır ve evet.

 

Resmi istatistikleri, diğer ülkelerden alınan verilerle kıyaslayınca Türkiye’de kadınlara yönelik işlenen tecavüz, darp ve cinayet suçlarının sanıldığı kadar yaygın olmadığı açıktır. Aslında bu suçlar Türkiye’de, dünya ortalamasına nazaran daha az görülüyor. Hukuğun kadına karşı bilhassa hassasiyet gösterdiği, sosyoekonomik gelişmişlik düzeyi çok yüksek kimi ülkeler dahi, kadın cinayetleri hususunda Türkiye’den daha kötü durumdalar.

 

Yani sorunun cevabı: Hayır. Fakat aynı zamanda: Evet. Çünkü bir yılda işlenen kadın cinayetlerinin sayısı sıfır olmalı. Sıfırı aşan her istatistik çok yüksektir.

 

2) Kadına yönelik şiddet, kültürel bir sorun mu? Bir diğer deyişle, kadın cinayetlerine Türk ve İslam kültüründeki bir araz mı neden oluyor?

 

Sosyal medyanın kanaati bu yönde! Burada da istatistiklere bakmak lazım. Sayısal veriye dayanmayan her kanı, yanlış kanıdır.

 

Çeşitli araştırmacılar ve organizasyonlar, cinsiyet eşitliği ve kadın hakları konusunda, ülke ülke analiz yürütüyorlar. Yayınladıkları raporlarda Suudi Arabistan gibi, adı kadın düşmanına çıkmış kimi ülkelere verilen not şaşılacak kadar yüksek. Suudi Arabistan cinsiyet eşitliği konusunda başarılı sayılan bir ülke. Krallıktaki giyim yönetmeliği son derece katı olsa da, Suudi kadınına eğitim ve iş alanında geniş çaplı fırsat eşitliği tanınıyor. İslamiyetin yaygın olduğu diğer ülkelerin karnesi de (gelir ve eğitim düzeyi gibi kriterlerle oranlanarak incelendiğinde) kötü değil.

 

Son yıllarda yaygın olan: “İslam kadına karşı hoşgörüsüzdür,” yargısı, aslında bir önyargı. Bu algı, bilimsel değil.

 

Peki Türk kültürü, kadına karşı bilhassa hoşgörüsüz olabilir mi? Ben sosyolojiden çok tarihle ilgiliyim. O yüzden soruya tarih üzerinden cevap arayacağım:

 

Antikçağ tarihçilerine göre Roma kentinin kurucusu Romulus, kendi halkının hızlı çoğalmasını sağlamak için komşu Sabine halkına saldırmıştı. Bebek üretim makinesi niyetine kullanılmak üzere yüzlerce Sabine kadınını kaçırmıştı. Gelinlerin, yeni evlerine damadın kucağında taşınarak girmesi adeti, işte bu vakayı anmak için icat edildi.

 

Romulus’un hayat hikayesi bir efsane olabilir, olay gerçekten yaşandı mı bilmiyoruz. Ancak Romalıların, kadınların kaçırılmasını övülüp kutlanacak bir şey gibi görmeleri önemli.

 

Türk tarihinde taht kavgaları pek şiddetli geçmiş. Şehzadelerin boğdurulduğu malum. Ancak saray kadınları, nadiren şiddete maruz kalmışlar. Bunu, Çin sarayındaki çeşitli vakalarla kıyaslarsak…

 

Örneğin, Han hanedanı sırasında İmparatoriçe Lü, kendi oğlunu tahta geçirdi. Fakat ortada bir prens daha vardı: Lü’nün oğlu olmayan, cariye tarafından doğurulmuş bir genç. Lü, o prensi zehirletti. Ancak cinayetle yetinmedi: Lü, saraya korku saçarak kendi otoritesini perçinlemek istiyordu.

 

İmparatoriçe bu nedenle, merhum prensin annesi olan cariyeyi domuza dönüştürdü: Evet, tıpkı masallarda olduğu gibi, kadını domuza çevirdi. Dünyamız, ne yazık ki masallardakinden daha korkunç sihirlerle dolup taşıyor: Lü, cariyenin kollarını ve bacaklarını, bir domuzun uzuvları kadar kısacık kestirdi. Domuz gibi körleşsin diye, gözlerine mil çektirdi. Ardından, akli melekeleri yok eden bir iksirle, cariyeyi zehirledi. Ve onun domuz çukuruna atılmasını emretti. Zavallının o halini gören kimi adamların, manzaranın dehşetine dayanamayıp delirdiği söylenir.

 

Geçmişte biz Türkler, iyisiyle kötüsüyle çok şeyler yapmışız… ama ben böylesine rastlamadım.

 

Tarihimizdeki haremlik – selamlık, peçe, çarşaf gibi detaylar… bunların hiçbiri Türklere, hatta İslam alemine mahsus değil. Bizans’ta kadın kıyafetleri, kara çarşaftan çok farklı değildi. Bizans erkekleri: “Kızlarımın tenine güneş ışığı asla değmedi,” diye övünürlerdi. Antikçağ Yunanistan’ında haremlik – selamlık uygulaması vardı, evlerin ikinci katı bir tür harem dairesiydi. Oradaki pencereler, sokağı görmeyecek şekilde açılandırılırdı: Dış dünyaya bakmaya izin vermeyen pencerelerdi bunlar, tek işlevleri kadınlara hava temin etmekti.

 

3) Kadına karşı şiddet, nasıl sona erdirilir?

 

Problem, kültürümüzden ve dinimizden kaynaklanmıyor: Bunu ortaya koyduk. Öyleyse, onu nasıl çözeceğiz?

 

Ben her tür partizan yaklaşımı faydasız buluyorum: Suçu bir grup insana, bir siyasi partiye, bir sosyal sınıfa yüklemek kolay. Sloganlara sığınmak kolay. Ama bundan kaçınmak gerek. Amerikan başkanı Ronald Reagan, ülkesindeki uyuşturucu ticaretini tam olarak bu yöntemle çözmeyi denedi ve hiçbir başarı sağlayamadı.

 

Kadın cinayetleri konusunda yegane suçlu, katillerdir. Suçlu ben değilim, siz değilsiniz. Suçlu, Cuma günü namaza gidenler değil, ateistler de suçlu değil. Suçlu hükümet değil, muhalefet değil, bürokratlar değil, hukukçular değil. Bunu çok kolay unutuyoruz: Bir cinayet işlendiyse, sadece katil veya katiller suçludur.

 

Fakat katiller neden var? Neden cinayet işliyorlar? Daha fazla cinayet işlemeleri, nasıl önlenebilir?

 

Bunun için yine tarihe bakmamız gerek.

 

Orta Çağ Avrupasında cadı avları seyrek görülürdü. Cadılıkla suçlanan kadınlar, genellikle idam edilmezdi. Kilisede, kutsanmış suyla dolu bir havuza konulurlardı. Eğer kadın suya batmazsa, yani kutsanmış su onu reddederse, bu cadılığa delil sayılırdı. İşlem esasen bir formaliteydi: Suçlanan her kadın o havuzda batıyordu, rahip de onu sudan çıkarıp: Masum, ilan ediyordu.

 

Sonra Almanya’da dini Reform hareketleri başladı. 1521 ila 1527 yılları arasında, çoğu Luther’in yazılarından çoğaltılmış en az 6 milyon bildirge, Almanya şehirlerine dağıtıldı. Halk kiliseye karşı ayaklandı. Reformcular, kiliseyi İtalyanların dünyayı yönetmek için kurduğu bir teşkilat gibi gördüler. İtalyan asıllı Papayı, şeytani bir örgütün şefi gibi göstermeye çalıştılar. Şöyle diyorlardı: “Roma Kilisesi, ruhunu şeytana satmış kadınlara (yani cadılara) karşı önlem almıyor. Çünkü kilise şeytanın yardakçısıdır, kilise Deccal’dir.”

 

Reformcular bu ithamda bulunduktan sonra, cadılıkla mücadele etmek zorundaydı. Böylece kadı avları başladı ve 40 bin kadın, büyücülükle suçlanarak idam edildi. Calvin gibi ateşli reformcular, kadınların en amansız düşmanı olup çıktılar.

 

Doğu Asya tarihinde de benzer bir olay vardır. Moğollar dünyaya egemen olduktan sonra, Çin ve Kore’de kadınlara karşı mutlak bir hoşgörüsüzlük baş gösterdi. Çinliler, işi kız çocuklarının ayaklarını bağlayıp, o ayakların gelişmesini önlemeye kadar vardırdılar. Bu: “Çin kızlarının barbar kadınlar gibi koşmasını önlemek” için yapıldı. Yani Moğol korkusuyla yaşayan Çinliler, kültürlerini korumak refleksiyle kadınlara zulmettiler.

 

Kadın, kültürün koruyucusu ve taşıyıcısıdır. Sonraki nesli kadın yetiştirir. İnsanlar milli, dini, kültürel kimliklerini annelerden ve (çoğu kadın olan) öğretmenlerden alırlar. Bu nedenle kendini yabancı unsurların tehdidi altında hisseden her millet kadından korkar: Farklı davranan, kültürel normlara uymadığı sanılan kadınlara tepki gösterir.

 

Eğer bir toplumda kadına şiddet yaygınlaşmışsa, o toplum bir tehdit algılamıştır. Bir nevi aşırı bağışıklık tepkisidir bu: Allerjen bir maddeye cevaben vücudun her yanında zuhur eden, acı verici yaralar gibidir. Gelecekten korkan, bağımsızlığına ve hayat tarzına karşı tehlike sezen bir toplumda kadınlar güvende olamazlar.

 

Şu halde kadınlarımızı kurtarmanın en iyi yolu daha güçlü, daha eğitimli, daha müreffeh ve gelişmiş bir Türkiye’dir. Bu amaca ulaşılana dek tek getirilecek tüm çözümler, geçici ve eksik olacaktır.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP