Yazı Detayı
31 Mart 2021 - Çarşamba 14:15
 
TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİ IRKÇILIKLA ÖZDEŞLEŞTİRME HASTALIĞI – 1
Mehmet YAKUT
mehmetyakut@medyavatan.com
 
 

 

1789 Fransız İhtilali’nin ardından dünyada yükselen milliyetçilik akımının etkisiyle aralarında Osmanlı Devleti'nin de bulunduğu içinde pek çok etnisiteyi barındıran imparatorluklar hızlı bir çözülme ve dağılma sürecine girmişlerdir. Osmanlı tabiiyetinde bulunan Bulgar, Yunan- Rum, Arnavut, Sırp, Karadağ, Romen milletine mensup çeşitli Hristiyan unsurlar Osmanlı' ya karşı isyan bayrağını açıp 1877- 1878 Osmanlı- Rus Harbi ve 1912- 1913 Balkan Savaşları sonrası önce özerkliklerini sonra da bağımsızlıklarını kazanmışlar, Ermeniler ve Araplar ise bu emellerine kavuşabilmek için 1. Dünya Savaşı' nı beklemek zorunda kalmışlardır. Ermeniler, İttihat Terakki liderlerinin tehcir kararıyla bu emellerine ulaşamamış, fakat İngilizlerin desteğini de arakalarına alan Araplar, Osmanlı' dan ayrılmışlardır.

 

Osmanlı devleti, tebaası arasında hızla yayılmaya başlayan milliyetçilik akımının önünü kesmek ve devleti parçalanmaktan kurtarmak için Tanzimat ve Islahat fermanlarıyla bir yandan azınlıklara yeni birtakım haklar tanırken, diğer yandan da tabiiyeti altında bulunan tüm etnik ve dini kimlikleri üst bir kimlik altında birleştirebilmenin imkânlarını, yollarını aramaya başlamış, ilk olarak Osmanlıcılık düşüncesini ve Osmanlılık üst kimliğini ortaya atmış, devlet adamları ve aydınlar bu düşünce etrafında toplumu birleştirmeye çalışmışlar ancak bu düşünce, Osmanlı Mebussan Meclisi’ndeki Rum mebuslardan Bosso Efendi’nin, “Benim Osmanlılığım Osmanlı Bankasının Osmanlılığı kadardır” sözünde somutlaştığı biçimiyle Türklerden başka hiçbir etnik ve dini unsur tarafından ciddiye alınmamıştır. Hıristiyan unsurların Osmanlı'dan kopmasını müteakiben yeni bir düşünce arayışına girişen Osmanlı Devlet adamları ve aydınları elde kalan Müslüman tebaayı bir arada tutabilmek için İslamcılık (İttihat-ı İslâm) düşüncesini ortaya atmışlardır. 1. Dünya Savaşı' nın başlaması ve Arapların Osmanlı' dan kopmasıyla birlikte bu düşüncenin de sadra şifa olmadığı görülmüş ve hiç olmazsa elde kalan Türkçe konuşan nüfusu bir arada tutabilmek için Osmanlı devlet adamları ve aydınları tarafından son çare olarak, Türkçülük fikri ortaya atılmıştır.

 

Görüldüğü gibi Türkçülük ve Türk milliyetçiliği düşüncesi, diğer etnik ve dini unsurların kendi milliyetleri temelinde devletlerini kurup birer birer Osmanlı' dan kopmalarından sonra teşekkül etmiş olan en son düşüncedir. Bu tarihi gerçekleri saptırarak, çarpıtarak Türkçülük ve Türk Milliyetçiliği düşüncesini Osmanlı' nen parçalanmasının sebebi olarak göstermeye çalışmak bir anakronizm örneği ve tarihin kasıtlı olarak tahrifidir, gerçekle uzaktan yakından alakası yoktur. Bu hakikati, ilim ahlakına sahip namuslu her insan itiraf etmektedir. Kendisi de İslamcı bir akademisyen olan Celalettin Vatandaş, bu konuda bakınız ne diyor. "Ancak ne var ki, yüzyılın ilk çeyreğinde patlak veren Sırp, Yunan ayaklanmaları ve bunları takiben gerçekleşen diğer ayaklanmalar (Bulgar, Arnavut, Romen, Karadağ, Ermeni, Yemen, Vahhabi ayaklanmaları vs.) Osmanlı' nın düşmanlarının sadece dışarıda değil, içeride de olduğunu ve Osmanlı toplumsal sisteminin yeni şartlara direnebilecek güçte olmadığını gösterir. O güne kadar devletin ismi Devlet-i Âliye, hükümetin ismi Hükümet-i Saltanat-ı Seniye, ülke toprakları Memalik-i Mahsusa-i Şahane, tebaa ise Tebaa-i Şahane olarak bilinmesine ve bu tanımlamalar, siyasi, kültürel, dini, coğrafi açılardan tüm imparatorluğu ifade etmesine karşılık, öncelikle Hıristiyan toplulukların ayrılması ve kalanlarında ayrılma çabası yürütmesi, ayrıca Türk olmayan Müslüman unsurların ayrılma eğilimine girmeleri, imparatorluğun kurucu topluluğuna mensup aydınların o güne kadar işe yaramayan Osmanlılık üst kimliği yerine, kendi etnik/kültürel kimliklerine sahip çıkmalarına neden olur." (1)

 

Türklük üst kimliği, Osmanlı'nın 1. Dünya Savaşı sonunda tarihe karışıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurulmasıyla birlikte anayasal vatandaşlık bağı çerçevesinde bütün toplumu kuşatan bir üst kimlik olarak kabul edilmiş ve 1924 Anayasasının. 88. Maddesinde "Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle Türk denilir" şeklinde tarif edilmiştir. Görüldüğü üzere bu tanımda herhangi bir etnik veya dini mensubiyete atıfta bulunulmamış, anayasal vatandaşlık bağına ve siyasal aidiyete atıfta bulunularak sosyolojik bir tanımlama yapılmıştır. (Devam edecek…)

 

DİPNOT: 1) Celalettin VATANDAŞ, Türk Ulusçuluğunun Doğuşu, Açılım Kitap, 2. Baskı İstanbul 2010, S: 116

 

 
Etiketler: TÜRK, MİLLİYETÇİLİĞİNİ, IRKÇILIKLA, ÖZDEŞLEŞTİRME, HASTALIĞI, –, 1,
Yorumlar
Haber Yazılımı