Yazı Detayı
05 Ağustos 2020 - Çarşamba 16:22
 
Şayet ben Yusuf olsam ...
Bedirhan KURTOĞLU
bedirhankurtoğlu@medyavatan.com
 
 

     "Dünya değil, hayat güzeldir."

 

     Şuur altlarımız bu cümleye meftun... 

     Böyle dayanıyoruz. 

 

     Haksız da sayılmayız. 

 

     Napalım?

     Biz göğün her yerini mavi bilerek büyüdük. Doğar doğmaz; asmalar mazgalından, sarmaşık güller, gölgeler diyarından, elimize bade kapları tutuşturup seyrettirmişler bize dünyayı. 

 

     Meğer semavatın şimşeği, gündüzün leyli, arzın şemsi varmış da bir yerler yakılana, patlatılana, hasılı bir yerlerde kanlı satrançlar oynandığı yüzümüze çarpana değin hiçbir şeyi fark edememişiz.

 

     Çocukmuşuz işte yahu!

 

     Değilmiş her türkü ser'de hoşluktan. 

     Her şehir yeşil, her mevsim bahar değilmiş.                                       

 

     Aşağıda, seneler öncesi rahmet-i rahmana kavuşmuş, yetişmemde; bugüne varmamda emeği derya bir yüreği güzelle gerçekleşmiş gençlik masası muhabbetimizi kaleme aldım. Gelin hep beraber yetişelim, hissemizi alalım. Okuduktan sonra, ismi lazım değil kabilinden bir Fatiha’nızı kendisine gönderirseniz, onun ruhunu; benim de gönlümü şad edersiniz.

 

     Hayde başlayalım o vakit...

...

     "Şayet ben Yusuf olsam, bir Kenan bulup kaybolurdum" deyince, yaydı tebessümünü ortaya. Gençliğime vermeyecekti, kızmıştı. En çok da acımıştı. Elini şakağına koydu. Bana Yusuf olmayı dileten, Kenan görmeyi yeğleten ne varsa düşündü ve komut aldı dudakları:

 

- Tebessüm ile biliyorum,

  Babamız en çok bizi sevmiş.

  Hüzün ile biliyorum,

  Bizi kardeşlerimiz kuyuya atmış.

  Şiddetle biliyorum,

  Biz kuyudan çıkamamışız.

  Dehşetle biliyorum,

  Sultanlık şiiri yazanlarımız çok...

 

     "Yahu iyi de..." diye girdim söze lakin kahrolası kekemelik yine kilitledi dilimi... 

 

      "Yusuf'u bilmem ama senden iyi Musa olur" dedi. Musa'nın kekeme olduğunu biliyordum. Gülseydi belki darılırdım ama heyhat, hiç bozmadı ciddiyetini. Beni iyi tanıyordu. Üstelik kafamdaki mekan karmaşasını hissetmiş olmalıydı. Tekrardan başladı söze;

 

     - Biliyor musun? 

       Musa'yı Tur Dağı'nda bayıltan tecelli, aynı zamanda Yusuf'u kuyudan çıkaran tecelliydi.

 

     İçimden, okuduğum yığınca kitabın ne halta yaradığını sorguluyordum. Zira onu anlamıyordum. Kafamdaki keşmekeşe yine kılıç attı;

 

     - Mesele temiz kalabilmek... dedi. 

...

     - İnsan temiz kalabilseydi, Kalübela'da verdiği söz hala kulağında çınlardı. Sözün muhatabının kibir sevmediğini hatırlardı. Sen de hatırlardın.

 

      İstemsizce gözlerim doldu. Tutamıyordum. Herhalde kibrimden sıyrılıyorum, baksana gözlerim üzerinde bile söz sahibi değilim diye geçirdim içimden. Halimi sünnet olan bir çocuğu teskin etmek isteyen kirve gibi karşıladı:

 

      - Allah; vereceği inşirahın, ferahlığın, gücün muhasebesini yapmaz. Ancak insan üzerine yağan tecelliyi nasıl karşılayacağının muhasebesini daimi yapmalıdır. Yaprak daldayken rüzgar sadece okşayıcılıkla vazifelidir. Yaprak yere değdiğinde rüzgar artık bir darp edicidir. Durduğun yeri, neyi dilediğini, hangi hali yeğlediğini keskin muhasebe et.

 

      Sustum...

 

      - Sen önce bulmayı dile, kaybolursan da Hafızdır Allah; sana da senlik bir Kenan bulur elbet.

...

      Kuyularınız şen, inşirahınız bol olsun efendim. 

Öyle ki hiç kaybolmayı dilemeyesiniz.

 

      Beyrut'taki patlamada ölen canlara rahmet olsun duasıyla bitirerek Allaha emanet olunuz diyorum. 

 

      Selam ile...

 

 
Etiketler: Şayet, ben, Yusuf, olsam, ...,
Yorumlar
Haber Yazılımı