Yazı Detayı
03 Nisan 2021 - Cumartesi 11:48
 
== EN SEVGİLİYE BENZEMEK (2) ==
Erdal SADİ
 
 

 == EN SEVGİLİYE BENZEMEK (2) ==

 

Seven sevdiğine itaat eder ve kişi ne kadar seviyorsa ondan o kadar bahseder

 

“ Men e habbe şey ’en eksera zikrahû “

 

Bu hadisi nebevî, işte bu hakikati ortaya koyar

 

Büyük velilerden ve Kadınlık aleminin sultanlarından olan Râbiatül adeviyye Hazretleri’nin yanında bulunanlardan birisi dünyayı sürekli zemmediyordu (kötülüyordu) mübarek veli ona buyurdu ki:

 

“Sen dünyayı ne kadar çok sevdiğinin farkında mısın? “

 

Adam şaşırdı “Nasıl olur efendim, baksanıza sürekli onu kötülüyorum “

 

“Eğer sen dünyayı çok sevmemiş ve kalbini ona bağlamamış olsaydın, velev ki kötülemek için dahi olsa ondan bu kadar bahsetmezdin “buyurdu.

 

Bizler, her şeyden çok sevdiğimizi iddia ettiğimiz mübarek Peygamberimizi acaba ne kadar anıyoruz, ondan ne kadar bahsediyoruz ve ona günde kaç kere salavat okuyoruz?

 

Gönüller sultanı efendimizin (sallallahu aleyhi vesellem) yolundan gittiğimizi söylüyoruz fakat yaşantımız acaba ne kadar onun yaşantısına benziyor?

 

Anam Babam sana feda olsun Ya Resulullah diyoruz ancak, onun sünnetlerini icra etmek adına acaba nelerden vazgeçebiliyor ve neleri feda edebiliyoruz?

 

Bu hafta, Sevgililer sevgilisini daha iyi tanımak ve En Sevgiliye benzeyebilmek adına, her bireri Ab-ı Hayat gibi değerli ve kıymetli olan mübarek sünnetlerinden 50 tanesini sizlerle paylaşıyorum ve İnşâAllâh hayatımıza geçirebilmek ümidiyle diyorum;

 

- Birisiyle Musâfaha ettiğinde karşısındaki kişi elini bırakmadıkça bırakmazdı

 

-Yolda yürürken sağa sola bakmaz önüne bakarak yürürdü

 

-Biri seslendiğinde sadece yüzüyle değil bütün vücuduyla ona doğru dönerdi

 

-Meşru bir davet olduğunda mutlaka icabet ederdi

 

-Güzel koku kullanmayı çok severdi

 

-Yapacağı işlerde istişareye çok önem verirdi

 

-Anlamı güzel olmayan isimleri güzel anlamlı isimlerle değiştirirdi

 

-Aksırdığında eliyle veya elbisesinin kenarıyla ağzını kapatırdı

 

-Dargın olanları barıştırırdı

 

-Sofrasına davet ettiği insanlarda zengin-fakir ayırt etmezdi

 

-Tamamen doymadan sofradan kalkardı

 

-Verdiği sözü yerine getirir ve randevularına mutlaka vaktinde giderdi

 

-Yeni bir elbise aldığında onu ilk, cuma günü giyerdi

 

-Bıyıklarını kısaltır, sakalını ise uzatırdı

 

-Tırnaklarını perşembe veya cuma günleri keserdi

 

-El tırnak kesimine sağ işaret parmağından, ayak tırnak kesimine ise sağ serçe parmağından başlardı

 

-Misafirliğe gittiği evin, aile fertlerine dua ederdi

 

-Yeni doğan bebeğe hurma veya tatlı bir şey ağzında çiğneyerek tattırırdı

 

-cuma günleri gusül alır ve vücut temizliği yapardı

 

-Kapı çaldığında açmadan önce saçını, sakalını ve elbisesini düzeltirdi

 

-Gelen misafir kendinden küçük dahi olsa ayağa kalkarak onu karşılardı

 

-Misafirden önce sofradan kalkmazdı

 

-Misafiri kapıya kadar uğurlar ve

“TEKRAR BEKLERİZ “derdi

 

-Kimsenin ayıbını yüzüne vurmazdı

 

-Yolda arkadaşlarıyla birlikte yürürken onlardan geride yürürdü

 

-Bir eve gittiğinde kapıyı çaldıktan sonra yüzünü kapıya taraf dönmez sağına veya soluna dönerek beklerdi

 

-Şaka yapmayı severdi fakat şakalarında asla YALAN olmazdı

 

-Bir meclise gidecekse öncesinde soğan veya sarımsak yemezdi

 

-Öğleden önce Kay lüle uykusu uyurdu

 

-Yüzüğünü bazen sağ bazen de sol eline takardı

 

-Hacamat yaptırır ve ümmetine tavsiye ederdi

 

-Saçların bir tarafının kesilip bir tarafının fazla bırakılmasını yasaklardı

 

-Namazdan sonraki Tesbîhâtını sağ parmaklarının boğumlarıyla yapardı

 

-Yolda gördüğü zararlı şeyleri kaldırırdı

 

-Namaz için mescide gittiğinde koşmazdı (Mekruhtur)

 

-İki şey arasında tercih kullanacaksa mutlaka kolay olanını seçerdi

 

-Olayları daima hayra yorar ve uğursuzluğu yok sayardı

 

-Bir kapıyı en fazla üç defa çalardı

 

-Ellerine kına yakardı

 

-Bir yolculuğa çıkacaksa perşembe günü çıkardı

 

-Seferden döndüğünde eğer vakit geceyse, ev halkını rahatsız etmemek için mescitte uyur ve sabah namazından sonra evine geçerdi

 

-Cenaze geçtiğini görürse ayağa kalkardı

 

-Cenaze ile birlikte kabristana kadar giderdi

 

-Karşısındaki insana onun anlayacağı tarzda konuşurdu

 

-Kimsenin yanında ayağını uzatmaz ve bacak bacak üstüne atarak oturmazdı

 

-Evine misafir gelen kişi Gayri Müslim dahi olsa ona ikram ederdi

 

-Cihada giderken ve dönerken farklı yolları tercih ederdi

 

-Bir yere Vali tayin ettiğinde onun sarığını kendi elleriyle sarardı

 

-Yanında bir Müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığında derhal müdahale ederdi

 

-Devlet işlerini akraba ve yakınlarına değil, İŞİN EHLİ olanlara verirdi

 

Rabbimden, önce kendi nefsimde sonra da sizlerin üzerinde bu mübarek sünnetlerin tesir etmesini niyaz ediyor ve günlük hayatımızda tatbik etmeyi diliyorum

 

Sizleri, emanetleri asla zayi etmeyen Yüce ALLAH’a emanet ediyorum

Sağlık ve Afiyette kalın inşâAllâh

 

“ERDAL SADİ “

* BİR SORU- BİR CEVAP *

 

SORU: “İNSAN BİLMEDİĞİ ŞEYDEN SORUMLU DEĞİLDİR “SÖZÜ DOĞRU BİR SÖZMÜDÜR?

 

CEVAP: Halk arasında dolaşan ve cehaletten dolayı söylenen meşhur sözlerden biride maalesef bu sözdür.

 

Bugün, medeni kanunda bir şeyin suç olup olmadığını bilmemek kişiyi sorumluluktan kurtarmadığı gibi, YÜCE İSLÂM DİNİNDE de bir şeyin suç ve günah olduğunu bilmemek veya farz ve vacip olduğunu bilmemek, kişiyi sorumluluktan kurtarmaz.

 

Bilmemenin mazeret kabul edildiği tek yer vardır, o da insanın yeni Müslüman olmasıdır. Yeni Müslüman olan bir kimsenin bazı şeylerin farz-vacip mi veya suç-günah mı olduğunu bilmemesi makuldür ve bir mazeret olarak kabul edilebilir. Tabi o da en kısa öğrenmek şartıyladır. Bir de çocuklar ve deliler sorumlu değillerdir.

 

Şimdi hayatı boyunca dünya işlerini öğrenen ve yapmasını son derece zekice beceren bir kimsenin, aynı çabayı din konusunda göstermemesi nasıl mazeret olabilir?

 

Mübarek Peygamberimiz (S.A.V) buyuruyor ki;

 

” İlim öğrenmek her Müslüman erkek ve kadına farzdır.”

(Mecmau’z-Zevaid, h. nu: 472)

 

Farzı yerine getirmemek günahtır. Öyleyse ilim öğrenmemek, cahil kalmak da günahtır.

 

Diğer bir rivayete göre Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur:

 

” Bir alimin ilmini yaymayıp suskun durması / öğrenmek isteyen birilerine ilim öğretmemesi caiz olmadığı gibi, bir cahilin de -ilim öğrenmek için bir gayret göstermeyip- cahil olarak kalmaya devam etmesi caiz değildir”

 

Peygamberimiz, bu sözlerini şu ayetle da pekiştirmiştir:

 

” Bilmiyorsanız ilim ehlinden / bilenlerden sorunuz.”

Nahl Suresi 43.Ayet

 

Görüldüğü gibi, ayette cahillerin ilim ehlinden sorup öğrenmeleri emrediliyor.

 

Bütün bu açıklamalardan sonra:

” Cahil bir insan hem yanlış yaptığından dolayı hem de yanlışı öğrenmediğinden dolayı iki kere suçludur “denilebilir.

 
Etiketler: ==, EN, SEVGİLİYE, BENZEMEK, (2), ==,
Yorumlar
Haber Yazılımı