DOLAR 9,53030.28%
EURO 11,10440.17%
ALTIN 546,100,20
BITCOIN 597594-1,58%
Isparta
14°

AÇIK

05:50

İMSAK'A KALAN SÜRE

TÜRK VE AT
27 okunma

TÜRK VE AT

ABONE OL
18 Eylül 2021 16:24
TÜRK VE AT
0

BEĞENDİM

ABONE OL

“Ve ma tevfîkî illa billah aleyhi tevekkeltü ve ileyhi ünîb”
(Başarım ancak Allah’tandır, O’na güvendim; O’na yöneliyorum.)

Bu millete en büyük kötülüğü atlarını ellerinden almakla yaptılar. At, Türk’ün sadece bineği değil aynı zamanda en yakın dostu, hayatının vazgeçilmez parçasıydı. Savaşırken, cirit/çevgen oynarken, gelin alırken, Orta Asya’nın nihayetsiz bozkırlarında dolaşırken, göç ederken, ölürken Türk’ün yanında hep at vardı. Türk atla doğdu, atla yaşadı, atla öldü, atla gömüldü, atla dirildi çünkü at, alpin hem bu dünyada hem de ahiretteki yoldaşıydı.

Orta Asya’dan Anadolu’ya, Anadolu’dan Batı’ya yapılan bütün göç ve seferlerin en büyük kahramanı oydu. Büyük göçte Türk’ü taşıyan, Orta Asya’da kalanları kuraklık ve kıtlık döneminde doyuran da oydu. At binek, sırdaş, arkadaş, armağan, kurban; eti, sütü, derisi en makbul olandı.

Türklerde devlet at üstünde kurulup at üstünde yönetildi. Türk medeniyeti at üstünde yaşatılıp Türk kültürü ilden ile at üstünde taşındı. Efsanelerimizde ‘Türk’ün gökten atla indiği’ anlatıldı. Dede Korkut Destanı’nda geçen ‘Er atıyla, kuş kanadıyla uçar.’ ve ‘Yayan erin umudu olmaz.’ sözleriyle dile getirilen, atın bir erin hayatının en vazgeçilmez unsuru olduğuydu.

Atın rengine don adı verildi. Yelesinin, gövdesinin ve kuyruğunun rengine göre kimine yağız(kara) kimine ak, doru, kula, kır, boz, ahreç denildi. Atın donu, alnındaki ve bacağındaki lekelerin rengi, şekli halk arasında pek çok inanışın ortaya çıkmasına ve kuşaktan kuşağa aktarılmasına sebep oldu.

Kazak Türkleri atın rüzgardan yaratıldığına, Azerbaycan Türkleri ise at soyunun Aras’tan çıkan iki aygırdan türediğine inandılar.

Oğuz Kağan’ın Alaca At’ı, Kül Tigin’in Alp Salçı’sı, Alpamış’ın Bayçipar’ı, Er Töştük’ün Çal Kuyruk’u, Edige’nin Timçavar’ı, Er Manas’ın Akkula’sı, Köroğlu’nun Kırat’ı ve daha niceleri vardı.

Fatih Sultan Mehmet, geciken fethin sabırsızlığıyla atını denize sürüp “Ey Konstantiniye! Ya sen beni alacaksın ya ben seni…” diye haykırdı. Yavuz Sultan Selim ‘geçilemez’ denilen Sina Çölü’nü atının üstünde on üç günde aştı.

At binmek ayet ve hadis-i şeriflerle de Müslümanlara tavsiye edildi. Türk’ün hayatında İslamiyet’in kabulünden önce çok geniş bir etki alanına ve değere sahip olan at, İslamiyetle birlikte gücünü ve tesirini pekiştirdi.

“Atlar, Allah’ın, yani Allah bize at yetiştirmeyi emrediyor, övdüğü hayvan. Ve insanlar at yetiştirir diyorlar. Hayır, atlar insanları yetiştirir. Yani insanlar atlarla kurdukları münasebet dolayısıyla daha üstün bir ruhî meziyet sahibi olurlar.” diyor İsmet Özel, bunun üzerinde de düşünelim.

“At, benim gözümde, eserimde buram buram tüttüğü gibi, insan ruhundan yere damlayıp şekillenmiş ve sonra insanı sırtına almaya gelmiş bir müjdecidir: Zafer, fetih ve asalet müjdecisi…” diyor Necip Fazıl, ne derin mânâ…

Neydi o hikâye? Ya Tahammül Ya Sefer! Atların gitmesiyle sefer bitti, bizim payımıza da tahammül düştü. Türk’ün yitip giden savaşçı ruhu, atların hayatımıza yeniden girmesiyle bedenlerimize dönecek ve böylece her kurgandan yeniden dirileceğiz.
Atila YILDIRIM

 

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

300x250r

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.