Yazı Detayı
15 Kasım 2020 - Pazar 22:09
 
FİKRİN FAHİŞESİ OLMAK
Mehmet YAKUT
mehmetyakut@medyavatan.com
 
 

"Dünyanın en eski mesleği kendini satmaktır. Bunu fahişelik ile karıştırmak da bir o kadar eski bir yanılgıdır" der, bir sözünde Fransız edebiyatçı ve filozof Albert Camus.

 

Günümüz Türkiye'sinde gazetelerde, televizyon ekranlarında ve hatta yakın çevremizde çeşitli konularda ve bilhassa siyasi meselelerde yazıp çizen, konuşan "fikir fahişelerini" gördükçe Albert Camus'un ne kadar haklı olduğunu ve doğru söylediğini daha iyi anlıyor insan.

 

Kimdir bu fikir fahişeleri? Özellikleri nelerdir?

 

Bunlar, "fikir namusu" mefhumundan nasibi olmayanlardır. Bunların ilkeleri, belirli sabiteleri, kriterleri yoktur. Her duruma, her ortama uygun doğruları(!) vardır. Menfaatlerine, kişisel konumlarına uygun olan neyse, "doğru" odur. Gerçeklerle yüzleşmekten, gerçeği kabul etmekten nefret ederler. Üç gün önce söylediklerinin, savunduklarının tam tersini söylemeleri gerekiyorsa hiç çekinmeden yeni duruma uygun pozisyon almaktan imtina etmezler. Fakat bunu da son derece sofistike bir şekilde yaparlar. Yanılmış olduklarını, aldandıklarını, aldatıldıklarını itiraf etmek ürkütür onları. “İnançlarıyla”, “savunmak zorunda kaldıkları” arasında bir tenakuz olduğunu fark ettiklerinde derhal tevile, “ama” ve “ancak” lı edatlar eşliğinde “zorlama yorumlara” başvururlar. Kendilerine özgü bir fikirleri olmadığı gibi, samimiyetleri de yoktur. İnatçıdırlar; savundukları şeyler doksan dokuz delille çürütülmüş olsa ikna olmamakta direnip yüzüncü delili isterler. Çaresiz kaldıklarında ise, “ben bunun böyle olduğuna inanmıyorum” diyerek işin içinden sıyrılmaya çalışırlar.

 

Menfaat birlikteliği içerisinde oldukları ağa babalarının doğru dediği, onların da doğrusudur. Onun yanlış dediği, onların da yanlışıdır. Liderleri, şeyhleri, üstadları ne söylemişse, ne yapmışsa onu tasdik etmeyi, savunmayı mukaddes bir dava olarak görürler. Bu uğurda gerektiğinde öyle hayali senaryolar yazar, öyle komplo teorileri üretirler ki, neredeyse kendileri bile söylediklerinin doğru olduğuna inanırlar. Sürekli gücün, güçlünün ve kazananın yanındadırlar. Kişisel menfaatlerini, ülke menfaatlerine tercih ederler. Menfaat birlikteliği yaptıkları gücün önlenemez bir şekilde kaybetmeye başladığını, düşüşe geçtiğini hisseder etmez; hemen geçmişi eleştirmeye başlarlar ve varsa şayet, yükselen yeni gücün yanına kapaklanmaya çalışırlar. Ahlaki, insanî hiçbir kaygıları yoktur. "Utanma" duygusu, bunların semtine dahi uğramamıştır. Düşündükleri tek şey, kendi menfaatlerinin devamıdır.

 

Nasıl ki eğri bir cetvelden doğru bir çizgi çıkmazsa, bu tiplerden de doğru bir fikir, doğru bir fiil sudur etmez. Etmişse şayet, menfaatleri o an için öyle icap ve icbar ettirdiği için etmiştir. Bu fikir fahişeleri sürekli gündemde kalmalarını, popülaritelerini korumalarını hitap ettikleri kitlelerin cehaletine ve balık hafızalı oluşuna borçludurlar. Dolayısıyla cehaletin bitmemesini, hatta çoğalmasını isterler. Hitap ettikleri kitleler olup bitenleri çok çabuk unuttuğu içindir ki, ne yaparlarsa yapsınlar, ne söylerlerse söylesinler karşılarında kendilerini alkışlamaya teşne birilerini bulmakta hiçbir zaman güçlük çekmezler. Ne alkışlayanın yüzü kızarır, ne de alkışlananın.

 

Düşünmek ve konuşmak, insanı diğer canlılardan ayıran en mühim vasıftır. Dolayısıyla insanı insan yapan dilidir (sözüdür, fikridir). Ne hazindir ki, vücudunu para karşılığında satanlara "fahişe" sıfatını yakıştıranlar, fikrini, sözünü, dilini menfaat karşılığında satanları "fahişe" olarak görmek bir yana, onlara hayranlık duyuyorlar.

 
Etiketler: FİKRİN, FAHİŞESİ, OLMAK,
Yorumlar
Haber Yazılımı