DOLAR 18,5039 -0.02%
EURO 18,1433 -0.12%
ALTIN 987,780,00
BITCOIN 357325-0,74%
Isparta
25°

PARÇALI BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

SİYASET HARLI ATEŞTE, TOPLUM KISIK ATEŞTE PİŞER

SİYASET HARLI ATEŞTE, TOPLUM KISIK ATEŞTE PİŞER

ABONE OL
18 Mayıs 2022 09:00
SİYASET HARLI ATEŞTE, TOPLUM KISIK ATEŞTE PİŞER
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

Türkiye’de ideolojik siyaset ikna, telkin, cazibe merkezi ve çözüm odaklı olma gayretiyle toplumsal tabanı etkilemeye çalışma şeklinde ilerlemez.
İdeolojik siyaset toplumda nasıl kabul görür peki?
“Korku, endişe, belirsizlik, tedirginlik neticesinde ortaya çıkan savunma refleksi ile bir duyguya, inanışa tutunma şekline kabul görüp ilerler.”

….

“Bir kesim, tüm motivasyonunu “ gericilik tehdidine ” karşı elde edildiğini düşündüğü demokratik kazanımların korunması refleksi ile büyük oranda diri tutmaya çalışır.
Bir kesim de modernlik ve batılılaşma adına “ dini ve ananevi değerlere ve sembollere” karşı yürütüldüğüne inandığı saldırılara bir savunma hattı işlevi ile tutunmaya çalışır.”

Bu tarz yapıların savunma ve saf tutma anlayışlı karakterlerinin dışına çıkmaları biraz zor görünüyor.

….

Kimse kendilerini güvende ve konforda hissettikleri müstahkem mevzilerden çıkmak istemiyor gibi. Tanımlanmış bir karşıtlık ve düşmanlık üzerine yapılan siyaset üretme biçimi konforlu, yani rahat bir alan. Bu bahsettiklerim işin görünür kısmı. Yani meseleden habersiz kitlelerin salt karşıtlık üzerine ve sembol ya da şahıslar üzerinden diri tutulduğu sığ ama bir o kadar da kullanışlı bir yöntem.
….

Bir de meselenin pek görünmeyen, asıl önemli başka bir yönü de var.

O da, ülkede yaklaşık 200 yıldır devam eden batılılaşma – gelenek kavgası. Türkiye’nin düşünce serüveni modernlik adına geleneğe, gelenek adına modernliğe itirazlar üzerine yürüyor.
Türkiye’nin modern yaşama da, geleneğini yaşatmaya da ihtiyacı var. Her alanda isteseniz de yerel kalamıyorsunuz.
Ya kent yaşamının, sanayinin ve mesai kavramının doğurduğu yakın aile ziyaretlerini genellikle hafta sonlarına tehir edeceğiz, ya da kent yaşamını. Modern hayat bunu da çözdü. Zamanı dar, temposu yüksek insana teknolojik olarak görüntülü konuşmayı sundu. Buna itiraz edecek, kabul etmeyecek bir gelenek olabilir mi? Teknolojinin ve ulaşımın bu kadar geliştiği bir zaman diliminde değişim kaçınılmazdır. İyiliği yaymak ta, kötülüğü yaymak ta kolaylaştı diyebiliriz.
Peki modern yaşam adına duygusuz, ruhsuz, hissiz, insanı özgürleştireceğim diye bireyselliği ve bencilliği öne çıkaran, sorumluluk duygusu hissetmeyen kapitalizmin beslediği bir anlayış, tartışmalı alanlar değil mi? Elbette tartışılması gerek alanlar.
Bu tartışmayı burada daha da açacak değilim. Kaldı ki bu tür tartışmalar nihayete erecek tartışmalar da değil. Çünkü hangi düşünce olursa olsun eğer muhatabınız doğrudan toplum ve onun sergilediği davranış ise, sosyolojide köşeli cümleler kuramıyorsunuz.

….

Geleneğe bağlı kalarak bir değişim ne oranda ve hangi alanlarda mümkün? Ya da köksüz bir değişim ısrarı, toplumun içine doğduğu kültürü göz ardı ederek yapılacak bir değişim ne oranda kabul görür?
Şu gerçek ki, toplumsal değişimler, teknolojik değişimler kadar hızlı olmuyor. Sosyal değişimler tabir yerinde ise “kısık ateşte pişerek” gelişiyor. Aslında Türkiye kendine has sosyoloji ile değişerek ilerliyor. Sorun bunu mutlak doğru ya da yanlış diye sunup kavgaya dönüştürenlerde.
Toplum geleneğini hem dönüştürerek devam ettiriyor, hem de modern dünyanın imkanlarından faydalanmaya devam ediyor.
Diğer taraftan, Türkiye de toplumun içine doğduğu antropolojik kültüre sırtınızı dönerek siyasette netice alınamayacağı da ortada. Toplumlar zorla dönüşmez. Siz istiyorsunuz diye de dönüşmez.

….

Çoğulcu bir anlayışla, demokratik bir düzende, insan haklarına saygılı bir şekilde, herkesin inanç ve düşünce hürriyeti içinde yaşama iklimi bulduğu bir süreç yavaş ta olsa ilerlemeye devam ediyor.
Önemli olan siyaset eliyle sosyolojinin ateşini harlayanlara da, ocağın ateşini söndürmeye çalışanlara da fırsat vermemek.

Saygılarımla
Süleyman ORHUN

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP