DOLAR 18,5039 -0.02%
EURO 18,1433 -0.12%
ALTIN 987,780,00
BITCOIN 357325-0,74%
Isparta
25°

PARÇALI BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

VEFALI TÜRK GELDİ YİNE

VEFALI TÜRK GELDİ YİNE

ABONE OL
31 Ocak 2022 16:54
VEFALI TÜRK GELDİ YİNE
0

BEĞENDİM

ABONE OL

“İdlib’in soğuğu bildiğimiz soğuk, İdlib’deki fakirlik bildiğimiz fakirlik degil.” Bir süredir o coğrafyaya gidip gelen ağabeyin sesi odanın sessizliğine karışıp kayboluyor.

Devam ediyor: “Kaldıkları çadırlar, insanları soğuktan korumaktan çok uzak. Bir kısmı zeytin ağaçlarının dalları arasına gerdikleri brandaların altına sığınıyor. Çocukların sırtındaki atletler yırtık, hemen hiçbirinin ayağında çorap yok. Kiminin ayağında basit terlikler var, kimininkinde o da yok. Onlara yardım götürmek için giden bizim gençler o çocukların karşısında kendilerini soğuktan koruyan kalın kıyafetlerinden, çoraplarından, botlarından utanıyorlar.”

Yine derin sessizlik… Dışarıda kar yağıyor. Çaylarımızdan odanın sessizliğine yaraşır sessizlikte yudumlar alıyoruz. Bardağı avucumda sıkıyorum, çayın sıcağı ruhumun dolaştığı coğrafyanın soğuğundan utanıyor.

Herkes kaderinde kendisine yazılmış olan rolün oyuncusu, herkes hakkında takdir edilenin peşinde, herkes kendine biçilenden payını alma arayışında. Coğrafyanın kaderimiz olduğu doğru. Doğduğumuz, doyduğumuz, öldüğümüz hat çizilmiş. Rayların üzerinde giden trenin dönemeçlerde sağa sola salındığı kadar hareket kabiliyetimiz var kader karşısında. Mutluluk ve neşe Olimpos; hüzün, gözyaşı, tahammül Hira Dağı’nın çocuklarının bahtına düşen. Sabır ve tahammül iman sahiplerinin hasleti. Çünkü İslam gariplerin dini, dünya Müslüman için pek de kıymetlendirilecek bir şey değil.

“Türkleri çok seviyorlar; Osmanlıyı, Türkiye’yi…” Odanın sessizliğini bölen sesle düşüncelerimden sıyrılıyorum. Uzun zaman önce okuduğum, 1. Dünya Savaşı’ndan sonra Suriyelilerin Türkiye’den kopmak istemediklerini, Ankara’dan Fransızlarla mücadele etmek için silah istedikleri bilgisini veren makaleyi hatırlıyorum.

Haberlerde, sosyal medyada sıkça karşıma çıkan Suriye’nin üşüyen çocuklarının görüntüleri film şeridi gibi geçiyor gözlerimin önünden. Çoğu zaman kaçamak bakışlarla baktığım görüntüler… Sadece İdlib’den değil Efrin’den, Cereblus’tan, Azez’den…

Suriye’deki kamplarda durum böyle. Pekiyi Suriye’de yaşananların Türkiye’deki etkileri nasıl? Bu iç acıtan durumun ancak reel çözümler üretilerek asgari zararla atlatılması mümkün.

Türkiye’de mülteci meselesi ciddi bir sorun. Türkiye dünyada en fazla sayıda mülteciye ev sahipliği yapan ülke. Birleşmiş Milletler Mülteci Örgütü verilerine göre yaklaşık 3,6 milyon kayıtlı Suriyeli mültecinin yanı sıra 320 bin civarında da diğer uyruklardan olan insan bulunuyor ülkemizde. Geçici koruma altındaki 3,6 milyon Suriyeliye ek olarak oturma izni ile Türkiye’de yaşayan ve vatandaşlık almış Suriyeliler de var. 2019 yılı itibariyle Türkiye’de doğan Suriyeli bebek sayısı 450 bin civarında. Suriyelilerin sadece %1,4’ü kamplarda yaşıyor, %98,6’sı ise şehirlerde. Bazı illerde nüfusun %20’si, hatta %40’ı Suriyelilerden oluşuyor. Barınma, iş, sosyal hayat, ekonomi, eğitim, sağlık gibi pek çok alanda yüzlerce problem yaşanıyor. Bu insanları ortada ciddi bir göç politikası olmadan iskan etmek, ülkeye ‘oldu bitti’ tavrıyla kabul edip kendiliğinden bir birlikte yaşama kültürü geliştirilmesini beklemek onlar için de bizim için de pek çok zorluk ve anlaşmazlığı beraberinde getirdi. Zira söylendiğinin aksine ne biz tam anlamıyla ‘ensar’ ne de onlar tam olarak ‘muhacir’ vasıflarına sahibiz. Süreç son derece kontrolsüz, denetimsiz ve yanlış yönetildi. Yaşadığımız çevreden, ülke genelinden bu olumsuzluğu yansıtan binlerce örnek sıralamak mümkün.

Bir bölgede yaşayan hayvan veya bitki çeşitliliğine müdahele edilirken, bunlarla ilgili düzenlemeler yapılırken bile doğal hayatın yapısı ve akışı gözönünde bulundurularak hesaplama ve planlamalar yapılıyor. Söz konusu “insan” olduğunda çok ciddi çalışmaların yapılması beklenirdi.

İnsanların belli bölgelerde ilk olarak can güvenlikleri sağlandıktan sonra vasıfları, eğitim durumları, kültürleri, meslekî donanımları, sosyal hayatları, inançları, değerleri gibi onlarca unsur dikkate alınarak bir iskan politikası uygulanmalıydı. Hatanın neresinden dönülürse kârdır. Türklerin ve mültecilerin tedirginliğini ortadan kaldırmak; karşılıklı uyum, hoşgörü ve anlayış içinde yaşayacakları şartları sağlamak zor olsa da henüz imkansız değil.

Yüzyıllar boyunca bulunduğumuz zor coğrafyanın külfetini yaşadık. Avrupa devletlerinin, ABD’nin, Rusya’nın bölgede attığı her muhteris ve yanlış adımın ceremesini biz çektik, bedelini biz ödedik. Bu durum bugün de böyle yarın da böyle olacak.

Türk her zaman vefalı ve merhametli. Türkiye daima mazlumun sığınağı. Böyle de kalmalı. Mazlumları korumak için evvela Türkiye’ye sahip çıkılmalı.

Sevgi YILDIRIM

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP