Yazı Detayı
01 Ekim 2020 - Perşembe 20:03
 
BİR VARMIŞ, BİR YOKMUŞ....
Tuba YALÇIN ÇELİK
tyalcincelik@medyavatan.com
 
 

 

"Her nefis ölümü tadacaktır." Âl-i İmran, 3/185; Enbiyâ, 21/35; Ankebut, 29/57

            Kelam-ı Kadim'in üç suresinde "her ruhun ölümü tadacağını" bildirmiş yüce Yaratan bize. Biliyorum, sevimsiz bir konu hepimiz için ama bugün ben bu konu üzerine bir yazı yazmak istedim. Konu seçimimde; 23 Eylül 2020 Çarşamba günü ruhunu teslim edip, 24 Eylül 2020 Perşembe günü defnederek Rabbine uğurladığımız büyükannem (babaannem)’in vefatını, "söz uçar, yazı kalır" düsturu üzere, tarihe not düşmek istememin payı büyük elbette.

            Geçen hafta biz onu toprağa verdik ama öleli çok zaman olmuştu açıkçası. Bu da ne demek, diye düşünebilirsiniz. Yaklaşık üç yılı aşkın süredir yatalak ve günden güne kötüye giden Alzheimer hastalığı; onu yaşıyor hükmünde saymadı maalesef. Küçük yaşlarda geçirip, tüm hayatını etkileyecek oranda kalıcı hasar bırakan ortopedik rahatsızlığı da cabası.

            Bakmayın siz konunun dillendirilmesinin keyifsiz olduğuna. Büyükannem dünya tatlısı bir kadındı, düşündüğümde sevimsiz bir tane bile anım olmayan, baldan tatlı diliyle örnek bu hatuna kayıtsız kalmak, o güzel ve bonkör, bizlere daima sevgi dolu yüreğine ihanet olurdu, diye düşünüyorum.

            Düşündükçe insanın yüzünde kocaman bir gülümseme bırakan bu güzel kadınla çok güzel anılarımız var. Ben bu anılardan bahsedip, onu bu güzelliklerle yeniden anmış olmak istiyorum.

            Büyükannemi yüz olarak Canan Karatay Hocaya çok benzetirim. Benzeyen tek yönleri, o hep tebessüm eder ifade ile bakan sevimli yüzleri olsa gerek. En büyük farkları da Canan Hoca şekerden nasıl nefret ediyorsa, büyükannemin o nefret oranında şekeri sevmesi, hatta şekerle "aşk" yaşaması... Sağlıklı vakitlerinde ceplerine şekerleri doldurur, birer ikişer ağzına atar, bizlere de ikram etmeyi asla ihmal etmezdi. Bilhassa limonlu akide şekerine bayılırdı. Hatta çocukluğumdan kalma bir anımı paylaşmak isterim ki bu "aşk" daha net anlaşılsın. Bizim memlekette Kale Aile Çay Bahçesi vardır, kadınlar kek, börek, çörek, kete yapar bizleri yani çocuklarını da alıp, büyük bir semaver sipariş ederek "tebdil-i mekânda ferahlık vardır" kabilinden iki muhabbetin belini kırarlar, bizlerde koşar oynar, güncel tabir ile enerjimizi atardık. Yine böyle bir gün garson, siparişimiz olan semaveri getirene kadar, büyükannem şekerlikteki küp şekerleri dibine indirmişti de uzun yıllar gülerek tekrar tekrar hatırlamamıza, şeker aşkının sık sık dillendirilmesine vesile olmuştu.

            Okumayı yeni söktüğüm vakitlerdi belli ki, aşı olduğumdan dolayı o gün okula gitmemiştim. Annem hep temizlik, yemek v.s. işlerle uğraştığından, diğer kardeşlerde okulda olduğundan, evde yalnız kalıp canım sıkılınca, aşağı kata yani büyükannemin yanına kalınca da bir kitap alarak gittim. Çin işkencesi gibi düşünsenize, yalnızca namaz vakitlerinde mola vererek akşama kadar o kitabı hece hece büyükanneme okuduğumu, yüzümü kaplayan koca bir tebessümle hatırlarım. Çıtı çıkmadı, yeter bile demedi, nasıl bir sabırla dinledi hala hayret ederim...

            Büyükanne dediğimizde "canım" demesi, "büyükannesi kurban olsun”, "canımın içiii içiiii, ciğerimin köşesiii" demesi, "yesene hadi bir tane daha ye, bir bardak daha iç, siz gençsiniz eritirsiniz, dişiniz keserken yiyin yavrum" tarzı yedirme-içirme ve ikram etme ısrarları, önce diliyle, sonra ikramlarıyla gözümüzü gönlümüzü doyurması ve daha nice iltifatlarını unutmak mümkün değil.

            Bizlere büyük bir özenle ve güzellikte örüp giydirdiği muazzam kazaklar, hırkalar, süveterler ve hatta pantolonları, emsali olmayan bir şaheser olarak hala hatırlıyorum. Neyse ki elini Naciye Halama vermiş. Şimdi o sağ olsun, elleri dert görmesin hepimizin çocuklarına muhteşem örgüler örüp, beziyor. Dünyanın en kallavi markası bile bahse konu emsalsiz örgüleri imal edemez, bu derece de iddialıyım biline...

            Bedenlerimiz ölüp gidecek, aslolan yüzlerde tebessüm, gönüllerde dua ile anılarak ruhumuzu yaşatmak olsa gerek. Şairin de dediği gibi "Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş..."  İşte bir ömürlük hikayen "bir varmış, bir yokmuş..."

            Dünyaya güzellikler bırakarak gidenlerden, güzel hatırlananlardan ve hayır ile yad edilenlerden olmak duası ile. Büyükannem nezdinde tüm geçmişlerimize birer Fatiha hediye edelim, olmaz mı? Esen kalın efendim. Baki selam ve dua ile...

           

             

           

 
Etiketler: BİR, VARMIŞ,, BİR, YOKMUŞ....,
Yorumlar
Haber Yazılımı