Yazı Detayı
09 Ekim 2020 - Cuma 08:01
 
FÎHİ MÂ FÎH
Mehmet YAKUT
mehmetyakut@medyavatan.com
 
 
İslam uleması, insan kelimesinin Arapça "nesâ" (unutmak) fiilinden veya, "üns" (ünsiyet kurmak/alışmak) fiilinden türemiş olabileceğini söylüyorlar. Hangi kökten türemiş olursa olsun, insanın yapısında her iki fiilin de mündemiç (içkin) olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
 
 
İnsanoğlu (bilhassa avam/kitle insanı) unutmaya ve alışmaya son derece müsait bir tabiata sahiptir. Kitabî (yazılı) kültür geleneğine değil de şifahî (sözlü) kültür geleneğine sahip, zaman/tarih, mekân/toprak/vatan şuurundan yoksun, günübirlik yaşayan "göçebe ruhlu, göçebe zihniyetli" toplumlarda bu durum çok daha fazladır. Göçebe ruhlu, göçebe zihniyetli" toplumların en önemli özelliği, balık hafızalı oluşları, en namüsait, en berbat, en gayriinsani şartlara/ortamlara bile çok çabuk uyum sağlamaları/adapte olmaları ve bu şartlardan/ortamlardan azami derecede istifade edebilmenin pratik yol ve yöntemlerini aramaya çalışmalarıdır.
 
 
"İnsan her şeye alışır, hatta köleliğe bile"  der, MONTESGUİEU bir sözünde. Evet, insan her şeye alışır. Adalete alışır, zulme alışır, yoksulluğa alışır, ayrılığa, hasrete, yalnızlığa alışır, acılara alışır, mekâna alışır, kişilere, inançlara, fikirlere, sembollere, renklere alışır, hatta kendisinin zararına olduğunu, kendisi için ölümcül sonuçlar doğuracağını bildiği sigara, alkol, uyuşturucu gibi şeylere bile alışır. Her alışma, bir sürecin sonunda tedrici olarak gerçekleşir ve alışılan şey, bir süre sonra alışan için bir ihtiyaca, hatta bağımlılığa dönüşür.
 
 
İnsan bir kişiyi, bir mesajı, bir sembolü, bir düşünceyi, bir hâli, bir duyguyu ne kadar sık görür, iştir, yaşarsa ona, o kadar çabuk alışır, onu içselleştirir, onunla ünsiyet kurar; görmediği, işitmediği şeyi, yaşamadığı hâli, yaşamadığı duyguyu da bir süre sonra unutur, ona yabancılaşır.1 Zira beyin, daima göze, kulağa itaat eder, sıklıkla yaşanan bir hâl, sürekli tekrarlanan bir fiil, hissedilen bir duygu anormal bile olsa, bir süre sonra normalleşir ve sıradanlaşır.
 
 
"Alışkanlıkların kazanılması insanın gelişim seyri içinde gerçekleşir.(...) Alışkanlıklara kapılmak beşer türünün yapısal özelliğidir... İnsan tabiatı, iyi veya kötü herhangi bir şeyi yapıp izlemeye başladığında ona alışma ve ondan ayrılmama, adeta değiştirilmesi mümkün olmayan bir hâle dönüşebilecek özellikte yaratılmıştır. Onun hayatta alışmış olduğu şeyler, asıl tabiatının üzerinde bir meleke haline dönüşür, neticede bu alışkanlıklar kendisi için adeta yaratılıştan gelen bir özellik halini alır. (...) Her inanç sisteminin, yönetim anlayışının, toplum üyeleri üzerinde kalıcı etkisi vardır. Alışkanlıklar, kendi içinde bir sisteme ulaşır ve fert tarafından makulleştirilerek özümsenir. Bu şekilde oluşan düşünme, inanma ve yaşama alışkanlıkları, fertlerde alternatif düşünme, inanma ve yaşama şekillerinin doğruluğuna ihtimal verdirmez, onları yeni arayışlara ve teşebbüslere yönelmekten alıkoyar. (…) (Said Nursi’ ye göre) Ülfet ve alışkanlık, sathi nazarı ve cehl-i mürekkebi doğurur. Belli tarzda ve belli kavramlarla düşünme, belli şeylere inanma alışkanlığı, varlık ve olaylara belli bir zaviyeden bakış alışkanlığını meydana getirir ki bu, gerçek bir engelleyici durumdur."2 
 
 
Alışkanlığın toplum üzerinde yol açtığı en önemli olumsuzlukların başında, şaşırma duygusunun yitirilmesi gelir. Şaşırma duygusunu yitiren toplum, bir ölüden farksızdır. Nasıl ki ölmüş bir insan kendisine yönelik hiçbir etkiye tepkide bulunamazsa, şaşırma yetisini kaybetmiş toplum da aynen ölü gibi hissizleşir, başına gelen hiçbir şeye tepki veremez, yaşadığı hiçbir anormallik onu rahatsız etmez. Sürü bağışıklığı gerçekleşmiştir artık. Olup bitenleri, sadece öküzün trene baktığı gibi seyreder. Bu, kötülüğün ve ihânetin sıradanlaşması, anormalliğin normalleşmesi, kuralsızlığın kurallaşması (anomi) halidir.
 
 
“Unutmanın Arapça karşılığı ‘nisyan’ dır.(…) Nisyan, basit cehalete yakın bir keyfiyet olarak kabul edilmiştir. Bir yerde o, belli bir tasavvurun sabit olmaması kabilinden bir bilgisizliktir.(.…) Anlaşıldığına göre unutma, şuurun önceden bilgi sahibi olduğu bir şeyi veya duygusal olarak yaşadığı bir konuyu gerektiği ve istenilen zamanda hatırlayamamasına sebep olan entelektüel ve psişik marazi bir ârazdır.”3 Unutma, hayattan aldığımız pahalı dersleri çöpe atmaktır; bir nevi hafıza kaybıdır. Yaşanan acıları, travmaları, trajedileri tekrar tekrar yaşamaya mahkûm olmaktır. 
 
 
İnsan doğasının ayrılmaz bir parçası olan ve bazı hallerde insanın yaşamını sürdürmesini, hayata tutunmasını mümkün kılması bakımından birtakım olumlu roller de ifâ eden unutma ve alışma sıfatları, tarih boyunca en çok insana tahakküm etmek, insanı sömürmek, köleleştirmek isteyen otoriter yönetimler ve emperyalistler tarafından istismar edilmiştir. "Hafıza - yı beşer' in nisyân (unutkanlık) ile malûl" olması ve üzerinde icrâ edilen toplum mühendisliği projelerine çabucak uyum sağlaması/alışması sebebiyledir ki otoriter yönetimler ve emperyalistler insanlara kolaylıkla hükmedebilmiş, onları madden ve manen sömürebilmişlerdir.
 
 
 
DİPNOTLAR:
1) Prof. Dr. Çiğdem KAĞITÇIBAŞI – Doç. Dr. Zeynep CEMALCILAR, İNSAN VE İNSANLAR, Evrim Yayınları, 16. Baskı, İstanbul 2014, S: 205
2) Prof. Dr. Mustafa AKÇAY, FETRET DÖNEMİ VE İNSANIN DİNÎ SORUMLULUĞU, Araştırma Yayınları, 1. Baskı Ankara 2013, S: 218, 219, 220
3) Prof. Dr. Mustafa AKÇAY, age. S: 184, 185
 
 
 
 
Etiketler: FÎHİ, MÂ, FÎH,
Yorumlar
Haber Yazılımı