Yazı Detayı
21 Kasım 2020 - Cumartesi 13:04
 
BAYILANA LİMON...
Mehmet Uygar KELEŞ
mehmetkeles@medyavatan.com
 
 

Hollywood'un, erkeklerinin kalbini çarptıran güzellerinden Gina Lollobrigida, şöhretinin zirvesindeyken memleketi İtalya'ya tatile gitmiş. Yolda onu gören yaşlı bir İtalyan kadın; " Kızım sen çok güzelsin.” demiş heyecanla. “Ben senin yerinde olsam hemen Amerika'ya gider artist olurdum."

Gina, tebessümle cevap vermiş;

"Teyzeciğim benim adım Gina Lollobrigida!"

" Olsun kızım üzme kendini" demiş yaşlı İtalyan kadın

" Onlar istedikten sonra sana güzel bir isim bulup yine de yıldız yaparlar."

 

***

 

Bu hikâye nerden geldi aklıma diye soracak olursanız; son zamanlarda ofis arkadaşlarımdan birisinin sürekli eski bir İbrahim Tatlıses şarkısı çalıp durması mı, yoksa son günlerde bazı tweetlerde veya yazılarda tekrar Tatlıses haber ve yazılarını tekrar görmem mi bilmiyorum. Bir dönem Türk müziğine damgasını vuran o malum ismi de oldum olası sevemedim.

 

Özellikle radyo günlerimde ve sonrasında organizasyon işimde, hayat bana da bazı şöhretli isimlerle tanışma fırsatı vermişti. Hani Aşık Veysel;

"Güzelliğin on para etmez. Bu bendeki aşk olmasa!" demiş ya, bu isimlerden bazılarının da güzelliği on para etmezdi. Tabii bu kadar şöhretli isimleri olmasa.

Bazıları ise isimleri ne olursa olsun gerçekten güzellerdi, yakışıklılardı.

 

***

 

Temel'e sormuşlar;" Güzellik mi istersin yoksa aptallık mı?"

" Aptalluk isterum." demiş "Çünkü güzelluk geçicidur!"

 

***

 

Gina Lollobrigida, aptallığı seçmediği için, yaşlanınca onca parasına rağmen 10 katlı ve asansörsüz bir apartmanın son katına taşınmış.

Sebebini soranlara;" Ne yapayım? " diyormuş;” Artık erkeklerin yüreğini ancak böyle çarptırabiliyorum."

 

***

 

Bir film çekeceksiniz, güzellik ve yakışıklılığı belki önemli olabilir. (Kaldı ki bunun tam tersini gösteren onlarca sanatçı da vardır.) Ama eğer istediğiniz aşksa, güzellik ve yakışıklılık ikinci planda kalır.

 

Büyük Usta Nazım Hikmet;

"Bütün iş Tahir ile Zühre olabilmekte, yani yürekte!" diye boşuna söylememiş.

O yüzden aşk, fizik değil yürek işidir.

 

***

 

Ben ve şiir son zamanlarda yan yana aynı cümle içinde kullanmak değil, aynı paragrafta bile komik duruyor. Ama eskiden öyle miydi? Ne şiirler yazardım. Gerçi şiiri yazana değil yazdırana bakmak daha doğru bir karar diye üstatlar boşuna söylememiş.

 

Sanırım o eski aşklar, o eski sevgiler ve sevgililer kalmamış…

 

***

 

Temel'le Fadime, 50. evlilik yıldönümlerini kutlamak için, balayını geçirdikleri otele gitmişler. Aynı odayı tutmuşlar. İlk geceki gibi yemeklerini odalarına söylemişler.

 

Fadime " Hadi sevgilum!" demiş "İlk gecemuzdeki gibi yemeğimizu çırulçiplak yiyelum."

Bir iki lokma yedikten sonra Fadime;

“Uy Temel! Pen, bu gece de ilk gecemuzdeki o sıcaklığı kalbimde hissedeyrum. Pu da peni çok heyecanlandirayi." demiş "Söyle pu aşk değulde nedir? Söyle sen da aynu şeyleri hissedey misun ?"

 

"Hayır!" demiş Temel soğuk bir sesle " Pu aşk filan değildur. Heyecanlanma sebebun, göğsünde sıcakluk hissetmen, sıcakliğu hissetme sebebun de sol memenun çorba kâsesine girmesu!"

 

***

 

Siz bakmayın Temel'e. Hangi yaşta olursanız olun, kalbinizde sevginin sıcaklığını her zaman hissedebilirsiniz. Çünkü bazı bölgelerinize kan gitmese bile yaşadığınız müddetçe kalbinize kan mutlaka gider.

 

Yeter ki sizde sevmeyi bilecek bir yürek olsun.

 

Eskiye özlem sadece sevgi konusunda değil elbette…

 

***

İki Konyalı Antalya’ya tatile gitmişler. Hava o kadar sıcakmış ki bir yerde oturup birer gazoz içmeye karar vermişler.

Biri güzel garson kızları görünce siparişi verecek arkadaşını uyarmış; “Len oğlum! Siparişi virirken K ile G’yi diggatli gullan da Gonyalı olduğumuzu anlamasınlar!”

Uyarıyı alan arkadaşı siparişi vermiş;

“Karson hanım bize iki Kazoz”

 

***

 

Bakın şimdi, tam şu anda çok daha komik bir gazoz fıkrası daha geliverdi aklıma.

Bugün parayla oynayan Erdoğanlardan biri bir gün (Bilal);

“Çocukluğumuzda fakirlikten top alacak paramız yoktu. GAZOZ KAPAĞI ile top oynardık." demiş.

 

Biz çocukluğumuzda çok daha zenginmişiz. Aramızda para toplar 2,5 liralık plastik toplardan alırdık. Yani 10 çocuk 25’er kuruş verdik mi topumuz hazır olurdu ve maçımızı yapardık.

Hatta bazen gazozuna maç bile yapardık.

Ne büyük servetimiz varmış meğer.

Sonradan göstermelik maçların adı oldu Gazozuna Maç.

 

***

 

Sayın Cumhurbaşkanımız ne zaman;” Demokrasi, Hukuk, Adalet!” dese saf saf, acaba bu kez samimi mi diye düşünmeden edemiyoruz.

 

Ama her seferinde görüyoruz ki hepsi göstermelik, hepsi gazozuna.

 

***

 

Son olarak Hukuk Reformundan bahsettiler. Reformları ilk ürününü vermiş ve Sayın Ekrem İmamoğlu’na Kanal İstanbul’a karşı afiş astı diye soruşturma açmışlar.

 

Yetmedi; İzmir’de de belediye başkanlarına depremle ilgili açıklama yasağı getirmişler.

Sayın Süleyman Soylu da içi kan ağlayarak olayı açıkladı;” Vallahi yasalar böyle! Yoksa hiç soruşturma açar mıyım? Değiştirin yasaları açmayayım.”

 

***

 

Sayın Soylu çok doğru söylüyor.

Yasaları değiştirmemiz gerek.

Başkanlık sistemini değiştirmemiz gerek.

Bunun için de mutlaka iktidarı değiştirmemiz gerek.

 

Çünkü

“Çocukluğumuzda fakirlikten top alacak paramız yoktu. GAZOZ KAPAĞI ile top oynardık." diyenler önce parayla oynamaya başladılar sonra vatanın ve milletin kaderiyle.

 

***

 

Bazılarına fazla yetki vermek, elinde gazozla dolaşan Nuri Alço’ya viagra vermek gibidir!” diye bir söz var, kimin dediği önemli değil…

 

Nuri Alço’nun eline viagra ve gazoz vermek tehlikeli de peki, İstanbul’da Formula 1’de şampiyon olan yarışmacının eline şampanya yerine GAZOZ vermeye ne demeli?

 

***

 

Eskiden mahallelerimizde ağır abiler vardı. Mahallede haksızlığa uğrayana, dara düşene yardım elini uzatırlardı. Şimdi onları çukurda görüyoruz. Bu öyle bir çukur ki…

 

***

 

Temel’i; “Seni hem koruyacağız hem de estetik ameliyatla tanınmaz hale getireceğiz.” diye ikna edip büyük bir mafya babasının aleyhine tanıklık yapmaya ikna etmişler.

 

Tanıklıktan sonra ameliyat için hastaneye yatmış Temel. Ancak, doktor kılığına giren mafya üyeleri gerçek doktorlardan önce gelip Temel’in ağzını burnunu dağıtmışlar.

 

Zar zor lavaboya kadar giden Temel, ayna da suratının halini görünce; “Çok şükür!” demiş “Hiç değilse verdukleri sözün yarisinu tuttular. Koriyamasalar da yüzüm gerçekten tanunmaz hale geldu.”

 

***

 

Mafya, fıkrada bile insanın gözüne, kulağına hiç hoş gelmiyor.  Hele gerçek yaşamda olunca... Mafya denilince akla öncelikle Gina Lollobrigida’nın memleketi ve özellikle Sicilya gelir.

 

Ama işin yerli ve milli kısmı da var.

 

Yerli ve milli mafya denildi mi akla gelen iki isimden biri Alaaddin Çakıcı’dır.

 

İşte bu isim Türkiye Cumhuriyeti Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanını tehdit etme cüretini gösteriyor.

 

İşin daha da vahimi Devlet Bahçeli; “Kamalı da zeybek vuruldu, Çakıcı’ya sözüm yok!” tadında bir açıklama yapıyor. Açıklamasında Çakıcı’ya toz kondurmayan Bahçeli;” Ülküdaşım Alaattin Çakıcı’ya mafya bozuntusu demek, yeraltı dünyasının karanlık yüzü suçlaması getirmek müfterilik, seviyesizlik, rezilliktir. “diyerek Sayın Kılıçdaroğlu’na veryansın ediyor.

 

Dün Recep Tayyip Erdoğan’a ağza alınmayacak sözlerle saldırırken bugün en büyük alkışlayıcısı ve destekçisi olan Devlet Bahçeli ise zaten çoktan tanınmaz hale gelmişti.

Devlet Bahçeli bir de;” Cumhurbaşkanlığı Sistemi Türkiye’nin aradığı ve ihtiyaç duyduğu tarihi bir yönetim reformu olarak devrededir. Sağlam ve sağduyulu hamlelerle muhteşem bir kalkışın yaşanacağını düşünüyorum!” buyurmuşlar.

 

***

 

Devlet Bahçeli şunu bilmeli ki; bu saatten sonra Türk Milleti için yapacakları en hayırlı kalkış Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte oturdukları koltuklarından yapacakları kalkış olacaktır.

 

Çünkü artık sayelerinde;

Türkiye Cumhuriyeti gerçekten tanınmaz hale geldi.

 
Etiketler: BAYILANA, LİMON...,
Yorumlar
Haber Yazılımı