DOLAR 16,6971 0.31%
EURO 17,4166 0.09%
ALTIN 974,220,15
BITCOIN 316447-4,66%
Isparta
20°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

şişli escort

bettilt giriş

TÜRK DÜNYASI ve TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ
5721 okunma

TÜRK DÜNYASI ve TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ

ABONE OL
18 Şubat 2022 18:25
TÜRK DÜNYASI ve TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

“Amerikalı tarihçi Gene D. Matlock’un yazdığı Ey Dünya İnsanları Hepiniz Türksünüz kitabındaki bilgiler ve tezler Türkiye medyasında 2021 yılı Şubat ayında yer aldı.  Matlock’ un bir gazete haberinde yer alan aşağıdaki sözleri biz Türkleri çok şaşırttı.

“Elimi neye atsam önünde sonunda her şeyin kaynağı olarak karşıma Türkler ve coğrafya olarak da Türkiye ve Orta Asya çıkıyordu. Zira dikkatle incelediğimde Eski Ahit ve İncil’de bahsedilenler Türkiye ile bağlaşıyordu. Nuh’un Gemisi efsanesi, Büyük Tufan. Bu da bana şunu gösteriyordu. İnsanlığın başladığı yer Türkiye idi. Biz insanlar tüm uygarlığın atası olarak Sümer, Yunanistan, Mısır ve Çin’i görmeye yanlış bir şekilde şartlanmışız. Yeni ilk insanların yaşadığı cennet bahçesi Sibirya bozkırlarıdır. Buradaki ilk insan olan Adem (İngilizcedeki yazılışıyla Adam) Türk dilinde İnsanoğlu anlamında kullanılır. Bugün herkes kendi neslinin izlerini Türkler’e dek sürebilir.”

Haber bu şekilde devam ediyor ve Finlandiyalılar, İrlandalılar, Galiler, İskoçyalılar, Kızıldereliler, Vikingler, Roma’ nın kurucuları Etrüsklere hatta Meksika’ya kadar Türk bağlantıları işaret ediliyordu. Sonuçta bunlar gösteriyor ki, bütün uygarlıklar Orta Asya’dan geçmiş ve her yerde ortak olarak karşımıza çıkan din, dil, kültür ve inanışları buradan tüm dünyaya taşımıştır denilerek haber sonlandırılıyordu.

2021 yılının son aylarından olan Kasım ayında Almanya’dan Alman uzmanlar tarafından Türkçe üzerine yapılan bir araştırma sonucu haberi basında yer alınca yine biz Türkler şaşırmaya devam ettik. Haberde özetle şunlar yer alıyor;

“Almanya’ daki İnsan Tarihi Bilimi Enstitüsü, Türkçe’nin de dâhil olduğu Trans-Avrasya dillerinin tarihini değiştirecek bir araştırma sonucunu açıkladı. Bugüne kadar 3 bin yıl öncesine dayandığı sanılan bu diller aslında 9 bin yıl önce doğmuştur.”

Ben de Macaristan’ın Türkiye Büyükelçisi Viktor Matis’ in yer aldığı ve benim de izleyici olarak bulunduğum geçen yıl Ankara’ da yapılan bir toplantıda bizzat Büyükelçi Matis tarafından kendi kökenlerinin ve Macarların Türk kökenli olduğunu bildikleri sözlerini bizzat dinlemiştim.

Amerikalılar, Almanlar ve Macarlar bile biz Türkleri böyle araştırıyorken ve biliyorken acaba biz Türkler kendimizi araştırıyor muyuz ve biliyor muyuz diye sorma ihtiyacı duyduk.

Hemen karşımıza ilk olarak ulu önder Atatürk çıktı. Atamızın biz Türkler için yaptıkları bir anda beynimizde bugünler için yeni umut ışıklarının açılmasına sebep oldu. Bizim büyük atamız Atatürk’ün milletimiz için ilk yaptığının Türk adını vererek Türkiye Cumhuriyetini kurmak olduğunu gördük. Sonrasında Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumunu kurduğunu ve Türk Tarih Tezini hazırlattığını tespit ettik. Bir millet kendi dilini ve tarihini öğrenemez ise bulunduğu coğrafyada yaşayamaz diyerek başta Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi olmak üzere dilimizin ve tarihimizin öğretildiği okulları peşi sıra açtığını öğrendik. Anadolu’ da kazı çalışmaları yaptırıp, Türk’ ün izlerini sürdüğünü gördük.

Atatürk’ün “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur” diyerek bizlere tekrar Türklüğü hatırlattığını içimiz titreyerek hatırladık. Yine manevi kızına Ülkü adını vererek, yakın arkadaşlarına Bozok, Bozkurt gibi soy isimler koyarak, İbrahim Çallı’ dan Ergenekon’ dan çıkış tablosunu yapmasını isteyerek ve bastırdığı kâğıt paranın üzerine Bozkurt koydurarak bizlere çok derin mesajlar verdiğini anladık.

Ve ve Atamızın; bizlere, dünyadaki tüm Türklere ve Türkiye Cumhuriyetine bugünler için bizlerin yapması gereken derin hedefler gösterdiğini içimizde hissettik.

Bugün Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti birer bağımsız Türk devletidir. Bu devletlere ilaveten özerk Türk Cumhuriyetleri vardır. Altay Cumhuriyeti, Başkurtistan, Kabardey-Balkarya Cumhuriyeti, Çuvaşiştan Cumhuriyeti, Dağıstan Cumhuriyeti, Doğu Türkistan, Gagavuzya, Hakasya, Karaçay- Çerkes Cumhuriyeti, Karakalpakistan, Nahçivan, Tataristan, Tuva Cumhuriyeti ve Yakutistan özerk Türk devletleridir.

Bütün bunlara ilaveten İran’ da Azeriler, Kaşkaylar, Kaçarlar,  Rusya’ da Nogaylar, Ahıska Türkleri, Terekemeler ve Karay Türkleri, Yunanistan, Bulgaristan ve eski Yugoslav devletlerinde Balkan Türkleri, Irak’ ta Türkmenler, Suriye’de Oğuz Türkmenleri, Çin’ de Yugurlar, Salarlar ile dünyanın diğer coğrafyalarında Halaçlar, Şahsevenler, Naymanlar ve Avrupa Türkleri gibi ve Amerikalı tarihçi Gene D. Matlock’un işaret ettiği burada isimlerini saymaya imkân bulamadığımız daha birçok Türk kökenli topluluklar bulunmaktadır.

Bugün dünyada yaşayan Türk nüfusu Türkiye Cumhuriyetinde 83.000.000 olmak üzere yukarıda saymaya çalıştığımız diğer yerlerle birlikte ortalama 235.000.000 kişiyi bulmaktadır. Bu rakam Çinliler ve Hintliler’ den sonra Türkleri dünyanın en kalabalık 3.nüfusu yapmaktadır.

Bugün biz Türkiye Cumhuriyeti olarak büyük atamız Atatürk’ ün izinde dünyanın 3.büyük nüfusu olan Türk Milletini yeniden şahlandırarak, dünyadaki gerçek yerini almasına liderlik yapabiliriz. Bu liderlik ilk önce ortak dil Türkçe ve ortak milli kültürde yapıldıktan sonra ekonomik ortaklığa, askeri pakta ve Dünya Türk Birliği oluşturulmasına yönlendirilebilir.

Son dönemde Dünya Türk Birliği oluşturmak için gelen ilk müjdeli haber Türk Devletleri Teşkilatı olmuştur. Önceleri 3 Ekim 2009’da Nahçıvan‘ da imzalanan Nahçıvan Anlaşması ile Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye arasında kurulmuş olan ve ilk adı Türk Konseyi olan örgüt adı 2018’de Türk Keneşi adını almış ve son olarak alınan ortak karar ile 12 Kasım 2021 tarihinde adını Türk Devletleri Teşkilatı olarak değiştirmiştir.

   Artık “Ne Mutlu Türküm Diyene” diyerek Türk Dünyasını kurma zamanı gelmiştir.

Ancak Türk Dünyası ve Türkiye’ nin mutlaka göz önünde tutması ve bilmesi gereken bazı tarihi meseleler, bazı  gizli projeler ve bazı güçlü ülkeler vardır.

Bunlar; İngiltere, Fransa, Rusya ve Almanya’nın başını çektiği Şark Meselesi ile Amerika ve İsrail’in beraber yürüttüğü Büyük Ortadoğu Projesi ve de yeni bir süper güç olarak tek başına dünyayı etkileyen Çin.

Şark Meselesi

Tarihin her devrinde dünya hâkimiyetine oynayan, dünya siyasetine yön vermeye çalışan büyük güçler olmuştur. Bu çerçeveden bakıldığında XV. yüzyıldan beri büyük millet ve büyük güç olma şansına ve kabiliyetine sahip birkaç devlet veya millet sayılabilir. Bunlar, Anglo-Sakson dünyası içinde Anglikan İngiltere,  Latin dünyasında Katolik Fransa, Slav dünyasında Ortodoks Rusya, Germen dünyasında Protestan Almanya, İslâm dünyasında ise Osmanlı Devleti yani Türklerdir.

Bu beş büyük devletin dördü de (İngiltere, Fransa, Rusya ve Almanya) tamamen hem Hıristiyan dininin hem de ayrı ayrı Hıristiyanlığın belli başlı ve farklı mezheplerinin temsilcisi durumundadırlar. Sadece Osmanlı Devleti bütünü ile İslâm dininin ve İslâm âleminin temsilcisi rolündedir. İşte Hıristiyan âleminin bu dört temsilcisi İngiltere, Fransa, Rusya, Almanya ile İslâm âleminin temsilci Türkler yani Osmanlı Devleti arasındaki münasebetlerin tümü “Şark Meselesi” kavramıyla ifade edilebilir.

Fransız tarihçisi Albert Sorel  “Türkler Avrupa’ya ayak bastığı günden beri Şark Meselesi zǔhur etti.” diyerek “Şark Meselesi” kavramını bir tarihçi olarak ifade etmiştir.

Avrupa’nın “ Şark Meselesi “ adını verdiği Türk Meselesini iki kısımda incelemek mümkündür. Birincisi Malazgirt savaşından, Türklerin Viyana önlerinde durdurulmasına kadar olan safhadır (1071–1683). Bu safhada Avrupa savunmada Türkler ise taarruz halindedir

Bu dönemde Hıristiyan dünyası için Şark Meselesinden anlaşılan şu düşünceleri sıralamak mümkündür:

  • Türkleri Anadolu’ya   Sultan  Alparslan Malazgirt  zaferiyle  bu düşünceyi geçersiz duruma getirmiştir.
  • Türkleri Anadolu’da     Bu  düşünce  Anadolu  Selçuklu    Sultanı
  • 1. Kılıç Arslan’ ın    Bizanslılara   karşı   kazanmış  olduğu   Miryokefelon    (1176 ) zaferiyle engellenmiştir.
  • Türklerin Rumeli’ye  geçişini     Osmanlı  orduları Sultan II. Murad zamanında Rumeli’yi alarak  bu engeli tanımamıştır.
  • İstanbul‘un Türkler  tarafından    fethini   önlemek. Fatih Sultan Mehmet 1453 yılında bu hayali yıkmıştır.
  • Türklerin Balkanlar üzerinden Avrupa içlerine doğru ilerlemelerini durdurmak.

Fakat  Türkler  1683  yılında   Viyana  kapılarına   kadar  ilerlemeyi başarmıştır.

1683 tarihinde Türklerin Viyana’da yenilgiye uğramasıyla, Şark Meselesinin ilk safhası bitmiş ve ikinci safhası başlamıştır. İkinci safhada Türkler savunmada, Avrupa ise taarruz durumundadır.

1683 Viyana yenilgisi ve 1699 Karlofça Antlaşması neticesinde, Avrupalı açısından İslâm, Osmanlı ve Türk, bir tehdit unsuru olmaktan çıkmıştır.  Artık Osmanlı deyince Avrupa için akla gelen geri kalmış,  zayıf, cahil, zalim bir şark toplumu ile bu toplumun hâkimiyeti altında bulunan Ortodoksuyla, Katoliğiyle, Protestanıyla ve Gregoryanıyla Yunanlılar, Sırplar, Bulgarlar, Karadağlılar ve Ermeniler başta olmak üzere diğer Hıristiyan kavimler geliyordu. Bakış açısındaki bu değişme sonucunda Avrupa, Osmanlı hâkimiyeti altındaki Hıristiyan kavimleri kurtarma ve Türkleri Balkanlardan ve hatta Anadolu’dan atma fikrini gündeme getirmiştir. Avrupa, Hıristiyanları kurtarma ve Türkleri geldikleri yere gönderme politikasını 1815’ten itibaren “Şark Meselesi” adı altında formüle etmiştir. Bu hedefini meşrulaştırmak ve kamufle etmek içinse, milliyetçilik akımını, Hıristiyanlık dayanışmasını, Avrupa ırkçılığını ve oryantalizmi kullanmıştır

Bu safha ile ilgili Avrupa’nın bakış açısı şöyle özetlenebilir:

1) Balkanlardaki Hıristiyan milletleri Osmanlı hâkimiyetinden kurtarmak. Bunun için de Hıristiyan toplumları isyana teşvik ederek, önce onların muhtariyetini sonra bağımsızlıklarını temin etmek.

2) Birinci maddede belirtilen hususlar gerçekleşmezse, Hıristiyanlar  için  reform İstemek ve onların lehine Osmanlı Devleti nezdinde müdahalelerde bulunmak.

3) Türkleri Balkanlardan tamamen atmak.

4) İstanbul’u Türklerin elinden geri almak.

5) Osmanlı Devleti’ne Asya toprakları üzerinde yaşayan Hristiyan cemaatler (azınlıklar) lehine reformlar yaptırmak, onlar için muhtariyet elde etmek veya mümkün olursa bağımsızlıklarına kavuşturmak.

6)Anadolu’yu  paylaşmak ve Türkleri Anadolu’dan çıkarmak.

1699 Karlofça, 1716 Pasarofça, 1774 Küçük Kaynarca, 1838 Balta Limanı, 1878 Berlin Antlaşmaları ve nihayet Balkan Savaşları ile I.Dünya Savaşı, Türkleri Balkanlardan çıkarmanın en önemli aşamaları olmuştur.

Şark Meselesinin Balkanlar safhası, Yunanistan, Sırbistan, Karadağ ve Bulgaristan’ın bağımsızlığa kavuşmalarıyla neticelenince, büyük devletler Şark Meselesini Anadolu’ya kaydırmakta herhangi bir sakınca görmemişlerdir. Zira kendileri Balkanlar’da istenilen neticeyi almış ve orada menfaat sahalarını oluşturmuşlardır. Sıra Anadolu’daki Hristiyan unsurların Türk hâkimiyetinden kurtarılmasına ve menfaat sahaları temin etmeye gelmiştir. Bu politikanın,  menfaatleri doğrultusunda yürütülebilmesi için araç olarak kullanılabilecek  topluluklara ihtiyaç duymuşlardır. Bu topluluklara örnek ve bu maksada en uygun olarak da başta Hıristiyan Ermeniler olmak üzere Avrupa, Anadolu’nun değişik yerlerinde küçük azınlıklar halinde yaşayan kullanabilecekleri diğer unsurları da kışkırtarak,  Osmanlı Devletine karşı isyana teşvik etmiştir.  Avrupa, menfaatleri için  sadece bu azınlıklarla yetinmemiş, diğer iç ve dış ihanet odakları ile de  el ele vermiştir.

Nihayet Avrupa’nın Türklerle 9 asır süren mücadelesinin sonunda ana yurdumuz, vatanımız; Şark Meselesini kapatmak isteyen İngilizlerin, Fransızların, İtalyanların ve onların taşeronu Yunanlıların işgaline uğramıştır.

Ama mazisini tarihleştiren, kültürünü millileştiren ve coğrafyasını vatanlaştıran Türk milleti büyük atamız Mustafa Kemal’in liderliğinde 19 Mayıs 1919’da başlayan ölüm-kalım mücadelesini 30 Ağustos 1922 tarihinde Şark Meselesinin takipçilerine karşı kazanmıştır. Büyük atamız Atatürk tarafından bu zaferin anlamı şöyle ifade edilmiştir.

‘’Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Savaşı ve onun parçası olan 30 Ağustos Zaferi, Türk tarihinin en önemli dönüm noktasıdır.’’

. 30 Ağustos 1922 tarihinde Türk Milletinin zaferi ile sonuçlanan bu zafer sayesinde kısaca; 9 Eylülde İzmir, 10 Eylülde Bursa kurtulmuş ve 11 Ekim 1922 de Mudanya Mütarekesi ile 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Antlaşması imzalanmıştır. Sonrasında 2 Ekim 1923 tarihinde İşgal kuvvetleri İstanbul’dan ayrılmıştır. Neticede 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet ilan edilmiştir.

Atamızın da belirttiği gibi 30 Ağustos Türk Milletinin son ölüm kalım savaşı ve Türk tarihindeki zaferlerin en kritik olanıdır.

30 Ağustos olmasaydı bugün biz Türkler atalarımız tarafından fethedilmiş İstanbul’a hiç giremez, Anadolu’nun kapılarını bizlere açan Malazgirt’in bulunduğu Muş’a bile ancak belki pasaport ile gidebilirdik.

Kısaca bu 30 Ağustos Zaferi sayesinde bağımsız bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti doğmuştur.

Ancak şu konu iyi bilinmelidir ki, aslında 30 Ağustos Zaferi Hristiyan Avrupa’nın yüzyıllardır devam ettirdiği Şark Meselesine karşı kazanılmış bir zaferdir.

Fakat Şark Meselesi hala bitmemiştir. Şark meselesinin Avrupa’da hala canlı yaşadığının en somut örneğini bu gün Avrupa Birliğinde görmekteyiz. Türkiye son elli yılda Avrupa’daki hemen hemen tüm bütünleşme çabaları içerisinde aktif olarak yer almasına rağmen, ekonomik düzeyleri Türkiye’nin çok gerisindeki Doğu Avrupa ülkelerinin bile Avrupa Birliğine alınırken Türkiye’nin hala alınmamış olmasındaki gerçek sebep araştırıldığında karşımıza yine’’ Şark Meselesi’’ çıkmaktadır

Avrupa Birliği üyeliği için uğraştığımız bugünlerde 1699’da başlayan ağır bozgunlar ve hezimetlerden sonra şehit kanları dökerek zorla imzalattığımız ve Şark Meselesini Türk’ün kesin zaferi ile durduran Lozan Antlaşmasının nasıl yıpratılmaya çalışıldığını görmekteyiz. Çeşitli uluslararası girişim ve manevralarla, Lozan antlaşmasının lehimize teminat altına aldığı siyasi ve tarihi sorunlarla ilgili bazı konular AB üyesi ülkeler tarafından yeniden açılmakta, Türkiye’nin milli sınırları, coğrafi hakları, nüfus özellikleri, siyasal yapısı ve devlet modeli üzerinde tartışmalar açılarak, Türkiye’ni sahibi Türk milleti yeniden parçalanmaya çalışılmaktadır.

AB’nin Türkiye ile ilgili İlerleme raporlarına baktığımızda, Azınlıklar meselesi, Pontusçuluk, Fener Rum Patrikhanesi, Heybeliada Ruhban Okulu, Ana Dil Meselesi gibi konular ile milletimizin ayrılmaz parçaları Alevi ve Kürt vatandaşlarımızın azınlık statüsüne sokulmaya çalışıldığını görmekteyiz.

Alman tarihçi Hans-Ulrich Wehler’in aşağıdaki tespiti ;

’’ Türkiye, coğrafi konumu, tarihi geçmişi, dini, kültürü ve mentalitesinden dolayı Avrupalı değildir. Müslüman Anadolu insanına neden Avrupa’da serbest dolaşım hakkı tanınsın ve Avrupa fonlarından istifade etmelerine izin verilsin? AB’nin bir Hıristiyan ülkeler topluluğu olduğu ve Müslüman Türkiye’nin burada yeri olmadığını açıkça dile getiriyoruz ama çok kültürlü toplumu destekleyen insanlar bunu radikal Hıristiyanlık olarak nitelendiriyorlar. Türkiye laik olmasına rağmen camileri dolduruyorlar.

Yine diğer ünlü bir tarihçi olan Bernard Lewis’e bir basın toplantısında bir Türk gazeteci tarafından ‘’Batı bizden niçin korkuyor?’’ diye yöneltilen soruya kendisi ‘’Çünkü siz Müslümansınız!’’ diye cevap vermişti, bunun üzerine gazeteci ‘’Öyleyse Endonezyalılar’ dan, Pakistanlılar’ dan korksunlar. Onlar da Müslüman ve hem daha kalabalıklar?’’ demesine karşılık şöyle konuşmuştu.

‘’Batılılar akıllıdır. Kimden ve niçin korkacaklarını iyi bilirler. Endonezyalılar’ dan, Pakistanlılar’ dan niçin korksunlar? Onlar mı gittiler Viyana önlerine iki defa?? ‘’

Yine Ord. Prof. Dr. Fritz Neumark’ a  İstanbul Üniversitesinde bir öğrencisinin  sorduğu ‘’Avrupalı bizi neden sevmez ?’’ sorusuna verdiği cevap her şeyi gözler önüne sermektedir.

‘’Çok samimi olarak itiraf edeyim ki Avrupalı Türkleri sevmez ve sevmesi de mümkün değildir. Asırlardır kilisenin Türk ve İslam düşmanlığı Hristiyanların hücrelerine sinmiştir.’’

Üç bilim adamının tespitleri aslında konuyu özetlemektedir Tekrar tarihe baktığımızda bugünkü 1995 Gümrük Birliği Anlaşması ile 1838 Balta Limanı Gümrük Birliği Anlaşması, bugünkü AB uyum yasaları ile 1839 Tanzimat Fermanı, bugünkü AB Türkiye İlerleme raporları ile 1856 Islahat  Fermanı eş değerdir. Bu anlaşmalarla 16. Türk Devleti olan Osmanlı İmparatorluğu parçalanmıştır.

Katolik Kilisesi’ne bağlı İtalyan piskoposların yayın organı L’Avvanire   gazatesinin  3 Ocak 2000 tarihli sayısında yer alan ‘’Müslüman Türkiye’nin AB’ye girmesi kimliğimize gölge düşürür. Bu üyelik yan yana büyüyen Hıristiyan gelenekleri ile şekillenen Avrupa medeniyetlerinin temellerindeki ittifakları sarsar. Unutulmamalı ki Avrupalı fikri, başlı başına düşman Türklere ve Türkiye’nin başını çektiği İslam dünyasına karşı gelişti.’’

Fınancıal Times gazetesinin 10 Ekim 2002 tarihli basımında ye alan ‘’Asıl sebep; Türkiye’nin Müslüman bir ülke olması.70 milyonluk dev nüfusu Avrupa Birliğini korkutuyor.’’

Bu iki gazete acaba anlamasını bilenlere bugün neyi anlatmaya çalışıyor?

Avrupa Birliği Bayrağı ve 12 Yıldız’ın Simgeledikleri

Bayraklar üzerindeki şekil, renk ve semboller; milletlerin inançlarını, düşüncelerini ve hafızalarında derin izler bırakan hatıralarını yansıtır.  Avrupa Birliğinde ortak değer Hıristiyanlıktır.  Avrupa Birliği bayrağında ve paraları Euro üzerinde Hıristiyanlığı sembolize eden amblemleri bulunmaktadır.

Avrupa Birliği’nin lacivert zemin üzerine daire şeklinde dizilen sarı 12 yıldızdan oluşan bayrağı 25 Kasım 1955 tarihinde alınan karar ile kullanılmaya başlanmıştır. 26 Mayıs 1986 tarihinde Brüksel’de alınan kararla ise AB resmi bayrağı olarak kabul edilmiştir.

Bugün  Avrupa Birliği’nin bayrağındaki “12 yıldız” sayısının  hala değişmemesinde israr edenler  bu 12 yıldızın “Mükemmelliği ve birliği” simgelediğini söylüyorlar. 8 Mayıs 2002 tarihinde Hollandalı sanatçı Rem Koolhaas’ a yeni AB bayrağı tasarımı için görev verildi. Ancak AB üyesi bütün ülkelerin bayrak renklerinden oluşan yeni bayrak kabul edilmedi.

“Avrupa Birliği”nin internet sayfalarından öğrendiğimize göre 12 yıldızlı bayrağın tarihi 1955 yılında başlıyor, o tarihte, bugünkü Avrupa Birliği’nin çekirdeği olan “Avrupa Kömür ve Çelik Birliği”, bir de bundan önce kurulan, üye sayısı biraz daha fazla olan “Kültürel ve İnsan Hakları” ağırlıklı “Avrupa Konseyi” bulunuyor. Konsey bugünkü 12 yıldızlı bayrağı kabul ediyor.

Değişik söylencelere göre 12 yıldız “bütünlük” ü simgelediği ayrıca “12” sayısı yılın 12 ayını, saatin kadranındaki 12’yi, daire ise birliği simgelemekte. olduğu belirtilmektedir.”

Gazeteler de aşağı yukarı bunları yazıyorlar.  Avrupa Birliği’nin bayrağındaki “12 yıldız” sayısının  hala değişmediğini görenler bunu araştırdıklarında farklı gerçeklerle karşılaşıyorlar.

AB bayrağının tasarımını yapan ve koyu bir Katolik olduğu bilinen Arsene Heitz dizaynı hazırlarken Meryem Ana  figüründen esinlendiğini açıklamıştır.

‘’Gökte ulu bir belirti görüldü.Güneşi kuşanmış bir kadın, ayaklarının altında ay, başında 12 yıdızdan bir taç’’(Vahiy 12-1)

Meryem Ana’nın başındaki taçtan ayrı olarak, geleneksel mavi pelerini de, AB bayrağının zemin rengidir.

AB bayrağındaki 12 yıldız Hz.İsa’nın 12 havarisini temsil etmektedir. Havariler Hz.İsa’nın İncil’i yaymak ve vaaz vermekle görevlendirdiği yardımcılarıdır. Havarilerin isimleri şunlardır. Petus, Andreas, Yuhanna,Büyük Yakub,Filip, Thomas,Bartholomaeus, Matthias,Küçük Yakub,Şemun, Yehuda ve Taddeus.

Sonuçta bu bayrak bir Hristiyanlık simgesidir.

Papa 2.John Paul’un ‘’Avrupa Birliği’nin anayasasına AB’nin dini Hıristiyan’dır ifadesi yazılmalıdır.’’ sözleri

Almanya eski Başbakanı Helmut Kohl’ nün ‘’Hıristiyan dünya görüşü ve Hristiyanlık değerlerinin olmadığı Avrupa benim Avrupam değildir.’’ sözleri ve

Fransa eski Cumhurbaşkanı ve Avrupa Konvansiyonu Başkanlığını yapmış Valery Giscard D’estaing’ in ‘’AB bir Hıristiyan Kulübüdür.’’ sözleri biz Türkler ve Türkiye’ de  2 yeni soru oluşturuyor.

‘’Acaba Avrupa Birliği bir Hıristiyan Kulübü müdür? ve bundan dolayı Türkiye bugün bu birliğe hala alınmamaktadır.?

Büyük Ortadoğu Projesi

Günümüzde de “Şark Meselesi” eski gücünü yitirmekle birlikte yeni projeler ile Türkiye’de ve Ortadoğu’da varlığını sürdürmektedir, yalnız bir farkla ki İngiltere yerini ve rolünü daha etkin olan Amerika Birleşik Devletlerine (ABD) bırakmıştır. Ortadoğu’da bu dönemde ortaya çıkan önemli diğer bir güç ise İsrail Devletidir. Türk Milleti tarafından bilinmelidir ki, ABD ve İsrail Büyük Ortadoğu Projesini beraber yürütmektedirler ve bu projenin yeni hedeflerinden birisi Türkiye’dir.

Yeni Amerika Başkanı ve Ortadoğu Planları

Amerika, Joe Biden ile Donald Trump arasındaki Başkanlık seçim süreci, Amerikan Kongresinin basılması ve devir teslim töreni dâhil geçmiş tarihinde hiç rastlanmamış birçok yeni olaylara sahne olmuştur. Sonuçta Joe Biden seçimleri kazanarak yeni Amerika Başkanı olarak görevine başlamıştır.

Yeni Başkanın göreve başlaması ile birlikte tüm dünya televizyonlarında, gazetelerinde, sosyal medya ortamlarında yeni Amerika dış politikaları nasıl gelişecek haberleri ve yorumları gündemde yoğun olarak yer almaya başlamıştır.

Amerika’ da bulunan Pentagon, Dışişleri ve istihbarat kuruluşları için raporlar hazırlayan RAND Corporation ‘un yeni raporu bu ilk süreçte çok dikkatimizi çekmiştir. RAND raporunda Amerika için dünya güçleri arasında bir denge amaçlanması yani itidalli bir dış politika önermiştir. Raporda Amerika için en büyük tehdit olarak Çin işaret edilerek, Çin’ e karşı Rusya ile işbirliği yapılabileceği önerilmiştir. Ayrıca raporda Amerika için diğer bir tehdit olan İran’ a karşı ise Türkiye, İsrail ve Suudi Arabistan tarafından bir dengenin oluşturulabileceği belirtilmiştir.

Türkiye’ de ise bu süreçte ünlü köşe yazarlarımızın “Yeni Amerikan Başkanı Biden’ in Başkanlığı Türkiye’ yi Nasıl Etkiler ?” konu başlıklı yazıları ile sonrasında eski diplomatlarımız, emekli askerlerimizin ve akademisyenlerimizin yine bu konudaki değerlendirmeleri dikkatlerimizi çekmiştir. Bu kişiler Türkiye adına bazen olumlu bazen Türkiye adına olumsuz görüşleri ortaya koymuşlardır.

Hepimizin bu rapor ve görüşlerden sonra kafalarımızda birçok soru belirmiştir.

  “ Acaba yeni Başkan ile birlikte Amerika’ nın Ortadoğu politikası nasıl olur? “

“  Acaba yeni Başkan ile birlikte Amerika’ nın Türkiye üzerine dış politikaları nasıl gelişir?”

Bu cevap aradığımız sorulara belki Ortadoğu için Amerika’ da yaşanmış bazı tarihi ibretlik olaylar cevap olabilir.

İsrail Devletinin kuruluşu 14 Mayıs 1948’de Tel-Aviv’de toplanan Yahudi Milli Konseyinin yayımladığı bir deklerasyonla ilan edilmiştir. İsrail, tam on dakika sonra Amerika Başkanı Truman tarafından fiilen tanınmıştır. Bu olaydan 69 yıl geçtikten sonra şu anda seçimleri kayıp eden eski Amerika Başkanı Donald Trump,  6 Aralık 2017 günü İsrail’i tanıyan tüm ülkelerin büyükelçileri Tel Aviv’de bulunurken Kudüs ile ilgili;   ‘’Ben artık zamanı geldiğine inanıyorum. Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma vakti artık gelmiştir. Büyükelçiliği Kudüs’e taşıma kararı veriyorum.’’ açıklamasını yapmıştır. Bu açıklama ile Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan tarihteki ilk ülke yine Amerika olmuştur.

Ve tarihler 28 Ocak 2020 yi gösterdiğinde yine Amerika eski Başkanı Donald Trump , İsrail Başbakanı Bünyamin Netanyahu ile Beyaz Saray’da düzenlediği ortak basın toplantısında, ‘’Yüzyılın Anlaşması’’ olarak adlandırdığı  tek taraflı Orta Doğu barış planını kamuoyuna açıklamıştır. Bu plana göre kısaca Kudüs İsrail’in başkenti kabul ediliyor, Filistinli mültecilere dönüş hakkı tanınmıyor ve denizde İsrail’in egemenliği kabul ediliyor. . İsrail Başbakanı Netanyahu ise aynı toplantıda Kudüs’ün İsrail’in başkenti olması konusunda ABD’den onay aldıklarını açıklamıştır.

Amerika’nın Trump’ tan önceki Başkanı Barack Obama da  ‘’Hepimiz İsrail yanlısıyız’’ diyerek bu açıklamaya paralel görüşlere Başkanlık görevinde iken ortak olmuştur.

Kısaca; İsrail’in kurulduğu 1948 yılından günümüze yani 2021 yılına tam 73 yıldır Amerika’ nın İsrail politikası ya da Ortadoğu politikası hiç değişmemiştir. Amerika’nın eski Başkanı Trump’ ın duyurusunu yaptığı  ‘’Yüzyılın Anlaşması’’ aslında yıllardan beri Amerika ve İsrail’ in hiç değişmeyen ve her yıl ilerlettiği Büyük Ortadoğu Projesinin yeni bir aşamasıdır.

Peki Amerika ve İsrail’in Büyük Ortadoğu Projesinin hedefi nedir?

Bu soruya en açık cevap İsrail Bayrağıdır.

İsrail Bayrağı

Bugünkü İsrâil bayrağı beyaz zemin üzerinde üstte ve altta iki mavi çizgi ve bu çizgilerin ortasında altı köşeli mavi Siyon yıldızından oluşur Bayraktaki her imin dînî – tarihî kökenlere dayanan anlamı vardır

Beyaz dünyadır yeryüzüdür Bayrağın ortasındaki altı köşeli yıldız ise Siyon yıldızıdır Filistin’in başkenti Kudüs’te bulunan Siyon Dağı’nda yeniden kurulmak istenen Tanrı Krallığı’nı simgeler Bu yıldızın bulunduğu alan Yahudîler’in vatanı olan Arz-ı Mevud  yani Tanrı tarafından kendilerine vaat edilmiş topraklardır     Arz-ı Mevud’un hudutları Tevrat’ta Nil ile Fırat nehirleri arasındaki coğrafya olarak gösterilmiştir.   ( Tevrat Tekvin Bâb 15 )

Arz-ı Mevud’un yani  Yahudî vatanının sınırlarını ise bayraktaki Siyon yıldızının altından ve üstünden geçen iki mavi çizgi belirlemektedir Bu mavi çizgiler Yahudî topraklarının sınırlarını işaret etmek içindir Bu iki çizgi Nil ve Fırat nehirleridir Kongo ( eski Zaire) Uganda Etiyopya ( Habeşistan ) Sudan ve Mısır topraklarında akan Nil Nehri ile Türkiye Suriye ve Irak topraklarında akan Fırat Nehri’dir

İsrail’in  Bayrağındaki  Hedefleri Gerçekleştirme Aşamaları

1. Dünya Savaşı’nın Ortadoğu yönünden günümüze kadar sürekli rahatsızlık yaratan en önemli sonucu ; Ortadoğu’nun göbeğinde, Filistin’de temelleri I. Dünya Savaşı sonrasında atılmış bir İsrail Devletinin kurulmasıdır..

Sonrasında;
Arap-İsrail savaşları olur, İsrail kazanır.
İran- Irak Savaşı olur, İsrail karlı çıkar.
Suriye’de iç savaşlar olur, İsrail Golan tepelerinin sahibi  olur.
Filistin Kurtuluş Örgütü ile Hamas birbirleri ile savaşır, Filistin zayıflar ve İsrail güçlenir.
Irak’a Amerika müdahale eder, İsrail’in bölgede güvenliği artar.
Barzani 25 Eylül 2017’de bağımsızlık referandumu yapar, bu referandumu Ortadoğu’da sadece İsrail destekler.    PKK/PYD Türkiye’ye karşı ABD ile birlikte taraf olur, İsrail’in eli güçlenir.

Müslümanların en kutsal mabetlerinden olan Kudüs’teki Mescid-i Aksa’da 14 Temmuz 2017 tarihinden beri abluka uygulanır, Müslümanların Cuma namazını kılması engellenir, cami girişlerine metal dedektörler, kontrol noktaları ve kameralar koyarak Müslümanların serbestçe ibadet etmelerini  engellenir.  Bunu bütün dünya Müslümanlarını ve diğer devletleri karşısına alabileceğinden hiç korkmayan bir devlet yapar. Bunu İsrail yapar.

Ortadoğu’da kısaca  İsrail’ in kendi bayrağında simgeleşmiş hedefleri gerçekleşmektedir.

Ancak İsrail bütün bu aşamaları  Amerika’yı arkasına alarak gerçekleştirmektedir.   Amerika’da çıkar gruplarının etkisine,  hem iç hem de dış politikadaki karar alma süreçlerinde şahit olunmaktadır. Bu çıkar grupların en önemlisi Amerika’da yaşayan Yahudi cemaatidir.   Dünyadaki ilk 500 büyük şirketten 244’ü Amerikan şirketidir. Bu şirketler sermayeleri ile Amerika’yı gizlice yönetmektedirler. Bu şirketlerinin sahipleri araştırıldığında ise karşımıza büyük çoğunlukla İsrail oğullarından Yahudiler ya da Museviler çıkmaktadır.

Kısaca; İsrail’in kurulduğu 1948 yılından günümüze Amerika devamlı İsrail’in yanında olmuştur. Amerika’nın  duyurusunu yaptığı  ‘’Yüzyılın Anlaşması’’  aslında   yıllardan beri Amerika’daki Yahudilerin ve İsrail’in hedefi  bayrağında simgeleşmiş büyük İsrail  Devleti’nin kurulmasıdır

Özet olarak;  Amerika ve İsrail’in Büyük Ortadoğu Planı hedefi İsrail bayrağında açıkça simgeleşmiş Nil ve Fırat nehirleri arasındaki bölgeyi ele geçirmek veya kontrol etmektir.

Sonuç

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü(SIPRI)   2011 yılı dünya silah ticareti tablosuna göre; son 200 yıllık dünya tarihi içinde dünyaya silah satan ülke isimleri içinde ABD,  Rusya, Almanya, Fransa ve İngiltere ilk beş içinde yer alıyor. SIPRI’nin en son açıkladığı rapora göre dünyanın şu andaki en büyük silah ihracatçıları sırasıyla ABD, Rusya, Çin, Fransa ve Almanya. Şu andaki dünyadaki silah satışlarının %74’ü bu beş ülke tarafından yapılıyor. ABD’nin küresel silah ticaretindeki payı % 33’ü buluyor. Rusya’nın silah satış pazarındaki payı %23, Çin’in  %6.3, Fransa’nın %6, Almanya’nın payı %5.6.

Son yıllarda Irak’ta, Mısır’ da, Tunus’ da, Cezayir’ de, Fas’ da, Yemen’ de, Bahreyn’ de, Suudi Arabistan’ da, Ürdün’ de, Libya’ da ve Suriye’de olduğu gibi Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki diğer ülkelerde savaşlar ve iç çatışmalar artmıştır. Türkiye’nin de 1984 yılından beri bölücü teröre karşı yoğun olarak uğraştığı İç Güvenlik Harekâtları ve FETO terör yapılanması bu savaş ve çatışmalara birer örnektir.  Aslında bu tür savaş ve çatışmalar tarih boyunca güçlü devletlerin kışkırtması ile hep olmuştur.

Bugün tarih ilminin bizleri aydınlatabildiği büyük devletlerin I. Dünya Savaşı sonrası Osmanlı Devleti  toprak paylaşımı konusunda kendi aralarında anlaşmazlık çıkmasını önlemek için yaptığı gizli anlaşmalardan olan İstanbul(1915), Londra(1915), Syces-Picot (1916), St.De Maurienne (1917) anlaşmalarına benzer bugün hangi gizli anlaşmalar acaba kullanılıyor?

Şark Meselesi takipçileri İngiltere, Fransa, Rusya, Almanya ile Büyük Ortadoğu Planını beraber uygulayan ABD ve İsrail ve de tarih boyunca Türkler üzerine derin hedefleri bulunan Çin, Türk Dünyasını ve Türkiye’yi hiçbir zaman barış içinde bırakmayacağı açıktır.

Haydi artık önce “Yurtta Sulh Dünyada Sulh” diyerek  küresel güçlere dur deme ve tüm dünyaya barış için örnek olma zamanı gelmiştir..
Haydi önce Türkiye ve Azerbaycan ya da Azeri kardeşlerimizin ifade ettiği Bir Millet iki kardeş Devlet olarak Ermeni Meselesinde başardığımız gibi bu işbirliğini örnek alalım.
Haydi sonra sömürüye karşı tüm Türk Dünyasının barış içinde yaşaması için Türk Birliği kuralım.
Haydi sonsuza kadar Türk Dünyası ve Türkiye olarak hep beraber  “Ne Mutlu Türküm Diyene” diyerek kardeş olmaya ve barış içinde yaşamaya devam edelim.

Sözün sonu Türkiye ve Türk Dünyası’nın barış içinde ve bağımsız devletler olarak kalabilmesi için en isabetli karar artık birleşmektir.

Tuğtigin ŞEN

Emekli Albay/Araştırmacı

KAYNAKLAR
Şark Meselesi konu başlığı için aşağıdaki kaynaklardan istifade edilmiştir.
Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, Nizam-ı Cedit ve Tanzimat Devirleri(1789-1856),c.V., Ankara 1961, s.203-204;
Nejat Göyünç, “Lausanne Antlaşması Arefesinde Bir Avusturyalı Diplomatın Düşünceleri”,  The Journal of Ottoman Studies, II.,İstanbul 1981, s.226
Selçuk Ünlü, “Avusturyalı Diplomat Anton Von Prokesch-Osten (1795-1876) ve Türkiye”, Türk Dünyası Araştırmaları, S.:33, İstanbul 1984, s.57
İsmail Soysal, Fransız İhtilâli ve Türk- Fransız Diplomasi Münasebetleri (1789-1802), Ankara 1964, s.36-37
Bayram Kodaman, Ermeni Macerası ( Tarihi ve Siyasî bir değerlendirme), Isparta 2001, s.26-31
Albert Sorel, Meseley-i Şarkiyye, çev: Yusuf Ziya, İstanbul 1911, s.6
Erol Manisalı, Avrupa Çıkmazı, İstanbul 2003, s.21-23
Bayram Kodaman,Sultan II.Abdülhamit Devri Doğu Anadolu Politikası, Ankara 1987,s.105-116, s.157-159
Anonim, ’’Türk Milli Bütünlüğü İçerisinde Doğu Anadolu’’,Türk Kültür Araştırmaları Enstitüsü Yayınları, Yayın No:56,Ankara 1986,s.157-159
Veli Yılmaz, Siyasi Tarih, İstanbul 1998, s.154-155
Mim Kemal Öke, Şark Meselesi ve II. Abdulhamit’in Garp Politikaları(1876-1909), İstanbul 1982,s.253
Bilal N. Şimşir, ‘’Ermeni Propagandasının Amerika Boyutu Üzerine’’, Tarih Boyunca Türkler’in Ermeni Toplumu ile İlişkileri Sempozyumu, Ankara 1985, s.93-94
Büyük Ortadoğu Planı konu başlığı için aşağıdaki kaynaklardan istifade edilmiştir.
A.R.Taylor, The Zionist Mind: The Origins And Development Of Zionist Thought, The Institute For Paletsine Studies, 1974
Bill Keller , ‘’Supporters of Israel, Arabs Vie for Friends and Influence in Congress, at White House’’ Congressional  Quarterly Weekly Report, Vol:39, No:34 April 22 1981
Cloyd P. Gartner, History Of The Jews In Modern Times, Oxford University Press, Oxford, 2001
Fahir Armaoğlu,  Filistin Meselesi ve Arap İsrail Savaşları, Ankara,1989
Hedrick Smith, The Power Game: How Washington Works, New York: Ballantina Books,1989 J
Jacques R.Risler:  Çağdaş İslam Dünyası (Çev.Nihal ÖNOL), İstanbul ,1974
The Esco Foundation For Palastine, Inc, Palestine ’’ A Study of Jewish, Arab And British Policies’’, Yale University Press, New Haven, Vol.I. 1947
DİNİ KİTAPLAR
Tevrat  Tekvin  Bâb 15
Kur’an-ı Kerim ,    Hicr Süresi 4 ve 5. Ayetleri
TEZLER
Zenife Umerova , ‘’Yahudi Lobisinin ABD İçindeki Konumu ve Ortadoğu Politikasındaki Rolü’’, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslar arası İlişkiler Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Ankara,2006
DERGİLER
Duncan L.Clarke, ‘’US Security Assistance to Eypt and Israel: Politically Untouchable?’’ The Middle East Journal, Vol, 51, No.2 ,Spring 1997
GAZETELER
Financial Times,  27 Ocak 1999
The Washington Post  26 Eylül  1991.  Charles R.Babcock,  ‘’Israel’s Backers Maximize Political Clout’’yazısı
Habertürk Gazetesi, 31 Ağustos 2015
Sözcü Gazetesi,9 Aralık 2015
Posta Gazetesi, 28 Şubat 2016
Yeniçağ Gazetesi, 7 Aralık 2017
Yeniçağ Gazetesi, 22 Haziran 2015
Hürriyet Gazetesi,15 Mayıs 2018

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP