DOLAR 16,1237 1.22%
EURO 17,3067 1.52%
ALTIN 959,851,18
BITCOIN 472519-2,54%
Isparta
15°

PARÇALI AZ BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

YÜZLEŞİYORUM
461 okunma

YÜZLEŞİYORUM

ABONE OL
29 Ocak 2022 14:55
YÜZLEŞİYORUM
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

Kadına yönelik şiddetin nedenleri nelerdir?
Üzerine günlerce konuşulacak haklı nedenleri olan bir başlık değil mi? Saymakla bitmeyecek nedenlerin en başında toplumsal nedenler geliyor. Sonra diğer nedenler zincirleme trafik kazası misali birbirine ekleniyor da ekleniyor. Sanki neden nedeni doğuruyor.
Hızlı sosyal değişim, ekonomik eşitsizlik, cinsiyet eşitsizliği, bu eşitsizlikleri körükleyen politikalar, yoksulluk gibi.
Biraz daha detaya inmek istersek; yasaların uygulanmasındaki yetersizlikler, şiddeti pekiştiren kültürel normlar, ateşli silahlara erişimin kolaylığı, çatışma ve çatışma sonrası ortamı, zayıf kurumsal politikalar, mağdurlara yönelik hizmetlerin yetersizliği diye sürer gider.
Aile açısından bakıldığında; yaşanan bölge, yetersiz anne- babalık becerileri, evlilikte uyumsuzluk, anne- babayla çatışmaların şiddetlenmesi, ev halkının sosyo-ekonomik durumunun düşük olması, şiddete bulaşmış arkadaşların varlığı, çocuklukta ihmal ya da istismara maruz kalmak, psikolojik ve kişisel bozukluklar, yetmezmiş gibi üstüne bir de alkol ve madde bağımlılığı!
Hepsi bilimsel ve uzman görüşü olan bu nedenlere itraz etmemekle birlikte yeterli olmadığını söyleyebilirim.
Çünkü en ilkel çağlarda bile kadının son yüzyıllardakinden daha değerli bulunduğu, daha korunaklı tutulduğu, daha güvende olduğu kanaatindeyim. Mağara devrinde bile kadınların eşlerini kendilerinin seçtiğini yazıyor kaynaklar. Tıpkı hayvanlarda olduğu gibi erkek dişi için savaşıyor ve hak eden kazanıyor. Bu kadın için verilen bir mücadele değil de nedir?
Şimdilerde olduğundan çok farklı. Dişi kendini kabullendirmek veya değer görmek için mücadele etmiyor, onunla da kalmayıp şekilden şekile girmiyor.
İslamiyette peygamber efendimizin ve sahabenin yaşantısı baz alındığında kadın yine kraliçe konumunda. O zamanın şartlarında kadın ev temizlemek, yemek yapmak, hatta doğurduğu çocuğu emzirmek zorunda değil. Kaldı ki, bunları yaparsa kadının lütfu olarak değerlendiriliyor.
Hanlar hanı Cengiz han, eşi için benim”Hanım”dememiş miydi?
Türk devletlerinde kadınlar hep eşleri tarafından değer görmüş. Osmanlı’da ise harem sürekli savaşta olan bir padişahın her gece zevki için kadın seçtiği bir yermiş gibi gösterilse de aslında kadınların kapatıldığı bir mekan değil de onların eğitimi için kurulmuş bir akademi olarak izah edilir.
Cumhuriyet dönemine geldiğimizde ise kadın Atatürk’ün çabalarıyla kaybettiği değere yeniden kavuşuyor.
O zaman kadın nerde ve ne zaman değer kaybetmiş nasıl bir kumpas ile uçuruma sürüklenmiş bunu sorgulamak lazım. Kadın modernleşme sürecinde kadınlığı ve dişiliği arasında sıkışıp kalmıştır. Aile kavramı, hızla değişen yaşantı ile birlikte büyük çözülmelerle adaptasyon sorunu ile yüz yüze gelmiştir.
Bir evde dede, büyük anne, anne, baba (kaynana, kayın baba, elti, görümce, vs) kardeşler, onların çocukları kabile halinde yaşarken karar vermek, sorumluluk almak, gelir gider hesaplamak gibi misyonu yokken, kadın küçülen aile yapısında kalabalıktan özgürleşme, karar verme, sorumluluk alma aşamasında sudan çıkmış balığa dönmüştür. Buna bir nevi güç zehirlenmesi de diyebiliriz. Okur yazar olsa dahi eğitimsiz ailesinden ve çevresinden aldığı etki ile bir yanı özgür olan kadın baskılar arasında sıkışıp kalıyor. Konfor alanı değişmişse de, aileden kalma ezber yapı kalıplaşmış beyninde, başka türlüsünü bilmiyor çünkü.
Sevgi ve öfke ile baskılanmış kadının kabile içinde bölüşülen kurbanlık makamı var gücüyle üstüne kalmış. Öğretilmiş bir çaresizlikle cefakarlığın, fedakarlığın kadınlık olduğu zannıyla ezilmiş üstelik. Tabiki, zaman durmadan evriliyor. Kadının yeri evi iken, çalışma hayatı başlıyor, ekonomi (para) ile tanışıyor. Yavaş yavaş bu kontrolsüz güç ile zehirleniyor.
Çünkü, feminizm horltuyor. Ağız birliği ile kadın erkek eşitliği dayatılıyor. Ama kimse kadın erkek arasındaki adaletten bahsetmiyor. Eşitlik adaleti sağlamaz demiyor. Arada eşitlik olursa kadın sömürülür, toplum yozlaşır çöker diyemiyor. Kapitalizm sızıyor en kutsal yapının içine. Aile kavramının içi boşalıyor.
Aile kavramının mihenk taşı kadın eşitlik safsatasıyla ailesinden koparılıyor. Bizim genlerimizde, bilinçaltımızda babasızlık acı verse de vardır kabul edilir, çünkü tarih boyunca baba savaştadır, askerdedir, gurbettedir uzaktır. Varlığını bilir uzak olmasını garipsemeyiz. Biliriz ki, anamız bir soluk ötededir. Üzülsek, korksak hep ona sığınırız. Anamız yanımızdaysa dünyayı karşımıza alırız. Eşitlik varsa, erkeğin her yaptığını yapabiliyorsa kadın, hadi buyurun bakalım vardiya sistemi çalışmaya. Gece evinde uyumayan kadın annelikten, eşlikten istifa etmiştir. Geçmiş olsun.
Bunun ne demek olduğunu gece uyandığında annesini bulamayan çocuklara sorun. İlk zamanlar, ıstırapla evde çocuğunu ağlarken bırakan kadın zamanla bu ağlamalara nasıl duyarsızlaştığını, hatta çocuğa öfkeli tepki gösteren bir kadına dönüştüğünü fark etmez bile. Sorsan evladı için it gibi çalışmıştır. Doğrudur. Ama artık ne kadındır, ne de anne. Bu boşluğu doldurmak için hane bireylerine maddesel hediyeler, imkanlar sunar. Yorgundur. Vakti yoktur maneviyata, sevmeye ve dahi sevilmeye.
Evdeki tek güç para ve paranın satın alabileceği şeylerdir artık. Kısa zamanda bu durum yetersiz kalır. Mutsuzluk, geçimsizlik,
duyarsızlık hat safhaya ulaşır. Herkes kendi aleminde yol bulmaya başlar.
Kadın kendini ispat etti.
Benim param.
Ben kazandım isyanları bu çöküşün son demleridir. Kadının güç elinde aşk peşinde. Adam mutsuz heyecan peşinde. Çocuklar sevgisiz. Boşluktan çıkamıyor uyuşmanın peşinde. Eşitlik özgürlük ise eşitlendik. Adil bir denge oluşturmadı. Neden? Çünkü kimse mutlu değil.
Bu aileden çıkan çocuklar özgüvensiz sevgisiz. Bir şeyi kazanmak sahiplenmek için güçlü olmak zorunda olduğu bilincinde. Zira aile faktörü yanı sıra şiddet içeren dizilerle arabeskle yetiştiler.
Bir de anneliğin en büyük nişanesi normal doğumlardan sezaryen doğumlar, hazır mamalar anne çocuk arasındaki görünmez bağı iyice kopardı. Aradaki empati gelişmedi. Emek verilmeyen (çaba görmeyen) her şey evlat yada anne değersizleşti.
Evlat değer görmediği anneye babaya değeri nasıl versin? Onlar gibi parasını verip geçer. Zor anlarında yanında olmayan anneye öfkeli ve kinlidir. Dolayısı ile tüm kadınlar aynıdır. Anne bu konuda eksikliğini bildiği için suçlu hisseder. Oğluna sınırsız tavizkardır ki ergen her isteğini yapma özgürlüğüne sahiptir. Elde edemezse zor kullanmakta hakkıdır.
Ya kız çocukları?
Ben yaşamadım o ezilmesin özgürlüğü, yada korunması gereken zamanda tek kaldığı için kendini savunma güdüsüyle bozuk ağızlı, erkek davranışlı, şiddete meyilli. Güçlü olduğunu düşündüğü yanlış çevrede edindiği kimliğini, kişiliğini bulamaması en büyük şiddettir.
En fenası da, çalışan anne baba korunaklı güvenli diye evlatlarını aile büyüklerine, amca, dayı akrabalara bırakıp onların suistimale uğradıklarını fark etmemiş olmaları.
Kız kardeşin erkek kardeş tarafından taciz edildiğinde farketmemeleri yada bunu ört bas etme vicdansızlığı.
Biraz daha ileri gideyim, çocukların anne yada babanın ihanetine tanıklık etmeleri.
Tüm bu olaylar modernizimin karanlık yanları.
Kimse inkar etmesin. Böyle travmalar içinde bir şekilde şiddete maruz kalmış bir nesil yetişiyor. Parçalanmış (boşanmış yada boşanmamış ) ailesiz tek başına kalmış bir nesil. En önemli şeyin sadece maddesel güç olduğuna ve bu gücü zahmet çekmeden kazanmak peşinde koşan bir nesil yetiştirdik el birliğiyle.
Teknoloji çağı.
Elin gavuru yapay zeka peşinde, bizim guruh o teknoloji ile ego kasma, değer görme, beğenilme, kolay para kazanma peşinde. Ama bu sadece yeni nesil değil 7den 70 e herkeste. Kalite peşinde koşan çok az bir kitle olsa da sanal bir kerhane ve bu kerhane bu tip aileler tarafından gönüllü işletiliyor.
Biraz jeton karşılığında tüm mahremiyeti hiçe sayan Müslüman namussuzlar.
Evet tiktok tan bahsediyorum. Bu konuyu ayrıca başka bir yazımda ele alacağım. Bana dokunan taraf yada beni öfkelendiren tarafı anlatayım size. Yıllardır akademisyenlerin, psikologların, sosyologların, spirütüel çalışmalar yapanların, gazetecilerin ve her kesimden aydınların altını
çizdikleri konu bu. Kadının değeri, şiddet ve tacizden korunması. Yasaların yetersizliği nedeniyle yeterince korunamamış olması. Bunda hepimiz hemfikiriz amenna ama kadının kendini değerli görüp kendini koruması değil midir esas olan? Kendini koruyan dolayısı ile başka kadınları da korumuş olacaktır bir nebze.
Şimdi soruyorum size,
bana göre hiç bir edebi, musiki, sanatsal değeri olmayan tamamen kadınları aşağılayan bir şarkı ile edepsizce göbek atan bir kadının değeri nedir?
“Dört öküzüm var dördü de kara
Kız bulamazsan dul karı ara”
diye baştan sona kadını aşağılayan iğrenç ötesi bir şey! Bir kadın bunu hazmedemez, etmemeli.. Kadın bu şekilde kendini basitleştirince üç beş jeton karşılığında hem kendini hem de diğer hemcinslerini risk altına sokuyor. Kendi şiddetini kendi hazırlıyor.
Demem o ki; kadın erkek arasında eşitlik değil, adalet sağlanmalı. Kadının çalışma saatleri annelik sorumluluğu düşünülerek aşağı çekilmeli, ücret değişmemeli , aile terapisi ücretsiz olmalı, etik normlara uymayan yayınlar diziler yasaklanmalı. Ama her şeyden önce bir kadın dişiliği ile kazanç, avantaj sağlamamalı. Kişiliğin ve bilginin estetikten daha önemli olduğunu bilmeli ki değerli olmanın kadın olmanın tadını anlasın. Bedeninin eksikliğini dolgu yaptırarak değil de beynini besleyerek yapmalı. Değerli olduğunu idrak etmeli ki çocuklarını doğru yetiştirsin. Bir kadın başka bir kadının katilini yetiştirmesin .
Erkek zihinle yaşar, kadın yüreğiyle. O yüzden çocuk eğitimini kadın üstlenmeli .
Merhametli, nazik, düşünceli, empati yapabilen bir nesil yetişsin.
Sevgili kadınlar unutmayın siz kendi değerinizi bilmez ucuz hareketlerde ısrar ederseniz ne evladınız ne partneriniz size değer verir. Lütfen kendinize çöp muamelesi yapmayın. Yaptırmayın da.
Ves’selam.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP