Yazı Detayı
14 Kasım 2020 - Cumartesi 15:14
 
KARABAĞ HADİSESİ’NE FARKLI PENCERE…
Bülent AKALIN
b.akalin@gmail.com
 
 

Henüz sonuçlanan, güya anlaşma ile neticelenen, Karabağ Savaşı’nda neden nihai olarak bitmediği sorusunu sorunca; ister istemez kenarından, köşesinden kırk şeytan piyasa ettim. Şeytanı köşesinden çıkarınca, batının takkesi düştü, keli de olduğu gibi göründü. Bir kere “Batı” denilince aklımıza sadece mevcut Avrupa ülkelerinin tümü ve Amerika geliyor. Hayır canım, ne münasebet! Batı kavramı Türk’ün önündeki engellerin hepsini kapsar. Rusya, Çin gibi süper güce ulaşanları karşımızda görmemek aptallık ve ahmaklığını isterseniz aymazlık, isterseniz ihanet görün; nasıl düşünürseniz öyle değerlendirin.

 

Orta Asya steplerinden kopup geldiği düşünülen atalarımızın nal seslerinin ürküttüğü Avrupa, öyle bir titremiş ki; Fatih Sultan Mehmet Han’ın ünlü komutanı Gedik Ahmet Paşa‘nın 1480 yılında İtalya’nın Otranto Kalesi’ni fethetmesi üzerine, bölgede büyük bir Türk korkusu oluşmuş ve daha sonra bu korku dalga dalga bütün Avrupa’ya yayılmış. O tarihten itibaren, anneler çocuklarını “Türkler geliyor” diye korkutunca, her endişe ve korku karşısında çocuklar, “Oh mama mia la Turci” demeye başlamışlar. Bu tekerleme mi, deyim mi her ne ise, bugün bile Avrupa da güncelliğini korur.

 

Elbette ki bu meselenin geçmişi de var. Atilla, Hun İmparatorluğu ile tam da Roma’nın kalbine hançeri saplamamış mıydı? Geçelim. Hayır! Durun; Batı’nın bizden kokmasına sebep yüzlerce hadise var, yüzlerce. Ne hazineler ama paha biçilmez meseleler.

 

YİNE KARABAĞ!

 

Ulu atalarımızın Karabağ’da at kişnemelerini; İHA, SİHA, Hava savunma sistemleri, zırhlı birlikler, yakın muharebe ile ilgili son derece yetişmiş komandolar, tam teçhizatlı Özel Kuvvetlerle becayiş edince; Ruslar uyandı! Aslında Rus İstihbaratı Türk kuvvetlerinin mükemmel sayılabilecek tahkimatla, ŞUŞA’da mevzilenen Ermeni güçlerince durdurulacağını raporlamışlardı. Ancak, sadece iki gün süren göğüs göğüse çarpışmalar neticesinde HANKENDİ Yolu açılınca, Rus amcalar ve Sn. Petersburg fırlaması Putin, “durun!” dedi. Savaşın neden neticelendirilmediği konusuna girmeyeyim. Sadece “cebelleşme ertelendi!” o kadar…

 

BATI TARİHİNDE KAN MÜNASEBETLERİNE VE BİZE KISA BAKIŞ, KISACA!

 

Konu Karabağ’dan açılmışken Ruslarla aramızda olan savaşlara da değinmek icap eder diye düşündüm. Tamı tamına on altı kez savaşmışız. Not düşmek için yazayım dedim. Bilginize…

 

“Sadece otuz yıl savaşlarında (1618-1648) Avrupa’da ölen insan sayısı sekiz milyondur. Muhteviyatını dahi bilmedikleri “Yeni Ahit” uğruna can vermişler güya. Keza eş anlamlı İngiliz İç Savaşları’nda (1642-1651) Anglikanlarla çarpışan Püritenler de öyle, sebep ne peki?.. Çünkü tedavüldeki onlarca İncil’den hangisinin gerçek, hangisinin sahte olduğu konusunda mutabakat yok, savaşanlar entelektüellerin yazdığı İncil’in hangisinin olduğunu da bilmiyorlar. Sırf bu yüzden 8 milyon ölü…(1)

(Alatlı A. America the beautiful, Fesuphanallah. Nasihatname 1)

 

AMERİCAN İÇ SAVAŞI (1861-1865)

 

Bu savaşta ölen insan sayısı 600 000…altı yüz bin!

 

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI (1914-1918)

 

(Buraya bir parantez açalım mı? İttihat ve Terakki’nin Alman sevdası yüzünden bulaşmışız. Aslı; Batı’nın kendi arasındaki savaştır, demek zannederim daha doğru olur. Osmanlı Devleti’nin kaybı 3 milyondur. Toplam ölü sayısı 16 ile 19 Milyon arasındadır.

 

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI (1939-1945)

 

Tamı tamına 60 milyon insan kaybı vardır.

 

Amerika’nın keşfi sonrasında Kızılderililere ve yerli halklara, bugünkü Güney Amerika’da, Avustralya‘da Aborjinlere yaptıkları, Kıta Afrika'sında yapılanlar, Haçlı Seferleri adı altında Anadolu üzerinden Kudüs çıkarmaları sırasındaki kayıplar, Sovyet dönemindeki Türk sürgünleri sırasında ölenler, Sırp kasapların Müslüman Boşnak katliamı; bu insan kıyımlarının sayısı konusunda ittifak ne yazık ki yoktur. Gariptir, yine Batı kaynaklı katliamların üstü örtülüdür ve gizlidir.

 

Meseleyi Karabağ’dan açıp bütün suçu yüklediğimiz(!) Batı dünyasına getirdik! Yoo, bizim tarihimiz Haçlı dünyası ile kıyaslanamayacak kadar temizdir. Ufak tefek olan, olmuşları sırtımıza kambur gibi yüklemeleri ve bizi katliamcı gibi gösteren 1915 tehcir hadisesini aklı selim Batılı tarihçiler bile reddediyorlar. Aha da tarih önümüzde! Hangi batılı ülkede bir kasabanın mülki amiri, güya azınlıklara kötü muamele ile yaptığı için idam edilmiş? Bilvesile, Yozgat Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Beyi saygı ile selamlayalım, Allah ona rahmet etsin…

 

Daha dün Karabağ’da şehit edilen Azerbaycan askerlerinin cesetlerinin Ermeni kuvvetlerince domuzlara yedirilmesini, tarih asli kayıtlarına kaydetti bile… Hâlbuki ki Türk, aman dileyene asla el kaldırmamıştır. Sormayalım mı, “ya hu bu kin niye? “Ölüden ne istersiniz?” Ermeni katliamları bununla sınırlı değil elbette, Doğu Anadolu’da yedikleri haltlar bizim arşivlerimizde. Hocalı Katliamı büyük bir dramdır. Mesele 2. Dünya savaşı sırasında Yahudi olunca onlarca belgesel, kitap, sinema filmi piyasa edilir, ama Türk olunca değersiz ve kıymetsizdir. Irak ve Afganistan‘da AMERİKAN güçlerinin yediği haltlar olanca tazeliği ile hafızalarımızda…Bunları neden yazdım?

 

Birbirine acımasızca kıyan Haçlı dünyası, bize neden merhamet etsin ki?

 

“TÜRK MİLLETİ, AVRUPA’YI CEZALANDIRMAK İÇİN TANRI TARAFINDAN GÖNDERİLMİŞ BİR KUVVETTİR” Martin LUTHER. (1) (a.g.e sayfa 60)

 

Kanaat ederim bu söz Haçlı dünyasının beynine kazınmış, öylece duruyor. Protestanlığın akıl ve fikir babası Evanjelizmin doğuşunun sebebidir Martin Luther; Ne demek istemiştir? Bu cümleden kim ve kimler nasiplenmiştir, gelecekle ilgili plan ve projeler nedir, bilmiyoruz. Komplo ve bağlı teoriler dokuz aylık değildir…Şartlar her gün yeni şeylere gebe…

 

Batılı ülkeleri mezhep tarifi üzerinden değerlendirmek nafile, Ortodoks ve Katolikler yüz yılın başında anlaştı ve gariptir bu barış antlaşması İstanbul’da imza edildi!

 

GALİP Mİ ARIYORUZ? RUSYA MI-BİZ Mİ?

 

Karabağ Savaşı’nın asıl galibi Türkiye’dir. Kremlin savaşı sonlandırmış olabilir; ancak,

” BİZİM BELİRLEYİCİ ROLÜMÜZÜ KİMSE YABANA ATMASIN.

 

” Rusya Kafkasya’da, Türkiye ile sınandı. Artık Kafkaslarda “sadece ben varım” tezi, tatlı bir Slav düşü…Sadece rüya…Daha önce Karabağ'da Rusların tepeden inmeci Jakoben tavrına "Bu iş neden yarım kaldı, Karabağ'ın tümünü halletmeliydik" diye tepki göstermiştim. Yine aynı kanaatlerimi taşıdığımı ifade ederek, konuyu biraz da zamana yayalım. Zira Suriye ve Libya'da da karşımızda Rusya var. Kafkasya meselesi problemlerin tümü ile bağlantılı ve elbette ki Satranç tahtası...Önümüzde ki süreç anlaşma maddelerinin sıhhatine ilaç gibi görünüyor.

 

Hülasa...

 

Ayasofya, Akdeniz, Batı Anadolu Denizi (Mavi Vatan), Libya, Suriye sonrası Karabağ hadiseleri şunu çok net bir şekilde göstermiştir ki…Anadolu, Batının “restini gördü” ve kanaat edin ki, iki taraf da ileride olacaklara hazırlık yapıyor.

 

Toparlanın, sırtınızı yaslayın ve yarı keyifle bir Karabağ şikestesi dinleyin. Sonra, sonra mı?

 

“GÖNLÜMÜN SEVGİLİ MAHBUBU BENİM VATANIMDIR. VATANI SEVMEYEN İNSAN OLMAZ; OLSA DA O SİNEDEN VİCDAN OLMAZ!” deyin, gözüm…

 

Sağlıcakla, Allah’a emanet olun.

 
Etiketler: KARABAĞ, HADİSESİ’NE, FARKLI, PENCERE…,
Yorumlar
Haber Yazılımı