Yazı Detayı
20 Şubat 2021 - Cumartesi 11:08
 
HAYALLERİMİZ GİBİ DERTLERİMİZDE ÇOK FARKLI
Erdal SADİ
 
 

 

 Nerde güzide sahabe-i kiramın dertleri, nerde bizim dertlerimiz, nerede onların yedi kat Sema’nın fevkinde ki hayalleri, nerede bizim yerlerde sürünen dünyalık boş heva ve heveslerimiz.

Yaşantımız nasıl farklı ise dert edindiğimiz hususlarda bir o kadar farklı. 1400 sene öncesine şöyle bir yolculuk yaptığımızda karşımıza çıkan ilk tablo “CENNET AŞIĞI İNSANLAR “

 

Onların derdi:” Acaba ne yapsam Allah benden razı olur, acaba hangi ameli işlesem cennete girerim “

Birde günümüz Müslümanlarının dertlerine bir göz atalım;

“Bireysel emeklilik caiz mi?”

“Bankadan promosyon parası almak helal mi?”

“Oğlumun masa başında bir mesleği olsun yeter ki, başka bişey istemem “

“Kızım mesleğini eline alsın kocasına kendini ezdirmesin “

“Salondaki halı mobilyaya uyuyor mu? “Perdeler koltuklarla kombine sağladı mı?”

 

Siz bu örnekleri çoğaltabilirsiniz;

Mesela; İddia ve Ganyan bayisinden beri gelmeyen insanlardan tutun, Mübarek ramazan ayında davulcuyla birlikte evine gelen ve gece boyu kahvede; Al kızı ver Papazı diyen ve Gece hayatı çok farklı olan kumarbazlara kadar, heva ve hevesinin esiri olmuş ve asıl gayesini unutmuş, manevi Ruhtan yoksun yaşayan insanların sayısı az değildir.

 

Sahabe cennet delisiydi

Sahabe ALLÂH ve Râsûl aşığıydı

 

Onlar sözlerinin hakkını veren yiğitlerdi

Peygambere “Canım sana feda dediler, gözlerini dahi kırpmadan feda ettiler “

Bizim gibi, konuştuğunda mangalda kül bırakmayıp “Anam-Babam sana feda olsun ya Rasûlellah “diyecek fakat yaşantısını Kur’an-ı Kerîm’e ve Sünnete göre değil, Batı modeli bir tarza göre düzenleyecek ve sonra kendine “Modern Müslüman “diyecek

Sahabe efendilerimize çok uzak lakırdılardı bunlar.

 

Sakalı Şerif ziyaretinde izdiham çıkaran kadınlar, Kocaları Sakal bırakmak için kendilerinden izin isteyince Çıngar çıkarıyorlar.

 

Onlar İslam dini için her şeylerinden vazgeçebiliyorlardı; Maldan, Yârdan,

Evlattan ve doğup büyüdüğü vatanından. Modern Müslümanlar ise bana dokunmayan yılan Bin yaşasın, aman benim rahatım bozulmasın diye kılını dahi kıpırdatmıyor. Onlar Allah’ın yüce dini yayılsın ve ahkâmı hâkim olsun diye gecelerini gündüzlerine katarak hak yolunda mücahede ve mücadele etmekten geri durmadılar ve bu uğurda yeri geldi öldüler ve öldürdüler.

 

Zamane Müslümanları ise bir yanında çayı diğer yanında kül tablasındaki sigarası ile internet üzerinden cihat yapıyor ve güya İslami oradan savunup temsil ediyor (gerçek dava adamlarını tenzih ederim)

 

Sosyal medya mücahitlerinin sayısı Bedir, Uhud, Hendek ve Tebük gibi İslam’ın kaderini belirlemede büyük rol oynayan savaşlarda, malıyla ve canıyla cihat eden mücahitlerin sayısından fazladır (Allah’u alem)

 Onlara göre bir sözün başında “Allah için” ibaresi varsa sözün sonu önemli değildi ve hemen atılırlardı amel etmek için, biz ise Kırk dereden su getiriyoruz:” kim için istiyorsun, kimlere bağlısın, hangi cemaate mensupsun, nereye topluyorsunuz, âmâ, fakat, ancak gibi gibi mazeretleri bini bin para

Yani onlarla bizim aramızda o kadar çok fark var ki; iman, maneviyat, ibadet, takva, cihat, kadirşinaslık ve cömertlik gibi daha sayamadığım birçok hususta bizden hep öndelerdi ve çok farklılardı.

İşin en garip tarafı ise hep söylerim, onlarla her şeyimiz farklı sadece bir yanımız aynı, o da Alemlerin Rabbine el açıp dua ederken hepimiz aynı cenneti istiyoruz, yani malıyla, canıyla ve bütün varlığı ile kendini Allah’a ve onun dinine adayan, Asrı saadetin o eşsiz Hazreti Ebu Bekir’i ve Hazreti Ömer’i ile bizim gibi yerinden dahi kıpırdamaktan imtina eden zamane Müslümanları aynı cennete talip (!)

 

İffetiyle, Tesettürüyle, Takvası ve Ahlâkıyla kıyamet sabahına kadar ümmetin kadınlarına ve kızlarına örnek teşkil edecek Hazreti Aişe ve Hazreti Fâtıma ile günümüzün “SÜSLÜMAN” bayanları aynı cenneti istiyor (!)

 

Onlar, aynı anda hem Alim, hem Abid, hem tüccar, hem mücahit, hem Halife, hem hatip, hem de zahid olmayı başarabildiler.

Dünyalık maişet peşinde koşmaları, ahiret için çalışmalarına mâni olmadı, namazlarını camide cemaatle kılmaları evlerine vakit ayırmalarına engel olmadı, gece teheccüt namazına kalktılar, sabah namazında da camiye gittiler, gündüz rızık için çalıştılar, gece günahları için ağladılar.

 Allah korkusundan ağlayan gözlerinden çıkan heybetli bakışlar ile yeri geldi kâfirleri ürküttüler.

 

Onlar, bir avuç sadaka veriyorlardı, o bir avuçlarla medeniyet kuruluyordu, çünkü az da olsa İçten veriyorlardı.

Cihad ettiler, Cihadları bereket getirdi, yeri geldi kendileri aç kaldılar ama aç olanları doyurdular, tabiri yerindeyse çıplak gezmeye razı oldular fakat başkalarını giydirdiler, malı sadece Allah için sarf ettiler ve karşılık beklemediler, yeri geldi Er meydanında gözlerini dahi kırpmadan ve zerre yalpalanmadan can verdiler.

Seher vakitlerinde deli gibi gözyaşı dökerlerdi, onları tanımayan birisi izlese sanki yeryüzünde işlenen bütün faili meçhul cinayetlerin ve yapılan zülüm ve kötülüklerin faili onlar zannederdi, çünkü öylesine ağlar ve yakarırlardı, sanki o büyük fetihlerin ve o ihlaslı hizmetlerin sahibi onlar değilmiş gibi.

Ezânı Muhammediyyeyi mescidde dinlemeye ve cemaatle namaz kılmaya çok önem verirlerdi, onlar için üzerine kavga edilecek bir toprak parçası varsa o da mesciddeki ön saftı, yaptıklarını hiçbir zaman yeterli görmediler, cihadın en büyüğünü yaptıkları halde, daha hayattayken cennetle müjdelendikleri halde elleri duada karıncalandı.

 Allah’tan hiç ümit kesmediler Dünyalık sıkıntılardan bunaldıkları vakit zikre ve Kur’an-a yapıştılar, sarayların sahiplerini esir aldılar ama saraya yerleşmediler, mütevazi hayatlarına devam ettiler.

 Allah Resulü ( S.A.V) vefat ettiğinde nasılsalar, ondan 20 yıl sonra da aynı kaldılar, onlar istikameti hiç değiştirmediler ve dünyalık menfaatlerden etkilenmediler.

Ne ibadetten taviz verdiler ne de cihattan, dünyadan nasiplerini de unutmadılar tabii.

Adım başı keramet gösterdikleri halde insanları tavlamak adına keramet kampanyası açmadılar En büyük kerameti istikamet üzere yürümek olarak gördüler.

 Onlar çok farklıydı, samimiyetleri, ibadetleri, sadakaları, sevdaları, fedakârlıkları, kardeşlikleri, konuşmaları, ilimleri, bereketleri, amelleri merhametleri ve aile reislikleri çok ama çok farklıydı.

 

 Yani kıymetli dostlar; onlar bir vadide bizler başka bir vadide yaşıyoruz.

Onlar ve onlardan sonra gelen birkaç nesil, bu ümmetin mayasını oluşturdular, her dönemin adamları farklı olur, hamdolsun Allah’a ki; İslam’ın can ve mal ile karşılıksız Fedakârlık beklediği zamanlarda, başrolünden figüranlarına varıncaya kadar, O mübarekler sahnedeymiş.

Düşünsenize 21. yüzyılın uyuşuk, ürkek ve cimri Müslümanlarının o zaman da yaşadığını (!)

Manzara korkunç olurdu herhâlde

 

Rabbimizden dileğimiz; onlar gibi olamayacağımızı bilmekle birlikte onların hayatını kendimize örnek almak ve onların izinden gitmektir, onların dertleriyle dertlenmek, Samimiyetlerini örnek almak ve yüce İslam davası için onlar gibi yeri geldiğinde mal ve can ile zamanına göre de kalem ve kelam ile cihad etmektir. Onların hayalleri gibi bizim hayallerimiz de Arşı Âla’ya uzansın ve en büyük derdimiz Yüce Allah’ın Ulvi rızası olsun, gerisini teferruat görelim inşâAllâh

 

“Allah onlardan razı oldu

Onlar da Allah’tan [O’nun takdirine] razı oldular” (Beyyine Sûresi 8.Ayet)

 

Sizleri, emanetleri asla zayi etmeyen yüce Allah’a emanet ediyorum

Sağlık ve afiyette kalın

 

 

SORU: BOKS SPORU YAPMAK CAİZ MİDİR ?

CEVAP:Bilindiği üzere BOKS , Top oynamak, koşmak veya Güreş tutmak gibi değildir.Boksta, vuruşmak ve Rakibe eziyet etmek kasdı vardır.İslâm dininde Horoz,teke,koç ve boğaları dövüştürmek ve onların eziyet çekmesine yol açmak Haram olduğuna göre , İki insanı karşı karşıya getirerek , eziyet çekmeleri üzerine kurulu bir Müsâbaka tertip etmek daha büyük Haramdır.Din nâmına Caiz demek mümkün değildir.BOKS müsâbakaları , batıdan gelen câhiliyet adetlerinden biridir.Onu oynamak Haram olduğu gibi seyretmek de Haramdır.

 
Etiketler: HAYALLERİMİZ, GİBİ, DERTLERİMİZDE, ÇOK, FARKLI,
Yorumlar
Haber Yazılımı